Mayıs 2026 Sergileri -
Zeyrek Çinili Hamam izniyle

Mayıs 2026 Sergileri

Mayıs ayında İstanbul ve Ankara başta olmak üzere güncel sanat sahnesi, beden, hafıza, emek, kimlik ve kolektif deneyim etrafında şekillenen yoğun bir sergi programıyla öne çıkıyor.

Bu seçki; göç, kırılganlık, toplumsal hafıza, dil, arzu ve dönüşüm gibi güncel meseleleri farklı ifade biçimleriyle tartışmaya açarken, mekân, arşiv ve kültürel miras üzerinden geçmişle yeni ilişkiler kuruyor. SALT, Arter, Galerist, Dirimart, CerModern ve bağımsız galerilere yayılan sergiler aracılığıyla sanatçılar, bireysel deneyim ile toplumsal gerçeklik arasındaki gerilimleri görünür kılıyor. Doğu Akdeniz’den Körfez coğrafyasına uzanan dayanışma ihtimallerinden çocukluk hafızasına, neo-pop estetikten grotesk anlatılara kadar uzanan bu sergiler, izleyiciyi hem duyusal hem düşünsel olarak çok katmanlı bir sanat rotasına davet ediyor.

Salt Beyoğlu

“Barajdan Sızanlar”

Program: Gülce Özkara

Sanatçılar: Haig Aivazian, Monira Al Qadiri, Al-Wah’at Collective, Mehmet Ali Boran, Can Candan, Aslıhan Demirtaş, Alia Farid, Metincan Güzel, Emre Hüner, Evrim Kaya, Yelta Köm, Fredj Moussa, Dima Srouji, Aslı Uludağ, Merve Ünsal

22 Nisan – 23 Ağustos 2026

Salt’ın “Barajdan Sızanlar” sergisi, Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan geniş bir coğrafyada sanatçıların üretimleri üzerinden, sömürgeci çerçevelerin ötesine geçen bir “yerdeşlik” fikrini tartışmaya açıyor. Ulus-devlet sınırlarını aşan ortak tarihsel deneyimlere ve coğrafyalar arası dayanışma ihtimallerine odaklanan sergi, birlikte var olmanın başka yollarını hayal ediyor. Adını insan hakları avukatı Noura Erakat’ın “Barajı yarıp geçiyoruz; mücadeleye devam edin” sözünden alan bu yaklaşım, altyapıları; sızıntıların, gediklerin ve direnişin imkânları olarak ele alıyor. Dingin görünen bir akarsuyun aniden taşması gibi, bastırıldığı sanılan hafıza da beklenmedik anlarda yüzeye çıkabiliyor.

Sergi, bu ortak zemini kurarken özellikle arazinin hafıza ve arşivle kurduğu ilişkiye odaklanıyor. Barajlar, kanallar, petrol kuyuları ya da gözetim sistemleri sadece fiziksel çevreyi değil, o çevrede kurulan toplumsal ve kültürel ilişkileri de dönüştürüyor. Buna rağmen kolektif hafıza silinmiyor; aksine toprağa, suya, gündelik mekânlara kazınıyor. Nehirler, bataklıklar, sokaklar ya da kahvehaneler, geçmişin izlerini taşıyan canlı arşivler olarak varlığını sürdürüyor.

Barajdan Sızanlar, Fotoğraf: Metean Bars, 2026

Galeri Nev İstanbul, Beyoğlu

“Solarken Dünya, Soluyor Bedenim”

Küratör: Gizem Gedik

17 Nisan – 6 Haziran 2026

Sanatçılar: Francesco Albano, Sevinç Altan, Özlem Altın, Başak Bugay, Burcu Erden, Gül Ilgaz, Mehmet İçöz, Elif Özen, Civan Özkanoğlu, Damla Sari, Aras Seddigh, Yaşam Şaşmazer ve Ali Şentürk

Zamanın ağırlaştığı, akışın yavaşladığı ve yön duygusunun bulanıklaştığı bir ruh hâline odaklanan sergi, figüratif yoğunluk aracılığıyla izleyiciyi hem bedensel hem duygusal bir yakınlığa çağırıyor. İçinden geçtiğimiz dönemin gerilimi ve kaygısı zihinde birikip bedende karşılık bulurken, süreklileşen belirsizlik ve güvencesizlik hissi derin bir yorgunluk üretiyor. Sergi, bu yorgunluğun izlerini takip ederek beden odaklı çalışan sanatçıların farklı ifade biçimlerini bir araya getiriyor.

Psikoloji ve nörobilim kavramlarının gündelik dile daha çok sızdığı bir dönemde, sergi bu durumları tanı koymaktan ziyade ortak bir sıkışmışlık hâli olarak ele alıyor. Zihin geri çekilirken bedenin taşıdığı yük görünür hâle geliyor; parçalanmış figürler, donmuş jestler ve askıda kalmış bedenler yönünü yitirmiş bir varoluşu yansıtıyor. Bu kopukluk hissi, sergi boyunca tekrar eden ortak bir ritim kuruyor.

Galeri Nev izniyle

Kasa Galeri, Karaköy

“Bitmeyen Emek, Bitmeyen Zaman”

Küratör: Àngels Miralda

Sanatçılar: Andrea Knezović ve Yeşim Akdeniz

25 Nisan – 30 Mayıs 2026

Sergi, ilk olarak 2025’te Amsterdam’da başlatılan bir araştırmanın İstanbul’daki ikinci ayağı olarak izleyiciyle buluşuyor. Göç, emek ve zaman arasındaki gerilimi, Kasa Galeri’nin banka kasasında kurulan mekânsal kurgu üzerinden ele alırken, kültürel üretimin giderek bürokratik, ekonomik ve politik koşullara bağımlı hâle geldiği bir bağlamda “dışarıdan olan”ın konumuna odaklanıyor. Kararların merkezde alındığı, ancak sonuçlarının başkalarının hayatlarını belirlediği bir düzende; geçim, aidiyet ve kalma hakkı zamana yayılan bir mücadeleye dönüşüyor. Bu çerçevede sergi, kimliği sabit bir kategori olarak değil, sürekli yeniden kurulan bir müzakere alanı olarak düşünmeye davet ediyor.

Kasa mekânında yeniden kurgulanan bu bölüm, zaman, para ve iktidar arasındaki ilişkiyi daha görünür kılıyor. Yeşim Akdeniz’in heykelsi ve duvar yerleştirmeleri, gündelik dil ve kolektif hafızayı katmanlı bir görsellik içinde işlerken, emek ve beden üzerinden cinsiyetlendirilmiş üretim biçimlerine işaret ediyor. Andrea Knezović’in metin temelli işleri ise zaman ve değer kavramlarını mekân içinde dolaşıma sokarak izleyiciyi farklı deneyim alanları arasında hareket etmeye çağırıyor. Sergi, görünmeyen emek biçimlerine ve zamanın iktidarla kurduğu ilişkiye dair yoğun bir tartışma açıyor.

Kasa Galeri izniyle

Galerist, Beyoğlu

“Locus Affectus”

Lara Ögel

27 Nisan – 13 Haziran 2026

Latince locus affectus, duygunun bedende ya da mekânda tutunduğu, hissedildiği ve harekete geçtiği alanı ifade ediyor. Ögel bu kavramı sergisinde iki yönlü ele alıyor; bedeni bir yer olarak konumlandırıyor, duyguyu ise hem belirleyen hem dönüştüren bir kuvvet olarak düşünüyor. Seramik heykeller, sulu boya izleri ve kitap kapağı çalışmaları, katmanlar birer birer çözüldüğünde geriye ne kaldığını sorguluyor. Kil, burada yalnızca bir malzeme olmaktan çıkıp düşüncenin bedene dönüştüğü bir araca dönüşüyor; akışkan, yarılan ve üst üste binen formlar kontrol ile rastlantı arasındaki gerilimi görünür kılıyor.

Sergi, ayrılmayı bir arşiv olarak ele alıyor; her katmanın kendi izini taşıdığını ve bir tür tanıklık ürettiğini gösteriyor. Bedeni anlamın, inancın ve ritüelin taşındığı bir eşik olarak okuyor. Bu nedenle yarıklar ve açıklıklar, temasın ve geçişin mümkün olduğu alanları işaret ediyor. Simone Weil’in yerçekimi ve inayet arasındaki gerilimine yaslanarak, neyi bıraktığımızı ve neyin yükselmesine izin verdiğimizi sorguluyor; duygunun bedende ve mekânda nasıl yer ettiğini yeniden düşünmeye çağırıyor.

Galerist izniyle

Black Light Gallery, Karaköy

“Okunamayan”

Küratör: Hale Albayrak

Sanatçılar: Zeynep Akman, Yunus Aras, Enis Malik Duran, Mehmet Sinan Yücel, Merve Zeybek

10 Nisan – 23 Mayıs 2026

Black Light Gallery’nin ikinci sergisi “Okunamayan”, yazının sınırlarını ve anlam üretme biçimlerini sorgulayan sorular etrafında şekilleniyor. Küratörlüğünü Hale Albayrak’ın üstlendiği sergi; Zeynep Akman, Yunus Aras, Enis Malik Duran, Mehmet Sinan Yücel ve Merve Zeybek’i bir araya getirerek yazıyı yalnızca okuma ve aktarım aracı olmaktan çıkarıp; maddi, biçimsel ve kavramsal bir sanat nesnesi olarak yeniden düşünmeye çağırıyor. Bu yaklaşım, yazının ortaya çıkışıyla birlikte oluşan bilgi, iktidar ve hafıza ilişkilerini postyapısalcı bir perspektiften görünür kılıyor.

Sergideki işler, okuma eylemini baştan askıya alıyor; izleyici yazı ya da kitap formuna baksa da çözülebilecek bir metinle karşılaşmıyor. Dilsel işaretler sabit bir anlama bağlanmadığı için bütünlüklü bir içerik oluşmuyor. Bu deneyim, hatırlanamayan ya da parçalı biçimde kalan bir metne bakmaya benziyor; geriye yalnızca duygu, iz ve belirsiz bir izlenim kalıyor. Anlam metnin içinde sabitlenmek yerine her bakışta yeniden kuruluyor ve hiçbir zaman tek bir sonuca kapanmıyor.

Black Light Gallery izniyle

Arter, Dolapdere

“Seni Sevmek Çok Zor!”

Mehtap Baydu

Küratör: Selen Ansen

29 Nisan – 15 Kasım 2026

Mehtap Baydu’nun Türkiye’deki ilk kurumsal kişisel sergisi “Seni Sevmek Çok Zor!”, Arter’de beden, nesne ve performans arasındaki geçişkenliği odağına alıyor. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği sergi, Baydu’nun performans, heykel, fotoğraf ve video gibi farklı mecralar arasında kurduğu ilişkileri bir araya getirerek çok katmanlı bir deneyim alanı oluşturuyor. Sanatçının 2019’da Berlin’de gerçekleştirdiği Nefes (Atem) performansı da sergi kapsamında yeniden yorumlanarak mekâna taşınıyor.

Sergi, Baydu’nun yeni üretimlerini ve yakın dönem işlerini bir araya getirerek kimlik, beden ve temsil üzerine akışkan bir düşünme alanı açıyor. Arzunun yarattığı mesafe, temas ve yokluk hissi, kalıp alma gibi üretim süreçleri üzerinden yeniden ele alınıyor. Çoğaltma, iz bırakma ve parçalama gibi yöntemlerle şekillenen işler, kolektif ve dönüşen bir beden fikrine işaret ediyor. Mekânsal kurgu ise seramik, bronz, kumaş ve cam gibi farklı malzemelerle üretilen işlerin süreç kayıtları ve performatif izleriyle birlikte okunmasına imkân vererek, yapıtları aradalık ve dönüşüm ekseninde deneyimlemeye davet ediyor.

Seni Sevmek Çok Zor, fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Galeri Bosfor, Karaköy

“Yeryüzü Gökyüzü”

Mithat Şen

14 Nisan – 23 Mayıs 2026

Galeri Bosfor’da açılan “Yeryüzü Gökyüzü”, Mithat Şen’in son dönem üretimlerini bir araya getiriyor ve sanatçıyı ilk kez tek bir doğa formu etrafında yoğunlaşırken gösteriyor: selvi ağacı. Osmanlı şiirinden mezarlık kültürüne uzanan çok katmanlı anlamlarıyla selvi, burada yalnızca bir motif değil; yeryüzü ile gökyüzü arasındaki sürekliliği taşıyan bir imge olarak ele alınıyor. Parşömen yüzeylerde yeniden kurulan bu form, kök salma ile yükselme arasındaki gerilimi görünür kılıyor.

Sergi, Şen’in uzun süredir geliştirdiği sistematik üretim dilinin yeni bir aşamasına işaret ediyor. Beden, şema ve istif üzerinden kurduğu önceki serilerinin devamında sanatçı, bu kez selvinin dikey büyüme ilkesini kendi görsel sistemine uyarlıyor. Selvi ne doğrudan temsil ediliyor ne de betimleniyor; onun yukarı doğru yönelen yapısı, toprağa bağlı kalma hâli ve gökyüzüne açılma hareketi, sanatçının soyut düzeni içinde yeniden üretiliyor. Bu yaklaşım, selviyi bir simgeden çok sürekliliği hatırlatan bir düşünme biçimine dönüştürüyor.

Galeri Bosfor izniyle

Galeri 77, Karaköy

“Reality Show”

Mutlu Aksu

9 Nisan – 23 Mayıs 2026

Mutlu Aksu’nun Galeri 77’deki “Reality Show” sergisi, gündelik hayatın sıradan görünen anlarını, tanıdık nesneleri ve mekânları üzerinden bireyin içine yerleştiği toplumsal rolleri sorguluyor. Mutlu Aksu, bu görünür yüzeyin altında işleyen iktidar ilişkilerini ve güç sembollerini açığa çıkarırken, bireyin bunları nasıl fark etmeden içselleştirdiğine odaklanıyor. Belgeselci bir anlatı kurmak yerine, görsel kültürün kendi dilini kullanan kurgusal bir düzen içinde çalışıyor.

Sanatçının üretiminde başlangıç noktası çoğu zaman kişisel bir görüntü ya da gündelik bir sahne olsa da, bu izlenimler tuvalde toplumsal bir soruya dönüşüyor. Sosyal medyadan sokak görüntülerine uzanan bu referanslar, gerçeklik, kimlik ve temsil ilişkisini sorgulayan bir yapı kuruyor. Pürüzsüz yüzeyler, tekrar eden kompozisyonlar ve tanıdık ama absürt figürler aracılığıyla, gerçekliğin nasıl üretildiği ve içselleştirildiği görünür hâle geliyor.

Galeri 77 izniyle

Anna Laudel, Beyoğlu

“Kendimi Şanslı Hissediyorum”

Oğulcan Kuş

10 Nisan – 31 Mayıs 2026

Oğulcan Kuş’un Anna Laudel Gallery’deki ilk kişisel sergisi “Kendimi Şanslı Hissediyorum”, sanatçının üretim pratiğini neo-pop estetik üzerinden kurduğu görsel dil etrafında izleyiciyle buluşturuyor. Popüler kültür, medya ve grafik tasarımın imgelerini yeniden işleyen Kuş, tanıdık görselleri yüzeyde çekici, ancak içerikte ironik ve zaman zaman tekinsiz bir yapıya dönüştürüyor. Bu katmanlı yapı içinde kişisel referanslar da kompozisyonlara sızarak anlatıyı daha içsel bir zemine taşıyor.

Sergide “şans” kavramı rastlantıdan çok, süreklilik ve üretim emeğiyle ilişkilendiriliyor. Kuş’un pratiği tekrar, ritim ve gündelik üretim döngüsü üzerinden şekillenen bir süreç olarak öne çıkıyor; bu yönüyle sergi bir tür sanatçı günlüğü niteliği taşıyor. Farklı yüzey ve malzeme kullanımları, imgeleri yalnızca görsel değil aynı zamanda dokunsal bir deneyime dönüştürürken, grafik estetik ile pop sanat arasındaki ilişkiyi güncel bir yorumla yeniden kuruyor.

Anna Laudel izniyle

Zeyrek Çinili Hamam, Fatih

“Temenos: İç Deniz”

Margaret R. Thompson

Küratör: Anlam de Coster

17 Nisan – 30 Ağustos 2026

Zeyrek Çinili Hamam, Santa Fe merkezli sanatçı Margaret R. Thompson’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi  Temenos: İç Deniz ’i Anlam de Coster küratörlüğünde sunuyor. 16. yüzyıla tarihlenen hamamın altında keşfedilen Bizans sarnıcı için özel olarak üretilen ve ilk kez sergilenen tuval ve ipek üzerine resimler ile ses ve koku müdahalelerinden oluşan sergi, kapsanmayı dönüşümün bir koşulu olarak inceliyor.

Margaret R. Thompson, kökeni Antik Yunan’a uzanan temenos kavramından yola çıkıyor. Temenos, gündelik yaşamdan ayrıştırılmış kutsal bir alanı; insan ile ilahi olan arasındaki geçişi mümkün kılan koruyucu bir sığınağı ifade ediyor. Psikolojik bağlamda ise kavram, kişinin bilinçdışıyla güvenli biçimde karşılaşabileceği bir tür içsel barınağı tanımlıyor. Sergide kelimenin farklı anlamları iç içe geçiyor.

Fotoğraf: Hadiye Cangökçe

Dirimart Pera

“Jöle”

Olivia Sterling

7 Mayıs – 14 Haziran 2026

Dirimart, Olivia Sterling’in İstanbul’daki ilk kişisel sergisi “Jöle”yi sunuyor. Sergi, meyve, aşk ve koyu renk gibi imgeleri değişen güç ilişkileri içinde ele alarak onların nasıl dönüşüp parçalandığını ve yeniden kurulduğunu inceliyor. Müzler ile meyveyi ilişkilendiren şiirsel geleneklerden beslenen bu çerçeve, sanatsal üretimi tüketilebilir bir kaynak olarak gören romantik bakışları da sorguluyor.

Sterling’in işleri ilk bakışta eğlenceli ve parlak bir görsellik sunsa da, yiyecek, beden ve leke temaları üzerinden örtük hiyerarşileri ve yapısal eşitsizlikleri görünür kılıyor. Kompozisyonlarda yer alan harfler ve renk işaretleri, ırk ve kimliğin dil aracılığıyla nasıl kurulduğunu sorgulayan bir sistem oluşturuyor. Canlı ve yoğun renkler zamanla parçalanıp kontrol edilebilir formlara indirgenirken, sergi aşk, renk ve arzunun yalnızca duygusal değil aynı zamanda ideolojik araçlar olarak nasıl işlediğini ortaya koyuyor.

Dirimart izniyle

Sanatorium, Tophane

“Sıcak Prova”

Eda Sütunç

7 Mayıs – 27 Haziran 2026

Eda Sütunç’un Sıcak Prova başlıklı kişisel sergisi, heykel, fotoğraf, video ve metin aracılığıyla var olmanın alternatif yollarını araştırıyor. Sergi; taşıma, bağ kurma ve kırılganlık kavramları üzerinden, kusursuzluk ve verimlilik odaklı normları sorguluyor ve ilişkilenmenin daha esnek biçimlerini öneriyor. Sanatçı, bedeni yalnızca bir temsil alanı olarak değil; düşünmenin, denemenin ve dönüşümün gerçekleştiği aktif bir zemin olarak ele alıyor.

Süreç odaklı bir yaklaşımla şekillenen sergi, taşıma eylemini fiziksel bir durumun ötesine taşıyarak etik ve duygusal bir mesele olarak inceliyor. Yük kavramını sorumluluk, bakım ve karşılıklı bağımlılık üzerinden yeniden tanımlıyor; izleyiciyi belirsizlikle birlikte kalmaya ve insan ile insan-olmayan varlıklar arasındaki ilişkileri kırılganlık üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.

Sanatorium izniyle

Rıdvan Kuday Gallery, Diyarbakır

“Hiçbir şey olmamış gibi”

Zülküf Mavlay

25 Nisan – 25 Mayıs 2026

Sergi, bireysel ve toplumsal hafızanın bastırılma biçimlerini odağına alırken, başlığın ima ettiği edilgenliği tersine çevirerek aslında “her şeyin olmuş olduğu” bir gerçekliğe işaret ediyor. Kırılan bedenler, yerinden edilen yaşamlar ve silinen kimlikler, sanatçının pratiğinde doğrudan temsil edilmek yerine, gündelik hayatın akışı içinde neredeyse görünmezleşen yapılar olarak kurgulanıyor ve görünür ile görünmez arasındaki gerilim üzerinden ele alınıyor.

Mavlay’ın işleri, izleyiciyi görülen ile inkâr edilen arasındaki eşikte konumlandırarak rahatsız edici ama gerekli bir yüzleşme alanı açıyor. Sergi, yalnızca estetik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda etik bir sorgulama zemini kuruyor ve “gördüğümüz halde görmemek” gibi kolektif davranış biçimlerini tartışmaya açıyor. Şiddetin yalnızca doğrudan eylemlerle değil, inkâr ve görmezden gelme pratikleriyle de yeniden üretildiğini ortaya koyan sergi, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak tanıklık, sorumluluk ve hatırlama üzerine düşünmeye davet ediyor.

Rıdvan Kuday Gallery izniyle

Galeri Siyah Beyaz, Ankara

“Grotesk Fanteziler”

Gökhan Tüfekçi

8 Mayıs – 20 Haziran 2026

Gökhan Tüfekçi, nam-ı diğer Kara Gözüktü Kaptan, “Grotesk Fanteziler” başlıklı solo sergisiyle Galeri Siyah Beyaz’da izleyiciyle buluşuyor. Gökhan Tüfekçi, Anadolu ve Asya kültürlerinden gelen mitleri, toplumsal hafızayı, korku ve taşkın ruh hâllerini renkli ancak karanlık bir sahne kurgusu içinde yeniden ele alıyor. Minyatür sanatının istifleme ve perspektifi bozma geleneği, sanatçının elinde yoğun ve katmanlı kompozisyonlara dönüşerek anlamın çoğaldığı bir görsel yapı kuruyor.

Sanatçı, halk anlatıları, söylenceler ve gündelik hayat imgelerini bir araya getirerek geçmiş ile bugünü iç içe geçiren yeni kurgular oluşturuyor. Minyatür estetiğini kendi diliyle yeniden yorumlayan Tüfekçi, yoğun renk ve figür kullanımıyla işleri tuvalin ötesine taşıyarak mekâna yayıyor; duvar resimleri ve üç boyutlu formlarla sergi alanını bütünlüklü bir sahneye dönüştürüyor. Sokak dili, çocukluk imgeleri ve absürt öğelerle beslenen bu dünya, ironi üzerinden kurulan çok katmanlı bir anlatı sunuyor.

Gökhan Tüfekçi, Köyde Jazz, 2026

Ruzy Gallery, Etiler

“CONCENTRATE”

Tom Fellows

7 Mayıs – 25 Ağustos 2026

Tom Fellows’un Türkiye’deki üretim pratiğine odaklanan “CONCENTRATE” başlıklı kişisel sergisi, Ruzy Gallery’de izleyiciyle buluşuyor. Tom Fellows’ın yeni işlerinden oluşan bu seçki, malzemenin dönüşüm süreçlerini, yüzeyde biriken zaman izlerini ve hafızayı görünür kılıyor. Sergi, yoğunlaşma kavramını hem zihinsel bir odaklanma hâli hem de malzemenin fiziksel olarak sıkışıp dönüşmesi üzerinden ele alarak düşünce ile maddeyi aynı düzlemde buluşturuyor.

Sanatçının resim ve heykel arasında konumlanan üretimleri; katmanlama, aşındırma, sıkıştırma ve ısı gibi tekrar eden müdahalelerle sürekli bir dönüşüm süreci yaratıyor. Yüzey bu süreçte sabit bir sonuç değil, zamanın ve emeğin biriktiği canlı bir kayıt alanına dönüşüyor. İlk bakışta durağan görünen işler, aslında jeolojik bir oluşumu andıran yavaş bir değişim sürecini taşıyor; böylece birikim yapıyı, basınç ise formu belirleyen temel unsurlara dönüşüyor.

Ruzy Gallery izniyle

CerModern, Ankara

“Seriler Arası Yolculuk”

Serdar Leblebici

8 Mayıs – 21 Haziran 2026

Serdar Leblebici’nin “Seriler Arası Yolculuk” başlıklı sergisi, 9 Mayıs – 21 Haziran tarihleri arasında CerModern’de izleyiciyle buluşuyor. Serdar Leblebici’nin üretim pratiği, modern ve klasik sanat referanslarına verilen kişisel tepkiler üzerinden şekilleniyor ve sanatçı, sanat tarihinin kendisini yeniden yorumlayan bir yaklaşım benimsiyor. Resim, seramik ve karma tekniklerde geliştirdiği diliyle Leblebici, mevcut görsel gelenekleri yeniden düşünerek kendine özgü mitolojik ve kavramsal bir alan kuruyor.

Sanatçının işleri, dışavurumcu renk kullanımı, informel yapı ve figüratif kırıntıların birleşiminden oluşan bir görsel sentez sunuyor. Özellikle portrelerinde, girdap gibi yoğunlaşan renk alanları içinden bakan antropomorfik göz motifi dikkat çekiyor; bu bakış hem resme hem izleyiciye güçlü bir karşılık veriyor. Leblebici, gerçekliği birebir temsil etmekten çok, yeni bir görsel gerçeklik kurmayı hedefleyerek renk, ışık ve karanlık ilişkisini merkeze alan bir anlatı geliştiriyor.

CerModern izniyle

Galeri Bu

“MASADA III”

Küratör: E. Ezgi Özer

8 Mayıs- 14 Haziran 2026

Sanatçılar Şevval Konyalı, Şeyma Türk ve Umut Yalım’ın işleri, oyun ve yemek kavramlarını farklı algı katmanları üzerinden ele alıyor. Yetişkin öznenin hafızasında oyun geçmişe ait bir duygu olarak yeniden belirirken, çocuklukta yemek; oyunun ardından gelen bir ödül, bir ritüel ve bir bekleyiş olarak anlam kazanıyor. Sergi, bu iki alan arasındaki ilişkiyi bir karşılaşma olarak ele alıyor.

Eserlerden hareketle tasarlanan yemekler; oyun sonrası yemeğe yüklenen arzu, heyecan ve bekleyiş hâllerini ortak bir kavramsal çerçevede buluşturarak çocukluğa ait gündelik ritüelleri yeniden görünür kılıyor. Bu noktada yemek yalnızca tüketilen değil; hafızayı tetikleyen, zamanı katmanlandıran ve izleyiciyi kendi deneyim alanına geri çağıran bir araç hâline geliyor. Böylece izleyici, görsel ve duyusal olarak kurgulanan bu deneyimde çocukluk hâliyle yeniden temas ediyor.

“MASADA III”, nostaljiyi yalnızca bir çağrışım olarak değil; şimdi içinde yeniden kurulan, bedensel ve duyusal olarak deneyimlenen bir alan olarak ele alıyor. Hafıza, arzu ve duyusal deneyimin kesişiminde konumlanan sergi, izleyiciyi bireysel ve kolektif deneyimler arasında gidip gelen çok katmanlı bir karşılaşmaya davet ediyor.

Şeyma Türk, Lonely Seven, MDF Üzerine Akrilik Boya, 60 x 84 cm, 2026

Shiva Zahed Gallery

“Against Transparency”

Ahmad Rafi

22 Mayıs-5 Haziran

Ahmad Rafi’nin “Against Transparency” adlı kişisel sergisini, Shiva Zahed küratörlüğünde ağırlıyor. Sergi, son yirmi yılda üretilen, sanatçının görünürlük, temsil ve imgenin sınırlarına ilişkin güncel küresel söylemleriyle olan derin bağlantısı üzerinden değerlendirilen, dönüm noktası niteliğindeki bir eser grubunu sunuyor.

Ahmad Rafi’nin eserleri, resmin görünür dünyaya net bir pencere açması gerektiği şeklindeki geleneksel görüşe meydan okuyor. Bunun yerine; örtüler, perdeler ve belli belirsiz figürlerle dolu tuvalleri, opaklık yoluyla kendini ortaya koyuyor. İzleyicinin doğrudan erişim beklentisine ket vuran sanatçı, görme eylemini askıya alınmış bir durum olarak çerçeveliyor.

Sergi, Rafi’nin engelleme estetiğini, Édouard Glissant’ın “Opaklık Hakkı” (Right to Opacity) kavramıyla diyaloğa açarak; görünürlük, gözetleme ve bakış ekonomisi etrafında şekillenen güncel tartışmalar bağlamında sanatçının pratiğine yeniden bakmayı öneriyor. Against Transparency”, izleyiciyi görmenin sınırları ve imgenin direnci üzerine eleştirel bir düşünme alanına davet ediyor.

Triptych I, Ahmad Rafi, 2026

Collect Gallery

“Summer Diaries”

Antonio Cosentino

Küratör: Fırat Arapoğlu & Bozhana Dimitrova

9 Nisan-30 Mayıs 2026

Yaz Günlükleri başlığı bir mevsime referans veriyor, ama özünde mevsimin yarattığı sistemle ilgili.. Bu yaklaşım sahil şeridinin yarattığı ekonomi, mimari, altyapı ve tüketime dair bir görsel dil içeriyor. Antonio Cosentino’nun çalışmaları televizyon, tüp, plastik sandalye, vitrin, tabela ve tekne gibi yaz mevsiminin maddi kültürlerini arşivsel bir yaklaşımla yüzeye taşıyor.

“İnsanların insanlarla olan münasebetlerinden buna ne demeli bilmiyorum bir aksiyon bir boşluk bir maraz hepsi birden oluşuyor. Arzular, bunun sonucunda oluşan durumlar, akıyor günler. Acıkmalar. Rutinlerle geçiyor günler, işte yapılması gereken gündelik işler var, bulaşıklar, makul miktarda temizlik hem etrafı hem kendini. Enerjin yerindeyse kitap okuyabilirsin resim yapabilirsin bunları en azından kendim için söylüyorum, işte çılgınca fikirler gelebilir aklına artık nesi çılgıncaysa bilmiyorum çılgın olan da hiçbir şey kalmadı. Kısa kısa, çakmağı çaktığımızda saçılan kıvılcımlar gibi düşünce kırıntıları dolu kafamda, eften püften şeyler. Ama hatırlamıyorum rüyalarımı nerelerde dolaştığımı kiminle dalaştığımı, savuşturduğumu, bahar yüzünü gösterdi.”
Antonio Cosentino

Antonio Cosentino, Yaz Günlükleri, Kâğıt Üzerine Yağlıboya | 70×100 cm, 2026

Mardin Bienali/GÖKzemin

0 0,00