Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Koç Topluluğu’nun 100. yılını kutladığı Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat sergisini Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde açtı. 29 Kasım’a kadar görülebilen ücretsiz sergi, yazgı ve eylemleri zaman içinde birleşen iki ‘çoğul marka’nın. Türkiye kültür hafızası, ekonomisi ve arşivine yaptığı sosyal katkı ve etkinin çok sesli bestesi gibi okunabiliyor. Serginin en önemli parçası, ‘Sol anahtarı’ veya organik QR kodu diyebileceğimiz künyesi ile kendisini gösteriyor. Daha sergiyi gezmeden, ziyaretçinin gözü bu künyedeki yoğunluk ve disipline takılıyor.
Bu ‘Sol Anahtarı’na değen bilhassa kadın elleri, künyenin itinasını daha bir pekiştiriyor. Küratörlüğünü YKKM Galeri Direktörü Didem Yazıcı’nın üstlendiği serginin yardımcı küratörlüğünü Zehra Begüm Kışla, iki yılı aşkın emeği projenin danışmanlığını kültür tarihçisi, eleştirmen ve yazar Wendy Meryem Shaw, tasarımını ise Yeşim Demir Pröhl yapıyor.
Zehra Begüm Kışla, etkinlik için yapılan panelde sergiyi şöyle tarifliyor:
”Yüzyılın İzleri, Cumhuriyet ile neredeyse yaşıt Koç Topluluğu’nun, Türkiye kültür ve sanat hayatına katkılarını, topluluğa bağlı kültür ve sanat kurumları, arşivleri ve koleksiyonları üzerinden inceliyor. Seçki, mimariden tasarıma, arkeolojiden güncel sanata, restorasyondan kurumlara uzanan bir yelpazede, topluluğun sanatla ilişkisine bütüncül bakma fırsatı sunuyor. Dört ana bölüme ayrılan serginin orta alanında ise, topluluğa bağlı koleksiyonlardan seçilen hem güncel sanat eserleri, hem de tarihi eserler izleyicileri bekliyor.”
Türkiye ve dünya tarihinden başlıkların ziyaretçiye refakat ettiği, İlbilge Eroğlu, Zeynep Tibet, İshak Reyna ve Didem Yazıcı’nın emeklerini bitiştiren bu bölüme serpilen materyaller arasında, kurumsal yayınlar, promosyon ürünler, periyodik yayınlar, imzalı kitaplar, koleksiyon objeleri ve sanat eserleri ile fotoğraflar başı çekiyor. Bu parçalardan eser ve bölüm metinlerini W.M.K.Shaw ile, D. Yazıcı. Ve Z.B.Kışla kaleme alıyor. Serginin Yapı Kredi Kültür Sanat temelli metinler ise, YKY 2024 etiketli 80. Yıl kitabı Daima Bir Adım Önde temelli olmak üzere, Binnur Mörel Büyükertan ile, Eser Demirkan ve Banu İşlet’in imzalarını taşıyor.
Yüzyılın İzleri sergisi, Arter, Ali Koç ve Ömer Koç Koleksiyonu’ndan özgün eserleri bir araya taşırken, bu birikime Sadberk Hanım Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı ve Yapı Kredi Tarihi Arşivi koleksiyonları da bütünlük katıyor.
Serginin zenginliğini daha bir var kılan arşivsel dayanaklar ise, AKMED Kurumsal Arşivi, Ara Güler Müzesi Arşivi, Aygaz Arşivi, İstanbul Araştırma Enstitüsü Kütüphanesi, İstanbul Rahmi M.Koç Müzesi Arşivi, Koç Holding Kurumsal Arşivi, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) Kurumsal Bellek Koleksiyonu, Meşher Arşivi, Rahmi M.Koç Müzesi Arşivi, Sadberk Hanım Müzesi Arşivi, Tofaş Arşivi, VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi ile, YK Araştırma Kütüphanesi ve YKKS Arşivi ile, Yapı Kredi Tarihi Arşivi olarak listeleniyor.
YKKSY Genel Müdürü Tülay Güngen, serginin basın önizlemesinde bize refakat ederken, etkinliğin kimliğini şu sözlerle özetliyor:
“Türkiye’de bugün kültür ve sanat denildiğinde; sahne sanatlarından müzeciliğe, güncel sanattan yayıncılığa uzanan geniş bir yelpazede Koç Topluluğu’yla bir ilişki görürüz. Bir sanat kurumunun doğrudan grup bünyesinde yer alması, bir sanatçının Koç Topluluğu’na bağlı bir şirketten destek görmesi ya da bir eserin grup koleksiyonuna dahil edilerek ilk kez bu çerçevede sergilenmesi… Aynı şekilde, merakla beklenen pek çok yazarın eserinin bünyesindeki yayın kuruluşları aracılığıyla okurla buluşturulması bu etkinin farklı görünümlerinden birkaçı.”
Yüzyılın İzleri sergisi, kucakladığı hiç bir katmanın altında ezilmeden, ziyaretçiye tasarım, mimarlık, arkeoloji, basın yayın, tarih ve kültür sanat endüstrisi hakkında eşgüdümlü tanıklıklar vadediyor. Monotonlaşmayan tarih akıntısı, faydalanılan koleksiyonlardan çok ilginç parçaları izleyicilerle buluşturuyor.
Özellikle banka kurucusu Kâzım Taşkent ile, görevlendirdiği Kültür Sanat Müşaviri Vedat Nedim Tör’e saygıda kusur etmeyen, ziyaretçilerle onları tanıştıran sergi, Taşkent’in küçük yaşta kaza sonucu yitirdiği oğlu Doğan’ın adını verdiği, Nisan 1938’de kurulmuş Doğan Kardeş dergisini de orijinal sayıları ve beraberinde getirdiği matbaa üzerinden yarattığı işgücüyle de takdir ediyor.
Doğan Kardeş demişken, sergide yapımını derginin üstlendiği ve özgün yapıt sahipliğini Vedat Nedim Tör’ün üstlendiği, Türkiye’nin ilk renkli sinema filmi olan, Muhsin Ertuğrul imzalı ‘Halıcı Kız’ da unutulmuyor. Zira Doğan Kardeş dergisi adına banka, Türkiye’ye Avusturya’dan getirilen bir litograf ve makineci üzerinden, ilk ofset matbaacılığı başlatmış olduğunu da hatırlatıyor. İlgili matbaa, ilerleyen yıllar adına da Türk matbaacılığı adına bir okul vazifesi görüyor. Bu arada onbinler satan epik Hayat dergisi de, bu ekolden geliyor.
Küratör Didem Yazıcı, aynı panelde sergi hakkında şu gözlemde bulunuyor:
”100 yıl çok uzun bir zaman dilimi ve bunu tek başına yapmanın, gerçekten imkânı yok. Bu yüzden, aslında belki Zehra’nın sosyoloji altyapısı, Yeşim’in tasarıma bakış açısı ve Wendy’nin ‘de-colonial’ sanat tarihi bilgisi ve benim küratöryal deneyimlerimle, bu sergiyi yoğurduk.”
Yine Yapı Kredi, açtığı çocuk sergileriyle de, fotoğraf ve tasarım yarışmalarıyla da, gençlik festivalleriyle de hatırlanırken, serginin vurguladığı önemli katkılardan biri de, ABD’li fotoğrafçı ve tarihçi, araştırmacı Josephine Powell’ın Koç Vakfı’na bağışladığı ve bugün gruba ait üç farklı kaynakta korunan görsel Türkiye tarihi olarak not ediliyor.
YKY’nin, anısına “Klasik Yapıtlar Dizisi”yle de ölümsüzleştirdiği Kâzım Taşkent, sergide de rastladığımız bir ifadesinde, Yapı Kredi Bankası’nın kültür ve sanat ile bağını şöyle temellendiriyor:
”Bizim gibi büyük kuruluşların iki görevi vardır. Biri, kendi iştigal konuları ile ilgili görevleri, ikincisi ise topluma karşı olan görevleridir. Biz kültür ve sanatı seçtik. O yüzden biz, kültür ve sanat bankasıyız.”
Bu arada Vedat Nedim Tör demişken, serginin yaptığı değerli keşiflerden biri ise, 1973 ve 1974 yıllarında Tör’ün Suna Kan ve İdil Biret’e yolladığı özel proje mektupları olarak belgeleniyor.
1944 doğumlu, 82 yıllık Yapı Kredi bu yönüyle, ‘özel’ ve ‘kamusal’ çıkar meselesine, bireylerin ilk bakışta özel çıkarları üzerinden özgürce edindikleri, ancak bunu herkesin yapma ihtiyacı üzerinden, banka kimliğinde bir kamusal çıkar kumbarası haline de gelen kültür sanata gösterdiği öncelikli itinayla takdir topluyor. (Yapı Kredi’yi, Hasan Âli Yücel’in mesuliyetini üstlendiği Türkiye İş Bankası (Kültür Yayınları, 1956) takip ediyor.)
Sergide, bugünkü YKKS binası önündeki Şadi Çalık’ın Galatasaray’daki Cumhuriyet 50. Yıl Anıtı açılışı hatırasına da yer veren kurum, sergi içinde yer alan bilumum etkinlik ‘efemerası’ ve arşivsel yazışmalarıyla, özellikle ‘kültür tarihi ve yönetimi’ üzerine meraklı kişilerin ibretle ve sevinçle tanık olacakları, hak edilmiş ve öncü bir bütünlüğü ortaya koyuyor.
Bunlar arasında örneğin, Sabahattin Ali’den, Yaşar Nabi Nayır’a imzalı ‘Kuyucaklı Yusuf’ kitabı ile, yine Nayır’a Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından imzalanan Yaz Yağmuru ve Hamit Ziya’nın Hepsinden Acı kitabı da sayılabiliyor.
Bankanın resim koleksiyonu veya banka tarih arşivi üzerinden sergiye baktığımızda, karşımıza Jak İhmalyan’ın Balıkçı Köyü’nden, Selahattin Giz koleksiyonundaki, Atatürk’ün 25 Temmuz 1937’de Moda açıklarındaki Ertuğrul Yatı pozuna, Müfide Kadri’nin Beklemek konulu melankolik, ütopist kadın tuvalinden Mihri Müşfik otoportresine, nice eser çıkabiliyor.
Ömer Koç koleksiyonu ve Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonundan parçalarla bütünleşen sergi, Koç Topluluğu kurucusu Vehbi Koç’un ticari ve özel yaşam anılarıyla zenginleşirken, bu aşamada kurulan yeni Türkiye’nin de altı, modern kadın imgeleri, fotoğrafları ve dergi kapakları ile reklâmlarıyla, hatta Türkiye’nin arabası Anadol’larla da çiziliyor.
Bu kısım özellikle, çağdaş Türkiye kadın ve erkeğini betimleyen balo fotoğrafları, eski lambâlı radyolar veya açık havada resim yapan kadın kareleriyle öne çıkarken, Taksim Cumhuriyet anıtının açılışı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’ndan ‘olağanüstü’ fotoğraflarla vurgulanıyor. Tutkulu koleksiyoner Sadberk Hanım’ın orijinal fotoğraflarıyla da katlanan sergide, Koç Holding kurumsal arşivindeki 29 Ekim 1933 tarihli Vehbi Koç Ankara Palas Cumhuriyet Balosu pozu ile, Ömer Koç koleksiyonundaki orijinal imzalı Atatürk portresi de görülebilirken, ‘Yeni Ulus, Yeni Ekonomi, Yeni Hayat’ın izinden giden bu bölümün gizli müjdelerinden biri de, Hale Asaf’ın 1931, Fahrelnissa Zeid’in ise, 1940 tarihli, yine Ömer Koç koleksiyonundaki otoportreleri oluyor.
Birçok Koleksiyondan Eserler
1940’lar denildiğinde, yine sergide örneğin, Yapı Kredi Kültür Sanat Müşavirliği’nin, Aile adlı mevsimlik bir edebiyat ve kültür dergisi yayınına başladığının da vurgusu yapılıyor. 1952’ye kadar çıkan mevsimlik dergi, Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edip Adıvar, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Orhan Veli gibi kalemlerin de uğrak yeri oluyor. Sergi yine, Meşher koleksiyonundaki 1946 tarihli Türk Kadını dergisinin ikinci sayısı ile de perçinleniyor.
Kimlik ve Modernizm başlığı ile ilerleyen Yüzyılın İzleri sergisinde ayrıca, sağlı sollu seçtiğimiz nice parça arasında, Yapı Kredi Bankası’nın da kuruluşuna destek verdiği ve Muhsin Ertuğrul’un kurduğu Beyoğlu Küçük Sahne, Bauhaus etkisindeki mimarlar Halit Femir ile Feridun Akozan imzalı çarpıcı mimarisi ve nostaljik fotoğraflarıyla önemli bir diğer keşif oluyor. Küçük Sahne ayrıca, yine banka imzası ile 1950’lerde yapılmış ‘İzahlı Müzik Saati’yle de hatırlanıyor.
Keşif demişken izleyici, bankanın vaktiyle bir Mini Tiyatro reklam kampanyası kurduğunu ve kadrosuna Nevra – Metin Serezli, Gazanfer Özcan, Perran Kutman ve Zeki Alasya – Metin Akpınar ikilisini de kattığını öğreniyor. Tiyatro deyince kurum, ayrıca düzenlediği çocuk tiyatroları ve Mürvet Sim ile Nevzat Açıkgöz’ün Türkiye’yi arşınlamış gezici kukla sahnesiyle de öne çıkıyor.
Yapı Kredi’yi 2005’te bünyesine katan Koç Topluluğu’nun koleksiyonlara duyduğu özen ve bunlarla birlikte gelen kültür ve eğitim politikalarının nasıl biçimlendiğine dair bir karne gibi de işleyen sergide, bu yönüyle, kurumun bastığı prestij ve arşivlik yayınlardan bir seçki de, ziyaretçilerin okuması ve incelemesi adına yer alıyor.
Koç Üniversitesi tarihine ve kültür, sanat, tarih ve sosyoloji gibi nice alana gösterilen duyarlığı da belgeleyen sergide, Türkiye’nin dört yanına dağılmış müzeler ve kültür merkezleri ile araştırma merkezleri ve arşivler de vurgulanıyor.
Bu aşamada son diliminde özellikle Koç Topluluğu’nca kurulan özel müze, vakıf, arşiv ve araştırma merkezleri ile, Yapı Kredi Kültür Sanat faaliyetlerinin ve Koç Grubu’nun Türkiye kültür sanat ajandasına katkıları ile öne çıkan, Abdülmecid Efendi Köşkü ile Arter sergileriyle de unutulmayan sergi, ziyaretçiye Bienal destekçiliğinden güncel sanata getirdiği yayın ve sergi anlayışına kadar bir çok unsuru da hatırlatmayı üstleniyor.
İhap Hulusi’den Bedri Koraman’a, oradan Bedri Rahmi Eyüboğlu’na, tarihsel koridorun bir kemer gibi kuşattığı, Ali Kazma’nın emeği kutladığı bir videosu ile de katlanan serginin ana salonuna girildiğinde ise, kurumun arkeoloji, güncel sanat ve etnografya gibi nice alanda ortaya koyduğu birikimle, ‘görsel bir Samanyolu etkisi ile’ baş başa kalınıyor. Burada kurumun Ömer Koç Koleksiyonu’ndaki Erwin Wurm, Elif Uras, Necla Rüzgar gibi sanatçılara ait eserleri görülebilirken, onlara Arter koleksiyonundaki Füsun Onur, CANAN ve Gülsün Karamustafa ile Neş’e Erdok ve Sarah Lucas gibi imzaların eserleri refakat ediyor.
Serginin bu bölümünde yine ayrıca, Aliye Berger’in Yapı Kredi İş ve İstihsal 1954 Yarışması Birincisi Güneşin Doğuşu soyutlaması, Eren Eyüboğlu’nun Yapı Kredi Koleksiyonu’ndaki İstihsal (1954) ile, Helenistik dönem M.Ö. 2’nci Yüzyıl ürünü, çocuk heykeli başı bir araya geliyor. Bunu, Ömer Koç koleksiyonundaki camdan Vahap Avşar yapıtı, Uyku (2008) takip ediyor. Bu devasa seçki ayrıca, Ali Koç koleksiyonundaki Azade Köker eseri Bu Devasa Bedensellik (2025) veya Cengiz Tekin’in İsimsiz (2003) eseri de seçilebiliyor.
Geniş Bir Hafızanın Varoluşu
Serginin bu ‘küçük müze’ alanı konusunda görüş bildiren Yeşim Deniz Pröhl ise, şunları kayda geçiriyor:
“Tabii ‘görünmez bağlar’ da benim çok önemsediğim bir şey. Orta alanda, yarı müze niteliğindeki o alan örneğin gerçekten bir küçük müze oldu. Orada, portrelerin önünde bir Hellinistik baş var; başa bakan iki ayrı Vahap Avşar işi ile bu başın buluşması.
Ya da, en başta, Sadberk Hanım Müzesi’nden gelen çini tabaklar ile, Elif Uras’ın işini nereye koyabiliriz ? Buradaki kinetik alan nedir?
Ayrıca şunu da çok önemsiyorum: Hangi akstan bakarsanız bakın, çok çeşitliliği olan bir sergi bu. En baştan beri hepimizin kafasını kurcalayan, içeriğin bir parçası olan bu sergi, bence bir ‘ilkeselleştirme’ döküyor.
Bir kişinin, iki kişinin bireysel merakından yola çıkan bir serüvenin, kurumsallaşıp, ‘ben’in bize dönüşüp, kurumsallaşıp, ‘benim için’ yerine, ‘bizim için’ haline gelmesi. Dolayısıyla baktığımızda, bu sergi tasarımında o bilginin bir yeknesaklık içinde olmamasını sağlamaya çalıştık.”
Bu kapsamda yine, sergi danışmanı Shaw’un da şu ifadelerini kayıt altına almak yerinde görünüyor:
”Bu serginin üzerinde kültürel bir hafızanın oluşumu, zamanla gelişimi, seyircilere sunulması söz konusu. Bir çok ayrıntıdan bahsediyoruz. Bunların her birinin hem işlev, hem koleksiyon olarak farklı ilgi alanları var.
Bunların hepsi, bir arada bir hafızayı oluşturuyor. Hiçbiri, tek olarak bir hafıza oluşturmuyor. Buradaki amacımız, bu kurumların birbirleriyle ilişkileri kurarak, geniş bir hafızanın varoluşunu göstermek ve bunların da toplum içerikli olduklarını göstermek.
Bir özel kurum, tabii ki kendi için vardır. Ama bu koleksiyonculuk ve arşiv için, toplum içindir. Bizim için önemli olan, bu toplulukta olan kurumların koleksiyonlarını birbirleriyle iletişime koymak ve bunların var olduklarını gösterebilmek ki, başka araştırmacılar başka şekillerde, başka ilgi alanlarıyla beraber bunları kullanabilsin.
Yani illa mutlak bir şey yok ama, sadece alışkanlıklar var. (…)
Didem aynı zamanda bu sergide anılara daha çok önem verdi. Kocaman bir topluluk olarak, Yapı Kredi’de insanların duruşu biraz araya kayıyordu; Didem’in anılara önem vermesinin temel sebebi de, bu kurumları da insanların yaratıyor ve yaşatıyor oluşudur.
O yüzden de, o anılar bu şekillenme sürecinin nasıl olduğunu bize gösteriyor. İnsanların gezerken merakları uyansın, böyle olursa da sergide, bedeni bir anlatının içine koyabilmek.
Sergide insanlar, oradaki eserler arasında yürüyor ve bir tercihte bulunuyorlar.”
Bilgi: https://sanat.ykykultur.com.tr/sergiler/yuzyilin-izleri-koc-toplulugu-ve-sanat




