Mehmet Pars Ekşioğlu’nun üretimleri, çocukluğundan beri tuttuğu bir görsel günlük niteliği taşıyor. Kendini kelimelerden çok çizimle ifade eden sanatçı; çocukluktan buyana biriktirdiği kişisel hikâyelerini, gündelik hayatın içinden geçen duygularını ve gözlemlerini bugün ürettiği işlerin merkezine koyuyor. Sanatçının ilk kişisel sergisi olacak Alternative Plan by 64, sanatta öğretilmiş mükemmeliyetçiliği ve sterilize edilmiş estetik kalıpları reddeden bir tavra sahip. Yağlı boya, sprey boya, marker ve pastel gibi malzemeleri tuvalin yanı sıra kâğıt ve karton kutu gibi gündelik yüzeylerle buluşturan Ekşioğlu, tamamen dürtüsel, hızlı ve doğaçlama bir üretim pratiğini benimsiyor.
Eserlerinde sıkça rastlanan yarım bırakılmış cümleler, semboller, yaratıklar ve karakterlerin yüzlerine yansıyan filtresiz ifadeler, sanatçının o anki ruh halinin doğrudan bir kaydı olarak öne çıkıyor. Ekşioğlu’nun bu ilk kişisel sergisi; sanatçının 64 adını verdiği kolektif ruhun ve arkadaşlık enerjisinin desteğiyle, kendi kurallarını belirleyen alternatif bir başlangıcı temsil ediyor.
Ekşioğlu’na sorularımızı ilettiğimizde işleri ve hayatta ki meselesinin birebir örtüştüğünü gördük. Bu açıdan kendine ait bir özgünlüğü yakalamayı başaran sanatçının evrimine tanık olmak isteyenler bu ismi not edebilir.

64 sizin için oldukça derin bir anlam taşıyor gibi görünüyor. Kendi cümlelerinizle bunun sizin için ne ifade ettiğini anlatabilir misiniz?
64, benim için “kusurları kucaklamak” demek. ‘Mükemmel’ görünmeye çalışan bir dünyada, aslında kimsenin göründüğü gibi olmadığını ve gerçek özgürlüğün bu kusurları kabul etmekten geçtiğini fark ettim. Sanatımda da hiçbir zaman formları veya teknikleri mükemmelleştirmek ile ilgilenmedim; önüme bir sincap koysanız muhtemelen size ‘korkunç’ bir çizim verirdim. Benim işlerim daha çok dağınık bir eskiz defteri ya da görsel bir günlük gibi; parçalanmış notlar ve anlık duygularla dolu.64, hem bu kişisel dağınıklığıma sahip çıkmamı sağlayan bir kod, hem de benimle aynı frekansta olan, sanatı bir varoluş biçimi olarak gören insanların bir araya gelme enerjisi.
İşleriniz özgün bir görsel dünyanın izlerini taşıyor. Seyirciyle ortak bir dil kurmak gibi bir hayaliniz var mı?
İşlerimin anlamı bakış açısına göre değişebilir ama hepsinde ortak olan tek bir his var: Özgürlük. İnsanların eserlerime bakıp ‘Bunu ben de yapabilirim’ demesini ve kendi kimliklerini inşa edecek bir şeyler üretmesini istiyorum. Toplumun bizden beklediği kalıplara sığmak zorunda değiliz; bir yerlere kabul edilmemek ya da beklentileri karşılayamamak dünyanın sonu değil, güneş her sabah yeniden doğuyor. Hayatı bu dayatılan sınırların dışında görmeye açık olanlarla bağ kurmak beni heyecanlandırıyor. Asıl hayalim, herkesin kendi ruhunu bu zorlama rollerden kurtarıp olduğu gibi, ham ve sahici bir şekilde ifade edebilmesi.

İşlerinizde çizimlere küçük notlar ve yazılar da eşlik ediyor. Yazıyı kullanmak sizin için bir ihtiyaç mı, yoksa sürecin doğal bir parçası mı?
Yazı kullanmak benim için bir zorunluluktan ziyade, yaratıcı akışın doğal bir parçası. Bazen karmaşık formlarla anlatmaya çalıştığım koca bir temayı, tek bir kelime çok daha güçlü bir şekilde özetleyebiliyor. Sadece çizim yapmak, özellikle de her şeyi gerçekçi ve ‘mükemmel’ göstermeye çalışmak bana çok anlamsız geliyor. Yazmak, karalamak, boyamak, kazımak veya üstünü kapatmak… Üretim sürecinde ne kadar çok katman ve çeşitlilik varsa, kendimi o kadar sahici ifade edebiliyorum.
SANATI BİR VAROLUŞ OLARAK GÖRMEK
Küratörlüğünü Burak Topçakıl’ın üstlendiği Alternative Plan by 64, Mehmet Ekşioğlu için matematiksel bir değerin çok ötesinde; gündelik hayatın akışında tekrar tekrar karşısına çıkan, zamanla ruhsal bir işarete dönüşmüş, içselleştirilmiş bir eşiktir. Bu sayı, sanatçının dünyasında kişisel bir “uğur” olmanın ötesine geçerek, üretim sürecini etrafında şekillendirdiği bir anlam haritasına dönüşür. Ekşioğlu için 64; birlikte üretmenin ve sürekli denemenin getirdiği, standartların ötesinde yeni bir oyun alanı kurma dürtüsünü temsil eder. Bu çatı altında sanat, tekil bir başarı hikâyesi değil; aynı frekansta buluşan, yan yana büyüyen ve birlikte bir şeyleri değiştirmek isteyenlerin yarattığı kolektif bir enerjidir. Rekabetin yerine paylaşımı, hiyerarşinin yerine birlikte yükselmeyi koyan 64; ortak dertleri olan ve sanatı bir varoluş biçimi olarak görenlerin bir araya gelme inadıdır.

Sanatçının ilk kişisel sergisi hem bu kolektif inancın hem de sanatçının kendi bireysel yolculuğunun ateşlendiği o güçlü başlangıç çizgisidir. Sergi, sanatın steril ve vitrinleşmiş kalıplarını reddeden, bütünüyle filtresiz bir evren sunar. Yağlı boyadan spreye, marker’dan pastele uzanan malzemelerin; tuval, kâğıt ve sıradan karton kutular üzerinde anlık bir dışavuruma dönüştüğü bu işler, sokağın nabzını ve pop-ekspresyonist bir tavrı iç içe geçirir. Yüzeylerdeki o pürüzlü dokular, hızlı fırça darbeleri, anlık karalamalar ve adeta kentin arka sokaklarından, boyanmış duvarlarından kopup gelmiş hissi veren o ham ifade biçimi birer hata değil; tam da 64’ün temsil ettiği bitmek bilmeyen deneme cesaretinin, samimiyetin ve gençliğin ta kendisidir. Bu üretim pratiği; kuralsız, asi ve tamamen doğaçlama ilerleyen ritmiyle, zamanına dair “söyleyecek bir derdi” olan sahici bir eyleme dönüşür.



