Kraliyet Ailesinden bir Sanatçı: Rashid Al Khalifa -
Rashid Al Khalifa, Inhabited Crate - Multicolored, 2026, Galvanized Steel Mesh, 480 × 380 × 300 cm. Photo courtesy of the artist and RAK Art Collection, Saar, Bahrain.

Kraliyet Ailesinden bir Sanatçı: Rashid Al Khalifa

Bahreynli sanatçı Rashid Al Khalifa, Inhabited Crate – Multicolored adlı işi ile CI kapsamında Tersane İstanbul’a geliyor. Ancak Kraliyet ailesinin bir üyesi, sanat yöneticisi ve kültür hamisi olarak konumu, onun sanatını Körfez’de sanat üretiminin nasıl şekillendiğine ilişkin daha geniş bir bağlamın içine de yerleştiriyor.

/

Bahreynli sanatçı CI kapsamında dev yerleştirmesiyle Tersane’de. Çelik ağ, renk, ışık ve hareket üzerinden çalışan yerleştirme, sanatçının uzun yıllardır sürdürdüğü geometri ve mekân araştırmasını kamusal bir deneyime dönüştürüyor. Ancak Al Khalifa’nın pratiğini yalnızca “Doğu ile Batı’yı buluşturan” estetik bir dil olarak okumak yetersiz: Kraliyet ailesinin bir üyesi, sanat yöneticisi ve kültür hamisi olarak konumu, onun sanatını Körfez’de sanat üretiminin nasıl şekillendiğine ilişkin daha geniş bir bağlamın içine de yerleştiriyor.

Bir Nesneden Çok, İçine Girilen Bir Yapı

Rashid Al Khalifa’nın Inhabited Crate – Multicolored adlı yerleştirmesi, ilk bakışta oldukça basit bir fikrin üzerine kurulmuş görünüyor: Çelik ağlardan oluşturulmuş geometrik bir yapı, renklerle kaplanıyor ve izleyicinin içine girmesine izin veriyor. Ancak sanatçının uzun kariyerine bakıldığında bu yapı, anlık bir biçimsel deneme olmaktan çok, yıllardır geliştirdiği araştırmaların devamı olarak okunabilir.

1952’de Bahreyn’de doğan Al Khalifa, sanat eğitimini İngiltere’de sürdürdükten sonra manzara ve figüratif resimden soyutlamaya, renk alanı çalışmalarından üç boyutlu ve mimari formlara doğru ilerledi. Özellikle 2000’lerden itibaren geliştirdiği dışbükey yüzeyler, ışığın ve rengin resim yüzeyi üzerindeki davranışını değiştirdi. Daha sonra alüminyum, krom, çelik ve geometrik ağ yapıları kullanarak resmin sınırlarını fiziksel olarak genişletmeye başladı.

Bu dönüşümün önemli noktalarından biri 2010’da Bahrain National Museum’da gerçekleştirilen Convex: A New Perspective sergisiydi. Al Khalifa’nın kendi pratiğine ilişkin anlatısında da görülebileceği gibi, düz resim yüzeyi giderek onun için yeterli olmamaya başladı; yüzeyin ışıkla, çevreyle ve izleyiciyle ilişkisi eserin kendisinin parçasına dönüştü.

Mid Akbank
Mid Akbank Mobil

Bu açıdan Inhabited Crate’i bir “heykel” olarak tanımlamak biraz eksik kalıyor. Yapı, seyredilmekten çok içinde bulunulmak üzere tasarlanmış. Çelik ağın geçirgenliği, içerisi ve dışarısı arasındaki sınırı ortadan kaldırıyor; izleyici hareket ettikçe yapı farklı açılardan görünür hale geliyor. Işık ve gölge de yapının sabit olmayan elemanlarına dönüşüyor.

Sanatçının önceki Parametric, Spectrum ve Wave dizilerinde de benzer bir araştırma var: Geometrik yapı, ışığın ve gölgenin etkisiyle statik olmaktan çıkıyor. Al Khalifa, kendi açıklamalarında bu çalışmaları İslam mimarisindeki geometrik düzenliyor, özellikle de Mashrabiya’nın geçirgenlik, gölge, mahremiyet ve hava akışı gibi özellikleriyle ilişkilendiriyor.

Izgara Neden Önemli?

Inhabited Crate’in en dikkat çekici taraflarından biri, ızgarayı yalnızca estetik bir motif olarak kullanmaması.

Modernist sanat ve mimarlıkta ızgara; düzen, tekrar, ölçü, rasyonalite ve kontrol fikrinin en güçlü biçimlerinden biridir. Al Khalifa ise bu katı sistemi geçirgen hale getiriyor. Izgara artık bir yüzeyi bölmek için değil, bir hacmi tanımlamak için kullanılıyor. Böylece düzen ile hareket, sınır ile açıklık, yapı ile boşluk aynı anda devreye giriyor.

Bu noktada sanatçının mashrabiya’ya yaptığı gönderme de önem kazanıyor. Mashrabiya, geleneksel Orta Doğu mimarisinde dışarıyla ilişkiyi tamamen kesmeden mahremiyet, gölge ve hava dolaşımı sağlayan bir mimari elemandı. Al Khalifa’nın çalışmasında da benzer bir paradoks var: Yapı belirgin bir sınır oluşturuyor ama bu sınır aynı zamanda geçirgen.

Dolayısıyla burada “gelenek ile moderniteyi buluşturuyor” gibi sık kullanılan ve fazla kolay bir tanımlama yerine daha somut bir şey söylemek mümkün: Sanatçı, geleneksel bir mekânsal prensibi çağdaş geometrik ve endüstriyel bir dile tercüme ediyor.

Rashid Al Khalifa, Inhabited Crate – Multicolored, 2026, Galvanized Steel Mesh,
480 × 380 × 300 cm. Photo courtesy of the artist and RAK Art Collection, Saar,
Bahrain.

Tersane İle Gerçekten Ne Kadar İlişkili?

İstanbul’daki sunumun en fazla üzerinde durulması gereken taraflarından biri de bu.

Tersane-i Âmire gerçekten de İstanbul’un en önemli endüstriyel ve denizcilik miraslarından biri. Fatih Sultan Mehmed döneminde temelleri atılan Haliç tersanesi, 16. ve 17. yüzyıllarda büyük bir gemi inşa merkezi haline geldi ve Osmanlı deniz gücünün gelişiminde merkezi rol oynadı.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir ayrım var.

Inhabited Crate yalnızca İstanbul için tasarlanmış bir çalışma değil. Al Khalifa’nın 2026’daki Inhabited Crate çalışması Venedik’teki European Cultural Centre›ın Personal Structures – Confluences sergisinde de yer alıyor. Oradaki çalışma 400 × 400 × 400 cm ölçülerinde ve farklı bir renk/form uygulamasına sahip. İstanbul’daki Multicolored versiyonu ise 480 × 380 × 300 cm ölçülerinde.

Bu nedenle Tersane ile kurulan ilişkiyi “eser Tersane için yaratıldı” şeklinde değil, eserin mevcut mekânla yeni bir anlam ilişkisi kurması olarak okumak daha doğru.

Bu aynı zamanda daha ilginç bir soru ortaya çıkarıyor: Al Khalifa’nın geometrik ve geçirgen yapısı, gerçekten Tersane’nin tarihsel hafızasıyla nasıl karşılaşıyor? Yoksa tarihsel mekân, çağdaş sanat eserine güçlü bir fon sağlayan bir sahne olarak mı kalıyor?

Bu sorunun cevabı, yerleştirmenin kendisinden çok izleyicinin mekânda geçirdiği deneyimde ortaya çıkabilir.

Rashid Al Khalifa, Inhabited Crate – Multicolored, 2026,
Galvanized Steel Mesh, 480 × 380 × 300 cm. Photo courtesy
of the artist and RAK Art Collection, Saar, Bahrain.

Kraliyet Ailesinin bir Üyesi

Rashid Al Khalifa’nın biyografisini yalnızca sergi kataloğundaki başarı listesi üzerinden okumak da eksik olur.

Al Khalifa, Bahreyn kraliyet ailesinin bir üyesi. Aynı zamanda 1983’te Bahrain Arts Society’nin kuruluşunda rol aldı ve uzun süre kurumun başkanlığını yaptı. 2021’de Bahreyn Kralı Hamad bin Isa Al Khalifa’nın kararnamesiyle kurulan National Council for Arts’ın başkanlığına getirildi. Bahreyn’in kültür otoritesi de onu bu görevle tanımlıyor.

Sanatçı daha önce hükümette de görev yaptı; turizm ve arkeoloji alanında ve ardından İçişleri Bakanlığı’nda üst düzey görevler üstlendi. Bu nedenle sanat üretimi ile kültürel politika arasındaki ilişki onun biyografisinde sıradışı ölçüde iç içe.

Bu durum onun sanatını değersizleştiren bir ayrıntı değil; tam tersine, sanatını anlamak için önemli bir bağlam.

The Art Newspaper, 2018’de Londra’daki Saatchi Gallery’deki Penumbra: Textured Shadow, Coloured Light sergisi vesilesiyle Al Khalifa’nın “royal artist” konumunu tartışmış ve bu konumun hem avantaj hem dezavantaj yaratabileceğine dikkat çekmişti. Yazı, sanatçının Bahreyn’deki sanat ortamının gelişimine katkısını teslim ederken, kraliyet kimliğinin aynı zamanda sanatçıyı yerel sanat sisteminin güç ilişkilerinden tamamen bağımsız düşünmeyi zorlaştırdığını savunuyordu.

Bu bağlam bugün daha da ilginç. Çünkü Körfez’de sanat son yirmi yılda yalnızca galeriler ve müzeler aracılığıyla değil, devletler, vakıflar, kraliyet aileleri, koleksiyoncular ve yeni kültür kurumları üzerinden de büyüdü. Al Khalifa bu dönüşümün hem sanatçısı hem de aktörlerinden biri.

Dolayısıyla Inhabited Crate’e bakarken yalnızca “renkli bir geometrik yapı” diye okumamak en doğrusu. Yapının arkasında, Bahreyn’in modern sanat tarihinin oluşumuna aktif biçimde katılmış bir sanatçının yarım yüzyılı aşkın pratiği bulunuyor.

Venedik’ten İstanbul’a

Al Khalifa’nın uluslararası görünürlüğünde 2015 Venedik Bienali önemli bir dönemeçti.

Sanatçı 56. Venedik Bienali bağlamında hem Nomi/Names sergisinde hem de In the Eye of the Thunderstorm: Effervescent Practices from the Arab World & South Asia adlı resmi yan etkinlikte yer aldı. Bienal’in kendi arşivinde Eye of the Thunderstorm resmi collateral event olarak listelenirken, dönemin  The National gazetesi de sergiyi Arap dünyası ve Güney Asya’dan sanatçıların yer aldığı bir yan etkinlik olarak haberleştirmişti.

Daha sonra Londra’daki Saatchi Gallery’deki kişisel sergisi Penumbra ve 2023’te Giza Piramitleri önündeki Forever is Now adını verdiği   projeler, onun resimden mimari ölçeğe doğru genişleyen pratiğini görünür kıldı.

2026’da ise aynı Inhabited Crate fikrinin Venedik’teki Personal Structures kapsamında yeniden karşımıza çıkması önemli. İstanbul’daki Multicolored versiyonu böylece sanatçının yeni bir döneminin parçası olarak okunabilir: artık mesele yalnızca resmin yüzeyini dönüştürmek değil, izleyicinin içine girebileceği bir hacim yaratmak.

Asıl Mesele: Görmek Mi, İçinde Olmak Mı?

Al Khalifa’nın çalışmalarında yıllardır devam eden bir hareket var: resim yüzeyinden mekâna doğru bir açılma.

Önce manzara, Sonra soyutlama geldi. Ardından dışbükey yüzeyler, yansımalar, alüminyum ve krom. Sonunda resim, duvara asılı bir nesne olmaktan çıkıp ışıkla ve çevresiyle ilişkiye giren üç boyutlu bir yapıya dönüştü.

Inhabited Crate – Multicolored bu dönüşümün oldukça açık bir örneği.

İşin başarısı yalnızca biçimsel olarak ne kadar etkileyici göründüğünde değil, izleyiciyi gerçekten algısını değiştirmeye zorlayıp zorlamadığında yatıyor. Yapının içine girdiğinde izleyici artık dışarıdan baktığı bir nesnenin karşısında değil. Kendi bedeni, gölgesi, hareketi ve bakış açısı eserin algılanma biçimine dahil oluyor.

Belki de Al Khalifa’nın bugün geldiği noktanın en doğru tanımı bu: resim yapmaktan vazgeçmeden, resmi bir mekân deneyimine dönüştürmek.

İstanbul’daki Tersane ise bu dönüşümü sınamak için güçlü bir ortam sunuyor. Çünkü burada çağdaş sanat yalnızca tarihsel bir yapının içine yerleştirilmiyor; endüstriyel üretim, mühendislik, denizcilik ve mimarlıkla yüklü bir mekânın içinde yeni bir yapı kuruyor.

Bu karşılaşmanın gerçekten ne söylediğini eserin kendisi ve izleyicinin deneyimi belirleyecek.

Fotoğraf, Bellek ve Gerçekleşmemiş Gelecekler

Contemporary Istanbul 21. Edisyonuyla Tersane İstanbul’da

3 5.400,00₺