BENBU: Kendine Ait Bir Hikaye -
Hüsamettin Koçan, BENBU, 2048x1365

BENBU: Kendine Ait Bir Hikaye

Hüsamettin Koçan’ın "BENBU" sergisinin incelemesi sanatçının çocukluk anılarını, demir ustalarını ve Anadolu'nun animizmden Selçuklu'ya uzanan köklü katmanlarını, mekânın mimari karakteriyle çarpıştıran bu otobiyografik görsel haritayı mercek altına alıyor.

/

Ankara’da CerModern’in geniş endüstriyel salonuna girdiğinizde ilk hissedilen şey boşluk değil; aksine mekânın taşıdığı hafızadır. Bir zamanlar demiryolu atölyesi olarak kullanılan bu dev yapı, bugün çağdaş sanatın sergilendiği alanlardan biri olarak yeniden hayat bulmuş olsa da geçmişini bütünüyle geride bırakmış değildir. Çelik kolonlar, yüksek tavanlar ve geniş açıklıklar hâlâ bir üretim mekânının izlerini taşır. Bu nedenle CerModern’de açılan her sergi, yalnızca eserlerin değil mekânın da konuştuğu bir karşılaşmaya dönüşür.

Hüsamettin Koçan’ın BENBU başlıklı sergisi tam da böyle bir karşılaşmanın içinde kuruluyor. Sergi henüz hazırlık aşamasındayken mekânı dolaşırken Koçan’ın sık sık aynı noktaya geri döndüğünü fark etmek zor değil: bir sergi yalnızca sanatçının değil, sergilendiği mekânın da hikâyesini taşır.

“Burada iki kimlik var,” diyor Koçan. “Bir mekânın kendi kimliği var, bir de sanatçının. Bu ikisi birlikte var olmak zorundadır.”

CerModern gibi güçlü bir mimari karaktere sahip bir mekânda bu ilişki daha da görünür hale geliyor. Bazen mekân sanat eserinin önüne geçmek ister; bazen sanat eseri mekânı dönüştürür. Koçan’ın işleri bu gerilimden kaçmıyor, tam tersine onu kabul ediyor. Demirden yapılmış dev çengeller, tavandan sarkan kilimler, büyük ölçekli resimler ve heykeller mekânın endüstriyel hacmiyle konuşur gibi yerleştirilmiş.

Koçan için sanat yalnızca bir ifade biçimi değil; insanın dünyayla kurduğu daha derin bir ilişkinin parçası.

“Sanat insanı kuşatmak için yapılmaz,” diyor. “Sanat insana şunu söyler: Bu dünya uçsuz bucaksızdır. Umutlu ol. Umudu ara. Yalnız değilsin.”

Bu sözler serginin kavramsal arka planını da açığa çıkarıyor. BENBU yalnızca bireysel bir anlatı değil; insanın dünyadaki yerini, kültürel hafızayı ve sanatın etik boyutunu düşünmeye çağıran bir önerme.

BİR HAYATIN SANATA DÖNÜŞMESİ

Koçan’ın sergiyi gezerken tekrar tekrar söylediği bir cümle var:

“Benim hayatım var burada.”

Bu vurgu tesadüf değil. Koçan’ın sanat anlayışı, sanatçının kendi hikâyesine sadık kalması gerektiği fikrine dayanıyor. Ona göre özgünlük ancak bu sadakatten doğabilir.

“Bir hikâyesi olmayanın özgür sözü olamaz,” diyor.

Bu nedenle BENBU sergisi Koçan’ın farklı dönemlerde ürettiği işler arasında bir seçki olmanın ötesinde, sanatçının kendi yaşam deneyimlerinin bir tür görsel haritası gibi okunabilir. Demir ustalarının yaptığı araçlardan esinlenen heykeller, Bayburt’tan getirilen kilimler, çocukluk hatıralarına dayanan portreler, şamanik figürler ve tarihsel referanslar bu haritanın parçalarıdır.

Koçan’ın sanatında sık sık karşılaşılan bir başka kavram da yerellik. Ancak bu yerellik folklorik bir nostalji değil, kültürel bir derinlik arayışıdır.

“Yerellik size farklı bir cümle kurma şansı verir,” diyor sanatçı. “Farklı destanlar anlatır. Farklı duyarlılıklar sunar.”

Koçan’ın sanatında Anadolu yalnızca coğrafi bir referans değildir; bir düşünme biçimi, bir etik alan, bir kültürel hafıza olarak var olur. Sergideki pek çok iş bu hafızanın izlerini taşıyor.

ANADOLU’NUN KATMANLARI

Koçan’ın eserlerini anlamak için onun Anadolu kültürüne bakışını da anlamak gerekir. Sanatçı Anadolu’yu tek bir kültürün değil, farklı uygarlıkların üst üste birikmesiyle oluşmuş bir alan olarak görür.

Bu katmanların en eski olanlarından biri animizmdir. Animizme göre doğadaki her varlığın bir ruhu vardır. Taşın, ağacın, suyun hatta gölgenin bile bir anlamı ve canlılığı bulunur. Koçan’a göre bu düşünce biçimi daha sonra şamanizmin temelini oluşturur.

“Animizmde her şeyin bir ruhu vardır,” diyor. “Şamanizm de bu anlam dünyasının genişlemesidir.”

Sergideki siyah figürleri andıran büyük gölgemsi biçimler bu düşünsel arka planla ilişkilidir. Koçan onları doğrudan şaman figürleri olarak tanımlamasa da bu imgelerin köklerinin şamanik gelenekte bulunduğunu kabul eder.

Şamanizmden sonra gelen tarihsel katman ise Selçuklu’dur. Koçan için Selçuklu kültürü Anadolu’nun en önemli dönemlerinden biridir. Ona göre Selçuklu yalnızca siyasi bir güç değil, farklı kültürleri bir arada barındırabilen bir medeniyet modelidir.

“Selçuklu yıkıcı değil, kabullenicidir,” diyor sanatçı. “Var olanı yok etmez.”

Bu yaklaşım Koçan’ın sanatında da hissedilir. Geçmişi yok etmek yerine onunla diyalog kurmak, var olanı dönüştürmek ve yeni bir anlam üretmek onun estetik yaklaşımının temelini oluşturur.

DEMİRİN HAFIZASI 

CerModern’in salonuuna girerken seyirciyi karşılayan dev bir demir çengel en çarpıcı işlerden biri. Serginin girişinde yer alan bu heykel hem ölçeği hem de biçimiyle mekânın endüstriyel karakteriyle güçlü bir ilişki kurutor.

Koçan Anadolu’nun demir ustalarına duyduğu ilgiyi anlatırken gülümsüyor:

“Bir yere gittiğim zaman ilk demircilere giderim. Berberlere giderim. Kasaplara giderim.”

Bu sözler onun sanat anlayışını da özetliyor aslında. . Koçan için sanat yalnızca akademik bir bilgi alanı değil, gündelik hayatın içinden beslenir. Demir ustalarının yaptığı araçlar, köy yaşamının basit nesneleri, kilimler ve marangoz atölyeleri onun görsel dünyasının parçasıdır.

Sergideki demir heykeller de bu gözlemlerin sonucudur. Bazıları antenleri andıran soyut formlara dönüşmüş, bazıları ise çengel biçiminde büyütülmüş nesneler olarak karşımıza çıkar. Bu nesneler çengel örneğinde olduğu gibi hem koruyucu tılsımlar hem de kültürel semboller olarak yorumlanabilir.

BİR KİLİMİN HİKÂYESİ

Serginin en çarpıcı işlerinden biri tavandan sarkan üç büyük kilim. Bunlardan biri tamamen siyah. Koçan bu kilimi “yas kilimi” olarak tanımlar.

Bayburt’tan gelen bu kilimler aslında bir caminin altından çıkarılmış. Farklı parçalarla yamalanmış, onarılmış ve yeniden hayat bulmuşlar.. Koçan bu parçaları bir araya getirerek yeni bir anlatı oluşturur.

Bu kilimlerin sergide tavandan sarkması yalnızca estetik bir tercih değildir. Koçan için bu yerleştirme biçimi kilimin hikâyesini daha güçlü kılar.

“Bunları tavandan asmak bana daha ekspresif geldi,” diyor.

Gerçekten de kilimler mekânın yüksekliğinde adeta havada süzülürken yalnızca bir tekstil objesi olmaktan çıkıpr; hafızanın, kaybın ve zamanın taşıyıcısına dönüşüyor.

SONA’NIN HİKÂYESİ

Sergideki en dokunaklı işlerden biri küçük bir kız çocuğunun portresi. İşin adı “Sona gitti.”

Bu resmin arkasında gerçek bir hikâye var. Koçan çocukluğunda köylerinde yaşayan Sona adlı bir kızdan söz eder. Ermeni bir çocuk olan Sona evlatlık verilmiş ve köyden ayrılmıştır. Sanatçının annesi bu ayrılığa çok üzülür.

Yıllar sonra Koçan Sona ile yeniden karşılaşır. Hayatı iyi gitmiş, mutlu bir yaşam kurmuştur. Ancak çocukluk anısının bıraktığı hüzün sanatçının hafızasında kalır.

Bu hikâye Koçan’ın sanatındaki önemli bir temayı da açığa çıkarır: hafıza ve kayıp.

Koçan’ın işleri çoğu zaman büyük tarihsel anlatılar yerine küçük kişisel hikâyelerden beslenir. Ancak bu hikâyeler bir araya geldiğinde daha geniş bir kültürel belleğin parçasına dönüşür.

CERMODERN’İN HAFIZASI

Koçan’ın sık sık vurguladığı bir başka unsur da serginin mekânıdır. CerModern’in mimarisi ona göre yalnızca bir sergi alanı değil, güçlü bir hafıza taşıyıcısıdır.

Bir zamanlar demiryolu atölyesi olan bu yapı bugün sanatla yeniden yorumlanmıştır. Koçan bu dönüşümü özellikle önemli bulur.

“Burası çok doğru yenilenmiş bir mekân,” diyor.

Endüstriyel geçmişin izlerini taşıyan bu yapı, Koçan’ın eserleriyle birleştiğinde ilginç bir karşılaşma ortaya çıkar. Anadolu’nun kültürel hafızasını taşıyan nesneler modern bir endüstriyel mekânın içinde yeniden anlam kazanır.

Bu karşılaşma BENBU sergisinin en güçlü yönlerinden biridir.

SANAT VE MASUMİYET

Koçan sanatçının rolü üzerine düşünürken sık sık “masumiyet” kavramına geri döner.

Ona göre gerçek sanatçı iki özelliğe sahip olmalıdır: adanmışlık ve masumiyet.

“Masum olmayan birisinin sanat yapma şansı yoktur,” diyor.

Bu sözler ilk bakışta romantik bir düşünce gibi görünebilir. Ancak Koçan’ın sanat yolculuğuna bakıldığında bu yaklaşımın pratik bir karşılığı olduğu görülür. Onun için sanat pazara yönelik bir üretim alanı değil; insanın dünyayla kurduğu daha derin bir ilişkinin parçasıdır.

Bu nedenle sanatçının pazar aktörüne dönüşmesini eleştirir.

BENBU

Serginin sonunda Koçan’ın sözleri yeniden serginin başlığına bağlanır.

“Ben hayatım dışında hiçbir şey yapmadım,” der.

Bu cümle BENBU’nun anlamını da açıklar. Koçan için sanat bir kimlik arayışının sonucu değil; zaten var olan bir kimliğin görünür hale gelmesidir.

Bir anlamda sergi sanatçının kendisiyle kurduğu diyaloğun ifadesidir.

“Ben bu.”

Bu cümle bir iddia değil, bir kabuldür. Bir sanatçının kendi hikâyesine sadık kalma kararının ifadesidir.

CerModern’in geniş salonunda dolaşırken bu cümlenin yankısı hissedilir. Demir heykeller, kilimler, portreler ve şamanik figürler arasında ilerledikçe sergi unutulmayacak biricik bir anlatıya dönüşür.

Bu anlatı yalnızca Hüsamettin Koçan’ın hikâyesi değildir.

Aynı zamanda Anadolu’nun, hafızanın ve sanatın hikâyesidir.

Bu yazı Hüsamettin Koçan’ın BENBU sergisi kapsamında hazırlanan ve serginin düşünsel altyapısını derinleştiren kitap için yazılmıştır.

Gurbetin Belleğine Saygı Duruşu

0 0,00