Teamülden Kalktı -

Teamülden Kalktı

Enver Basravi'nin Hiperteamül Masası, 7. Mardin Bienali'nin açılışından bir gün önce reklam panolarından söküldü. Yazılı bir gerekçe veya resmi karar sunulmadan kaldırılan reklam panoları yüzeyleri parçalanmış halde bulundu.

/

“11 Mayıs itibarıyla, 2010’da ürettiğim Hiperteamül Masası adlı çalışma, Mardin’de kamusal yüzeylerde yer almaya başlayacak. Bu çalışmayı uzun süre kamusal alan dışında sergilemek istemedim. Bu süreçte özellikle kamusal alan, temsil biçimleri, birlikte durma hâlleri, görünmezleşen eşitsizlikler ve zamanla doğal kabul edilen ilişki biçimleri üzerine yoğunlaşıyorum.

Bugün, bir çalışmanın nasıl dolaşıma girdiği ve kamusal alanda nasıl karşılık bulduğu da en az üretim kadar belirleyici hâle geliyor. Bu nedenle son dönemde biraz daha kamusal yüzeyler ve doğrudan kamusal karşılaşmalar üzerine yoğunlaşıyorum.”         

                                                                                                                                                        ArDog 34. Sayı – Hakikatin Hasreti’yle Gelen Sansür Rehberi

Kamusal alanda neyin görünür olabileceğine dair kararlar çoğu zaman kağıt bırakmıyor. Gece yarısı gelen bir telefon ve ertesi sabah gözle görülür bir eksiklik yeterli. Enver Basravi de 14 Mayıs 2026 sabahı Mardin’deki reklam panolarının kaldırıldığını bu şekilde öğrendi.

Basravi‘nin Hiperteamül Masası, 11 Mayıs’ta Mardin’in farklı noktalarındaki beş reklam panosunda sergilenmeye başlamıştı. Sözleşme imzalanmış, yayın ücreti ödenmiş, 13 Mayıs’ta aynı çalışmanın başka bir versiyonu Eski Mardin Birinci Cadde üzerindeki kamusal bir yüzeye yerleştirilmişti. 14 Mayıs sabahı sanatçı reklam panolarının kaldırıldığına dair telefonlar almaya başladı. Reklam panosu şirketiyle yaptığı görüşmede ise gece yarısı gelen bir telefonun ardından idari bir karar doğrultusunda işlernin kaldırıldığını öğrendi. Kararın arkasındaki merci ve gerekçe ise açıklığa kavuşmadı.

Reklam panoları yüzeyleri parçalanmış halde bulundu. Kaldırma işlemi sonrası ortaya çıkan görüntü bürokratik bir prosedürün ötesine işaret ediyor. Müdahale yalnızca idari değil, aynı zamanda fiziksel bir boyut taşıyor. Sansür bu kez kağıtsız olduğu kadar elle tutulur da.

Sonraki süreçte Basravi’ye herhangi bir resmi yazı ya da gerekçe iletilmedi. Sözlü olarak söylenen ise şuydu: “Bu sanat değil, amacı farklı.” Bu değerlendirmenin yazılı bir karşılığı yok, dolayısıyla resmi düzlemde itiraz edilecek bir şey de yok.

Mardin Bienali

Zamanlamayı not etmek gerekiyor. Hiperteamül Masası‘nın reklam panolarına yerleştirildiği 11 Mayıs, 7. Mardin Bienali‘nin açılışından dört gün önceydi. Çelenk Bafra küratörlüğünde ve GÖKzemin temasıyla gerçekleşen bienal, 15 Mayıs’ta kapılarını açtı. Basravi bienalin içinde değildi, çalışmasını bağımsız reklam panoları ile Mardin‘e taşımıştı. Reklam panoları bienalin açılışından bir gün önce kaldırıldı. Şehrin kamusal yüzeylerinde neyin görüleceğine dair karar, uluslararası gözler gelmeden verildi. Bu ayrıntı şöyle önemli: Mardin, uzun süredir kültürel hoşgörünün vitrin şehri olarak sunuluyor, GÖKzemin temasıyla gerçekleşen bienal de bu anlatının parçası. Ancak neyin vitrinin dışında kaldığı sorusu burada somutlaşıyor.

Hiperteamül Masası

2010-2026 olarak tarihlendirilen Hiperteamül Masası‘nı Basravi şöyle tanımlıyor:

“Bir araya gelişin içinde zamanla değişmez hale gelen bir yapıyı görünür kılmayı amaçlıyor. Bu yapı dışsal bir zorlamayla değil, yeniden onaylanan kabullerle sürüyor. Eşitlik söylemi korunuyor; buna rağmen eşitsizlik görünmez hale geliyor ve tekrar ettikçe yerleşiyor. Bedenler yalnızca taşımıyor, sürekliliği sağlıyor, eleştiri ve itiraz yerini uyuma bırakıyor. Hiçbir şey gizlenmiyor; buna rağmen hiçbir şey yerinden oynamıyor.”

Bir eşitsizliği görünür kılmaya çalışan bu iş, görünmez bir kararla kaldırıldı. Mekanlar nötr değildir, hangi yönelimleri taşıyacağı önceden bellidir. Hiperteamül Masası‘nın bu düzeni kırdığı için mi, kırabileceğinden korkulduğu için mi kaldırıldığı belirsiz, ama bu belirsizliğin kendisi de fazlasıyla tanıdık.

Hakikat Hasreti

ArtDog Istanbul‘un 34. sayısında yayımlanan söyleşisinde Basravi, Hiperteamül Masası‘nı kamuoyuna duyurmuştu. Söyleşinin odağında farklı bir çalışma yer alıyordu: hiçbir kurumsal destek olmadan hazırladığı ve ücretsiz dağıtıma sunduğu Hakikat Hasreti – Sansür Rehberi. Kitap, kültür-sanat alanındaki sansür ve görünmezleştirme mekanizmalarını belgeliyordu.

“Sansür yalnızca bir işin kaldırılmasıyla değil hangi sözlerin dolaşımda kalacağına, hangilerinin zamanla görünmezleşeceğine dair kurulan ilişkilerle de çalışıyor” diyen Basravi için Mardin’de gerçekleşenler aynı tanımın kendi üzerine kapandığı bir durum mu yoksa kendini gerçekleştiren bir kehanet mi tartışılabilir.

Hiperteamül Masası nasıl ortaya çıktı?

Hiperteamül Masası’nın çıkış noktası 2010 yılına uzanıyor. O dönemde birlikte yaşama, temsil, eşitlik ve uzlaşma üzerine kurulan söylemler kamusal alanda oldukça görünürdü. Ancak bu söylemlerin içinde, zamanla sorgulanmadan kabul edilen bazı ilişki biçimlerinin de varlığını sürdürdüğünü düşünüyordum.

Çalışma, bu gözlemden ortaya çıktı. Bir araya gelme hâlinin her zaman eşitlik üretmediğini, bazen eşitsizliği yeniden üreten bir düzene de dönüşebildiğini düşündüm. Üstelik bunun çoğu zaman açık bir baskıyla değil, tekrar eden kabuller aracılığıyla gerçekleştiğini gözlemliyordum. Birliktelik sürerken, onu mümkün kılan eşitsiz ilişki biçimleri zamanla doğal ve değişmez kabul edilmeye başlanıyordu.

Çalışmanın çıkış noktası belirli bir döneme dayanıyor olsa da, işaret ettiği meselenin o dönemle sınırlı olduğunu düşünmüyorum. Hiperteamül Masası’nı daha çok, tekrar ettikçe yerleşen ve sorgulanmaz hâle gelen ilişki biçimlerine yönelik bir gözlem olarak değerlendiriyorum. Çalışmanın ilk üretildiği tarihten bugüne kadar benim için güncelliğini korumasının nedeni de bu. Aradan geçen yıllara rağmen işaret ettiği ilişkinin ortadan kalktığını değil, farklı biçimlerde yeniden üretildiğini düşünüyorum.

Hiperteamül kavramını nasıl tanımlıyorsunuz?

Hiperteamül’ü kesin ve kapalı bir tanım olarak kurmaya çalışmadım. Daha çok, dikkatimi çeken bir durumu görünür kılmak için ortaya çıkan bir kavram olarak görüyorum.

Teamül, tekrarlandıkça olağan kabul edilen ve çoğu zaman yazılı olmayan ilişki biçimlerini ifade eder. Hiperteamül ise benim için, bu tekrarın zamanla yalnızca alışkanlık üretmediği, aynı zamanda belirli ilişki biçimlerini doğal ve değişmez kabul edilir hâle getirdiği durumlar üzerine düşünme imkânı sunuyor.

Burada dikkatimi çeken şey, görünmeyen ya da gizlenen bir durum değil. Tam tersine, çoğu zaman herkesin görebildiği, bildiği ve tanıdığı hâlde zamanla olağan kabul etmeye başladığı durumlar. Bir şey ne kadar uzun süre tekrar ederse, onun başka türlü olabileceğini düşünmek de o kadar zorlaşabiliyor.

Bu nedenle Hiperteamül’ü bir açıklamadan çok, yeniden bakmayı öneren bir kavram olarak görüyorum. Benim için bir sonuca ulaşmaktan çok, belirli ilişki biçimlerine yeniden dikkat kesilme çağrısı taşıyor. Kavramın işaret ettiği yer de tam olarak burası.

Bu işi özellikle Mardin’in farklı noktalarında göstermeyi neden tercih ettiniz? Mardin’de görünür olmasının sizin için özel bir anlamı var mıydı?

Bu çalışmayı kamusal alana taşımadan önce, işaret ettiği meseleye kendim de yeniden baktım. Bir anlamda önce aynayı kendime tuttum. Daha sonra ise bu soruların başkaları için nasıl karşılıklar üretebileceğini düşünmeye başladım.

Son yıllarda çalışmalarımda kamusal alanla daha doğrudan ilişki kurmaya çalışıyorum. Bir işin yalnızca sergi mekânında değil, gündelik hayatın içinde nasıl karşılık bulduğu da ilgimi çekiyor. Bu nedenle Hiperteamül Masası’nı kapalı bir mekânda göstermek yerine, insanların günlük güzergâhları üzerinde görünür kılmayı tercih ettim.

Billboardları seçmemin nedeni de buydu. Reklam panoları normalde belirli mesajların dolaşıma girdiği yüzeyler. Benim ilgimi çeken ise bu yüzeylerin bir sanat çalışmasıyla nasıl karşılaşacağıydı. Çalışmayı bir sergi mekânına davet edilen izleyiciyle değil, gündelik hayatın akışı içinde karşılaşan insanlarla buluşturmak istedim.

Mardin benim yaşadığım şehir. Uzun yıllardır burada yaşıyor, çalışıyor ve şehrin dönüşümünü yakından izliyorum. Bu nedenle çalışmanın burada görünür olması benim için yalnızca bir sergileme kararı değildi. Aynı zamanda yaşadığım yerle kurduğum ilişkinin de bir parçasıydı.

Bienal döneminde şehirde sanat üzerine konuşan, düşünen ve bakan insanların sayısı artıyor. Hiperteamül Masası‘nı bu dönemde görünür kılmak istememin nedenlerinden biri de buydu. Çalışmanın farklı okumalara ve karşılaşmalara daha açık olabileceğini düşündüm.Bir yönüyle çalışmanın şehrin görsel hafızasında nasıl bir iz bırakacağını da merak ediyordum.

Reklam panoları yerleştirilmeden önce işleyen kabul sürecini nasıl hatırlıyorsunuz?

Süreç başlangıçta olağan bir reklam panosu kiralama sürecinden farklı ilerledi. İlk görüşmeler sırasında bana herhangi bir ücret bilgisi verilmedi. Öncelikle çalışmanın billboardlarda yer alıp alamayacağının teyit edilmek istendiği söylendi.

Bu süreçte çalışmanın görseli şirket tarafından, bana aktarıldığı biçimiyle, bir teyit kurumuna WhatsApp üzerinden gönderildi. O sırada şirket çalışanının karşısında oturuyordum. Şirket çalışanı ile teyit kurumu arasında birden fazla telefon görüşmesi yapıldı. Görüşmeler sırasında çalışmanın amacıyla ilgili sorular bana iletildi. Ben de bunun sanatsal bir çalışma olduğunu, billboardları bir sergi mekânı olarak düşündüğümü ve farklı yorumlarla karşılaşmak istediğimi anlattım..

Bu görüşmeler sırasında çalışmanın bir reklam ya da duyuru olarak değerlendirilmediği belirtildi. Bu nedenle Instagram hesabıma yönlendiren bir QR kod eklenmesi önerildi ve görsel buna göre yeniden düzenlendi.

Bu değerlendirme sürecinin ardından ücret bilgisi benimle paylaşıldı. Sonrasında sözleşme yapıldı, ödeme gerçekleştirildi ve baskı süreci tamamlandı. Çalışma görülmüş, değerlendirilmiş ve uygulama aşamasına geçmişti.

Bu nedenle billboardlar yerleştirilene kadar herhangi bir sorun ya da itiraz beklemiyordum. Süreç tamamlanmış, çalışma Mardin’in farklı noktalarındaki reklam panolarına yerleştirilmişti.

 11–16 Mayıs arasındaki süreci kendi tanıklığınız üzerinden anlatabilir misiniz?

 11 Mayıs’ta Hiperteamül Masası Mardin‘in farklı noktalarındaki billboardlara yerleştirildi. Çalışma birkaç gün boyunca kamusal alanda görünür durumdaydı. Bu süreçte billboardların fotoğraf ve video kayıtlarını aldım.

13 Mayıs‘ta aynı çalışmayı Eski Mardin Birinci Cadde üzerinde, kamusal alana bakan bir noktada görünür kıldım. Süreç benim açımdan planlandığı şekilde ilerliyordu.

14 Mayıs sabahı billboardların kaldırıldığına dair telefonlar almaya başladım. Bunun üzerine reklam panolarını işleten şirketle görüştüm. Bana, gece saatlerinde gelen bir telefonun ardından çalışmaların idari bir karar doğrultusunda kaldırıldığı bilgisi aktarıldı. Ancak kararın arkasında yer alan merci ve sebep açıklığa kavuşmamıştı.

Daha sonra billboardların bulunduğu noktalara gittim. Çalışmalar kaldırılmıştı. Reklam panolarının yüzeylerinde parçalanmalar olduğunu gördüm.

Billboardların kaldırılmasının ardından, Eski Mardin Birinci Cadde üzerinde görünür kıldığım yerleştirme de kısa süre sonra kaldırıldı.

Bu süreç boyunca bana herhangi bir resmî yazı ya da gerekçe iletilmedi. Sonraki günlerde yaptığım görüşmelerde de sözlü olarak aktarılan bilginin ötesine geçen bir açıklama almadım. 11–16 Mayıs arasında yaşadığım süreç özetle buydu.

Metindeki “Hiçbir şey gizlenmiyor; buna rağmen hiçbir şey yerinden oynamıyor” ifadesini düşündüğümüzde, işin bizzat yerinden sökülmüş olması sizde nasıl bir karşılık buluyor?

Benim dikkatimi çeken şey, çalışmanın işaret ettiği görüntünün gizli ya da örtük olmamasıydı. Fotoğrafta olan şey herkesin görebileceği bir durumdu. İnsanların birbirlerini taşıdığı, belirli ilişki biçimlerinin tekrar ettiği bir görüntüden söz ediyoruz. Çalışma tam da bu görünürlüğün üzerine kuruluydu.

“Hiçbir şey gizlenmiyor; buna rağmen hiçbir şey yerinden oynamıyor” derken de bunu kast ediyordum. Buradaki mesele görünmeyen bir şeyi açığa çıkarmak değil, herkesin görebildiği bir durumun zamanla olağan kabul edilmesiyle ilgiliydi. Görüntü ortadaydı, biliniyordu ve tekrar ediyordu.

Bu nedenle çalışmanın kamusal alandaki dolaşımının kısa süre içinde kesilmesi bana o cümleyi yeniden düşündürdü. İşin işaret ettiği görüntü gizli değildi; çalışmanın kaldırılması da gizli gerçekleşmedi. Buna rağmen ortaya çıkan durum, görünür olanla kurduğumuz ilişkinin kendisi üzerine yeniden düşünmeyi gerektiriyor.

Benim için burada mesele yalnızca çalışmanın fiziksel olarak yerinden sökülmesi değil. Çalışmanın kaldırılması önemliydi; ancak bunun ötesinde, görünür olanın hangi koşullarda dolaşımda kalabildiği ya da kalamadığı sorusunu yeniden düşündürdü. Çalışmanın kaldırılması bu soruyu ortadan kaldırmadı. Aksine, benim açımdan daha görünür hâle getirdi.

Resmi bir gerekçe olmadan, sözlü ve anonim bir idari karar ile işinizin kaldırılması size sansürün bugünkü biçimleri hakkında ne düşündürüyor?

Benim açımdan burada dikkat çekici olan şey, çalışmanın kaldırılmış olmasından çok, sürecin nasıl işlediğiydi. Ortada yazılı bir karar, resmî bir gerekçe ya da doğrudan muhatap alınabilecek bir açıklama yoktu. Buna rağmen sonuç son derece somuttu; çalışma kamusal alandaki dolaşımını kaybetmişti.

Bu nedenle sansürün yalnızca yasaklar ya da resmî kararlar üzerinden işlemediğini düşünüyorum. Bazen belirsizlik de başlı başına bir işleyiş biçimine dönüşebiliyor. Kimin karar verdiği, kararın hangi gerekçeyle alındığı ya da sorumluluğun nerede başladığı netleşmediğinde, ortaya itiraz edilmesi güç bir alan çıkıyor.

Yazılı bir kararın olmaması yalnızca itiraz imkânını  belirsizleştirmiyor. Aynı zamanda insanlar için görünmez sınırlar da üretiyor. Neyin mümkün, neyin riskli olduğu zamanla tahmin edilmeye başlanıyor. Bu da otosansürün çalışabileceği bir alan yaratıyor.

Benim deneyimlediğim süreçte de dikkatimi çeken buydu. Ortada görünür bir müdahale vardı, ancak müdahalenin sahibi görünür değildi. Bu durum bana sansürün bugün daha dağınık, daha belirsiz ve çoğu zaman iz bırakmadan işleyebilen biçimleri üzerine yeniden düşünme ihtiyacı hissettirdi.

Bu nedenle yaşananları yalnızca bir çalışmanın kaldırılması olarak değil, aynı zamanda kamusal alanda neyin görünür olup olamayacağına dair kararların nasıl işlediğini düşündüren bir deneyim olarak görüyorum.

Mardin Bienali’nin açılışından hemen önce gerçekleşen bu müdahalenin zamanlamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Müdahalenin zamanlamasını dikkat çekici buluyorum. Çünkü çalışma, bienalin açılışından birkaç gün önce Mardin‘in farklı noktalarında görünür olmaya başlamıştı. Kaldırılması ise bienalin açılışından hemen önce gerçekleşti.

Ben çalışmayı bienalin bir parçası olarak üretmedim ya da bienal mekânlarında sergilemedim. Tam tersine, kamusal alanda ve bienalden bağımsız bir dolaşım kurmaya çalışıyordum. Ancak bienal dönemini özellikle önemsiyordum. Çünkü bu dönem, Mardin‘de sanat üzerine konuşan, düşünen ve bakan insanların sayısının arttığı bir zaman aralığı oluşturuyor.

Çalışmayı bienal döneminde görünür kılmak istememin nedenlerinden biri de buydu. Hiperteamül Masası‘nı yalnızca belirli bir toplumsal ya da siyasal bağlama değil, sanat alanı dahil farklı alanlarda tekrar eden ilişki biçimlerini düşündüren bir çalışma olarak görüyordum. Hatta bienal dönemini önemsememin nedenlerinden biri de, Hiperteamül’ün işaret ettiği ilişki biçimlerinin sanat alanında nasıl karşılık bulabileceğini merak etmemdi.

Bu nedenle çalışmanın tam da bu dönemde kamusal görünürlüğünü kaybetmiş olması benim için dikkat çekici bir ayrıntı olarak kalmaya devam ediyor.

Benim için önemli olan, çalışmanın kamusal alandaki görünürlüğünün tam da farklı karşılaşmaların mümkün olduğu bir dönemde kesilmiş olması. Zamanlamayı düşündüğümde aklımda kalan asıl mesele bu.

Daha önce yayınladığınız Hakikat Hasreti ile bu müdahale arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

Hakikat Hasreti‘ni hazırlarken ilgilendiğim meselelerden biri, sansürün yalnızca açık yasaklar ya da resmî kararlar üzerinden işlememesiydi. Görünmezleşme, sessizlik, dolaşımın kesilmesi ve belirsizlik gibi süreçlerin de bu tartışmanın bir parçası olduğunu düşünüyordum.

Mardin’de yaşananlar bana bu soruların güncelliğini koruduğunu düşündürdü. Bu nedenle iki olay arasında doğrudan bir benzerlik kurmaktan çok, her ikisinin de görünürlük, dolaşım ve sansür üzerine benzer soruları yeniden gündeme getirdiğini düşünüyorum.

Hakikat Hasreti’nde daha çok tanıklıkları, belgeleri ve tartışmaları bir araya getiriyordum. Bu kez ise kendimi sürecin doğrudan tanıklarından biri olarak buldum. Kitabı hazırlarken dışarıdan baktığım bazı meselelerle Mardin‘de doğrudan karşılaştım.

Bu nedenle benim açımdan ilişki, yaşananların birebir benzerliğinden çok, aynı soruların farklı bağlamlarda yeniden karşıma çıkmasında ortaya çıkıyor.

Elinizdeki sözleşmeler, fotoğraflar, videolar ve diğer belgelerle ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Şu an için bunları bir tanıklığın parçaları olarak görüyorum. Sözleşmeler, fotoğraflar, videolar ve süreç boyunca biriken diğer belgeler, yaşananların izlerini taşıyor. Bu nedenle onları korumayı ve bir arada tutmayı önemsiyorum.

Bu belgeleri yalnızca bir çalışmanın kaldırılmasına ilişkin kayıtlar olarak da görmüyorum. Aynı zamanda kamusal alanda görünürlük, dolaşım ve müdahale üzerine düşünmeye imkân veren bir sürecin parçaları olarak değerlendiriyorum.

Bunlarla ilgili kesinleşmiş bir planım yok. Ancak ileride bir metin, yayın ya da farklı bir bağlam içinde yeniden değerlendirilmeleri mümkün olabilir. Şimdilik benim için önemli olan, yaşananların kaydının korunması ve unutulup gitmesine izin verilmemesi.

Çalışmayı yeniden görünür kılmak istiyor musunuz? Nasıl?

Çalışmanın yeniden görünür olup olmamasından çok, hangi soruları görünür kılmaya devam ettiğiyle ilgileniyorum. Hiperteamül Masası kamusal alanda görünür oldu, insanlar tarafından görüldü ve farklı biçimlerde dolaşıma girdi. Yaşanan müdahale de artık bu hikâyenin bir parçası haline geldi.

Bu nedenle görünürlüğü yalnızca billboardlar ya da belirli bir mekân üzerinden düşünmüyorum. Bir çalışma bazen bulunduğu yerde, bazen de etrafında ortaya çıkan sorular aracılığıyla görünür olmaya devam edebilir.

Çalışmanın yeniden görünür olması elbette mümkün. Ancak benim için asıl mesele çalışmanın kendisinden çok, işaret ettiği soruların görünür kalmaya devam etmesi. Şu anda bunun için belirlenmiş bir planım yok. Ancak çalışmanın gelecekte farklı bağlamlarda yeniden karşılık bulması da mümkün.

Benim için önemli olan, bu soruların dolaşımda kalmaya devam etmesi.

 

BENBU: Kendine Ait Bir Hikaye

0 0,00