Edirne'de İlk Bienal -
Edirne Karaağaç’taki tarihi tren garı, Mimar Kemalettin imzası taşıyor.

Edirne’de İlk Bienal

Edirne, 21 Mayıs – 28 Haziran tarihleri arasında ilk kez gerçekleşecek Edirne Bienali’yle çağdaş sanatı kentin tarihsel hafızasıyla buluşturmaya hazırlanıyor. Bienal koordinatörü Didem Çapa ile Köprüler teması etrafında şekillenen bu ilk buluşmanın çıkış noktasını, küratöryel sürecini ve Edirne’ye bırakmak istediği sanatsal ve kültürel izi konuştuk.

//

İlk kez düzenlenecek Edirne Bienali, bu kadim sınır kentini yalnızca bir sergi rotasının ötesine taşıyarak hafıza, karşılaşma ve düşünme alanına dönüştürmeye hazırlanıyor. Köprüler teması etrafında şekillenen bienal, Meriç ve Tunca’nın kıyısında, geçmişle bugün arasında yeni bağlar kurmayı hedefliyor. Selimiye’den Karaağaç Garı’na, Ali Paşa Çarşısı’ndan eski endüstriyel yapılara uzanan çok katmanlı bir şehir güzergâhına yayılan, Didem Çapa koordinasyonunda; Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, Ismail Erim Gülaçtı, Irina Batkova ve Songül Güneş Gültekin’den oluşan küratör ekibiyle bienal sabit bir sergi düzeninin ötesinde disiplinlerarası bir karşılaşma alanına dönüşüyor. Yirmiden fazla mekâna yayılan bienal Edirne’nin tarihsel dokusunu çağdaş sanatın diliyle yeniden okumayı önerirken, kentin sınır, geçiş ve aidiyet hafızasını da görünür kılıyor. 24 ülkeden 200 sanatçının katılımıyla gerçekleşecek etkinlik, yalnızca sanat izlemeye değil, şehirle birlikte düşünmeye davet eden bir deneyim vadediyor. Çapa ile ilk kez hayata geçen Edirne Bienali’nin çıkış noktasını, Köprüler temasının çağrıştırdıklarını, küratöryel süreci ve bienalin şehre bırakmak istediği sanatsal ve kültürel izi konuştuk.

Edirne Bienali fikri sizde nasıl bir yerden doğdu? Bu fikrin peşine düşmenize hangi düşünce, hangi ihtiyaç eşlik etti?

Sanatın içinde büyüdüm. 1976 yılında annem Rabia Çapa ve teyzem Varlık Sadıkoğlu’nun kurduğu Maçka Sanat Galerisi’nde sanatla ve sanatçılarla erken yaşta kurduğum bağın zamanla büyük bir ayrıcalık olduğunu fark ettim ve bu deneyimin daha fazla insana, özellikle de çocuklara ulaşması gerektiğini düşündüm. Bu düşünceyle 2003 yılında Yaratıcı Çocuklar Derneği’ni kurduk. Yıllar boyunca sanatın farklı topluluklar arasında nasıl bir bağ kurabildiğini deneyimledik. Edirne’de gerçekleştirdiğimiz Çocuklar ve Kentler projesi ise benim için çok belirleyici oldu. Kentin tarihî dokusu, insanları, nehirleri ve taşıdığı çok katmanlı hafıza güçlü bir iz bıraktı. Edirne Bienali fikri aslında tam da bu ihtiyaçtan doğdu: Sanatı yalnızca belirli çevrelerin erişebildiği bir alan olmaktan çıkarıp şehirle, gündelik yaşamla ve farklı kuşaklarla ilişki kurabilen canlı bir karşılaşma alanına dönüştürmek. Edirne’nin tarihsel birikiminin çağdaş sanat aracılığıyla yeniden okunabileceği fikri çok heyecan vericiydi. Edirne Bienali konusunu Resim ve Heykel Müzeleri Derneği başkanı olan sevgili dostum Gönül Nuhoğlu ile paylaştım. Bienali birlikte hayata geçirme konusunda hemfikir olduk. Üstelik annemin de bu derneğin kurucuları arasında yer alması benim için çok anlamlı… Ayrıca sanat alanında faal geçmişi olan iki derneğin buluşması bienalin altyapısını sağlam bir zemine taşıyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi’nin destekleri ise bu sürecin en güçlü yapı taşları oldu. Yerel yönetimin değerli katkıları ve kurulan iş birliğinin, bienalin kentle bütünleşmesi ve sürdürülebilirliği açısından çok önemli olduğuna inanıyoruz.

Köprüler temasını biraz açalım isterim. Bu önerme sizde nasıl karşılık buldu, hangi soruların içinden süzüldü?

Meşher
Meşher Mobil

Köprüler bizim için yalnızca iki noktayı birbirine bağlayan fiziksel yapılar değil; insanlar, kültürler, hafızalar, kuşaklar ve düşünme biçimleri arasında kurulan görünür ya da görünmez ilişkileri temsil ediyor. Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar birbirine çok yakın görünmesine rağmen aslında giderek uzaklaşıyor. Bu nedenle bienalde şu sorular bizim için önemliydi: “Farklılıklarla nasıl birlikte yaşayabiliriz? Geçmişle bugünün arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Sanat, fark etmediğimiz, görmediğimiz ya da unuttuğumuz alanlarla aramızda yeniden bir yakınlık yaratabilir mi?” Edirne’nin coğrafi ve tarihsel konumu da bu temayı doğal olarak besliyor. Yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin geçiş noktası olmuş bir şehirde “köprü” kavramı yalnızca metafor değil; kentin hafızasında yaşayan gerçek bir deneyim. Bu önerme günümüzde sıkça karşılaştığımız yıkıcı etkilere karşı verilen yapıcı bir yaklaşımın sonucudur. Farklı kültürler, coğrafyalar, insanlar, kurumlar arasında yaratılan bir etkileşim olumlu bir dönüşümün başlangıç noktası olabilir.

BİENAL ROTASI

Selimiye Camii ve Külliyesi’nden Karaağaç Gar Binası’na, Ali Paşa Çarşısı’ndan Meriç kıyılarına uzanan Edirne Bienali, kentin tarihî dokusunu çağdaş sanatın farklı disiplinleriyle buluşturuyor. Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı, II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Makedon Kulesi, Tarihi Gümrük Karakolu ve Sarayiçi Er Meydanı gibi kentin hafızasında yer etmiş mekânlar da bienal süresince sergilere, performanslara ve kamusal alan projelerine ev sahipliği yapacak.

Vizyonda Aksiyon ve Korku Şöleni

0 0,00