Eda Soylu bir yerleştirme sanatçısı olarak kendine özgü evrenler ve dünyalar yaratma konusunda farklı bir yere sahip. Onun yerleştirmeleri hem izleyiciye bambaşka bir alanda var olma fikrini sorgulatır hem de kurulan bu evrenin yeniden değerlendirmesine neden olur. Böylece, sanatçı kendi evreninin de ötesine geçerek izleyiciyle bir arada olduğu bir alan keşfeder. Soylu bu eserleri hazırlarken aslında kendi dünyasını yansıtmanın ötesinde bir yerde durur ve kendi içsel dünyasını, bilgisini ve şiirsel düşüncesini öne çıkarır.
Merdiven Art Space’de gerçekleşen Alt/Üst adlı sergide, Soylu’nun şiirsel içsel dünyasının bilgi ve şiirle birleşmiş hâli diyebiliriz. Galerinin iki katına yayılan bu yerleştirmede betonların içine gömülmüş renkli çiçeklerin yerdeki ham zemine dağılımları izleyiciyi karşılar. Bu dağılım öylesine rastgele ama öylesine düzenlidir ki izleyici beton çiçeklerin üzerine basarak ve zaman zaman onların kırılmalarına neden olarak bu yerleştirmeye dair yeni bir anlam keşfedebilir. Betondaki çiçekler aslında her an yaşayan bir varlığın zaman içinde toz haline dönmesine ya da bozulup başkalaşmasına neden olur. Bu şekilde, bir bütünün parçalanmış halini görürüz. Tümel bir anlamın tikel bir gerçekliğe dönüşmesine, tekilin ise tek parça olarak da anlamını koruduğuna tanıklık ederiz. Bu tek parçadan tüme doğru ilerleme ya da tam tersi, sanatçının yeni kavramsallaştırdığı yerleştirme serisi içinde anlam bulur ve izleyiciyle buluşur. Böylece, Alt/Üst sergisi ‘Ve evin yüzü burkuldu’ ismiyle bir yerleştirme serisi olarak karşımıza çıkar. Sanatçının bu bağlamda ortaya koyduğu ana düşünce ve kavram aslında yeni değildir. 2012 yılından beri ev ve yer etme kavramları üzerine çalışmalarını sürdüren Soylu, daha önce 2016 yılında Kadir Has Üniversitesi’nde Galeri KHas’ta gerçekleştirdiği Evi Yeniden Kurmak adlı yerleştirmesine göndermeler yapar.

Şiirsellik motifi
Sanatçının her eserinde ve sergisinde değişmeyen bir motif olarak gördüğümüz şiirsellik bu yerleştirme serisinde de karşımıza çıkar. Soylu, bu serinin ismini “Ve evin yüzü burkuldu”, Metin Altıok’un Yıkıcılar Geldiler şiirinin ilk dizesi olarak belirlemiştir. Bir evin yıkım sürecinin ele alınışı üzerinden gelişen bu seri, içsel bir çözülmeye işaret eder. Buradaki burukluk (burkulma) yalnızca fiziksel bir yıkımı değil, bir hayatın, bir hafızanın, bir varoluşun sökülmesini temsil eder. Aslında, sanatçı izleyiciye de bu burkulmanın sadece dışarıdan değil, içeriden gelen ve insanı döngülerle farklı alanlara, farklı zamanlara götürüp getirebilen bir burkulma durumu olduğunu hatırlatır.
İki alana yayılan sergide, girişte gördüğümüz beton içine döşenmiş çiçekleri hem yer hem de duvar yerleştirmesi olarak görürüz. Soylu için Merdiven Art Space’in bir mekân olarak varlığı önem taşır. Sergiyi bir döngü olarak ele alır ve izleyiciyi neyin alt, neyin üst, neyin önce, neyin sonra olduğunun tam belli olmadığı, birbirine geçmiş, biri diğeri olmadan var olmayan bir döngüye davet eder. Bu döngü ev ve evin yaşantımızda var olduğu kavramları da bir araya getirir. Bu nedenle Soylu’nun kullandığı ‘Evin Yüzü Burkuldu’ başlığı da yine mekâna dayalı ama mekânın ötesinde insanın derinliğine gönderme yapan bir kavram haline gelir. Böylece, bir kez daha sanatçının kendine özgü evrenler yaratma çabasına şahitlik ederiz.
Doğum/ölüm/doğum döngüsü
Soylu’ya göre, şair Metin Altıok yıkım sürecini beden-bina-kent şeklinde ölçeklendirir. Bu söz konusu şiirde adım adım ilerleyen bir söküm, yıkım, bir çıplaklık hâli anlatıldığını ifade eder Soylu. Sanatçı bu durumu kendi yerleştirme eserinde bir tür öz yıkım/yeniden doğuş olarak ele alır. Böylece mitolojilerde de öne çıkan doğum/ölüm/doğum döngüsünü görürüz.
Bu yaklaşımı dikkatlice okuyan ve incelikle kurduğu evrende gösteren Soylu için Alt/Üst’te böyle bir yeniden doğum döngüsünü anlatır ama ince ve latif bir alandan…
Altıok’un şiirindeki hissiyat da ince ve derindir. Bu nedenle sanatçının her yerleştirmesinde şiirle kurduğu farklı anlamlara tanıklık ederiz. Şiirsel anlatıyla kurduğu ilişki, eserlerinde bir tür evrim olarak ortaya çıkar. Sanatçının sergide kullandığı iki ana örüntüye baktığımızda, betondaki çiçekler ve pencere pervazlarını görürüz. Betona gömülmüş çiçeklerin canlılığını korumasının nedenlerinden birisi betonun içindeki sudur; pervazların kırık yüzeyi ise bizi yine ‘burkulma’ kelimesine taşır. Böylece, yine döngüler içinde bir düzenle karşı karşıya kalırız. Beton gibi kaba bir malzemenin aslında içinde hayat ve suyla dolu olduğunu anlatır; diğer yandan, aslında kırık dökük duran pervazların da var olmanın inceliğini, latifliğini ifade ettiğini ortaya koyar. Böylece, izleyici, Eda Soylu’nun kurduğu evren içinde bir alta bir üste oradan döngüler içinde inceliklere doğru bir keşfe çıkar.



