Le Mépris’den İlhamla -
Natures, 2024, silkscreen, wood print, oil on canvas, 200 x 145 cm.

Le Mépris’den İlhamla

Ekrem Yalçındağ’ın Light Yellow, Rosa, Grey serisi, Jean-Luc Godard’ın Le Mépris filminden hafızada kalan renk ilişkisini resmin merkezine taşıyor; sanatçı, sinema görüntüsünü yeniden üretmek yerine renk, hafıza ve temsil arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Levent Çalıkoğlu küratörlüğünü üstlendiği Ekrem Yalçındağ’ın Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek başlıklı Ankara CerModern’de yer alan sergisini kaleme aldı.

/

Ekrem Yalçındağ’ın son dönem çalışmalarında renk, yalnızca resmin temel araçlarından biri olmaktan çıkarak hafızanın taşıyıcısına dönüşüyor. Light Yellow, Rosa, Grey serisinin çıkış noktası da bir resim ya da sanat tarihsel bir kompozisyon değil, sinema tarihinin hafızada yer etmiş görüntülerinden biri. Jean-Luc Godard’ın 1963 tarihli Le Mépris filminde Brigitte Bardot’nun giydiği kıyafetin açık sarı, gül rengi ve gri tonları, sanatçının dikkatini bir görüntünün kendisinden çok, o görüntüyü hafızada tutan renk ilişkisine yöneltiyor.

Bir görüntüyü hatırlamak bazen onu bütünüyle hatırlamak değil, geriye yalnızca birkaç rengin kalmasına izin vermektir. Bardot’nun bedeni, filmin mekânı, sahnenin atmosferi ve sinematografik bütünlük, zaman içerisinde birbirinden ayrışarak üç renkte yoğunlaşıyor. Ekrem için bu üç renk artık bir kostümün renkleri olmaktan çıkıp kendi başına yeni bir resimsel olasılığa dönüşüyor. Sinemanın hareketli görüntüsü, resmin zamansız yüzeyinde yeniden kuruluyor.

Jean-Luc Godard, Le Mépris, 1963.

Bu dönüşüm, Yalçındağ’ın sanatında uzun zamandır devam eden bir araştırmanın da yeni bir aşamasını oluşturuyor. Goethe’nin renk teorilerinden Matisse’in tek renge indirgenmiş siluetlerine, Delaunay’ın renk titreşimlerinden kendi geliştirdiği monokrom düzenlemelere kadar uzanan düşünsel çizgide renk hiçbir zaman yalnızca görsel bir güzellik unsuru olmadı. Renk, her defasında biçimi kuran, mekânı değiştiren ve bakışın yönünü belirleyen bir düşünce aracına dönüştü. Light Yellow, Rosa, Grey serisinde ise bu araştırmanın kaynağına sinema görüntüsü ekleniyor.

Burada Godard’ın görüntüsü Ekrem tarafından yeniden resmedilmiyor; görüntünün hafızada bıraktığı renk ilişkisi resmin konusu haline geliyor. Bir başka deyişle sanatçı, sinemanın temsil ettiği dünyayı değil, o dünyanın görsel hafızada bıraktığı izi ele alıyor. Üç renk, ait oldukları sahneden koparak kendi aralarında yeni bir ilişki kuruyor ve artık izleyicinin karşısında Bardot’yu ya da Le Mépris’i temsil etmekten çok, rengin kendisine ait bir hafıza alanı oluşturuyor.

Bu yaklaşım Ekrem’in sanatındaki önemli bir özelliği yeniden görünür kılıyor: Var olan bir görüntüyü almak yerine, o görüntünün altında çalışan sistemi keşfetmek. Doğa serisinde olduğu gibi burada da sanatçı bir gerçekliği olduğu haliyle yeniden üretmekten kaçınıyor. Doğanın kendisi yerine onu oluşturan motifleri ve ritimleri nasıl ayıklıyorsa, bu kez de sinematografik bir görüntünün içinden onu hatırlanabilir kılan renkleri ayıklıyor. Gerçeklik, sanatçının sistemine girdiği anda başka bir gerçekliğe dönüşüyor.

Natures, 2024, silkscreen, wood print, oil on canvas, 200 x 145 cm.

Light Yellow, Rosa, Grey bu nedenle yalnızca yeni bir renk araştırması değil, Ekrem Yalçındağ’ın resim ile başka görüntü rejimleri arasındaki ilişkiyi genişlettiği bir çalışma alanı olarak değerlendirilebilir. Sinema, burada resme konu olan bir imge deposu değil; rengin, hafızanın ve temsilin birbirine nasıl dönüştüğünü araştırmak için açılan yeni bir düşünce alanı. Bir film sahnesinden geriye kalan üç renk, sanatçının elinde yeniden çoğalıyor; kişisel bir görüntü hafızası, resmin sınırsız tekrar ve dönüşüm potansiyeli içinde yeni bir görsel dile kavuşuyor. Belki de bu serinin asıl önemi burada ortaya çıkıyor: Ekrem Yalçındağ için renk artık yalnızca gördüğümüz şeyi kurmuyor; gördüğümüz şeyin zihnimizde nasıl kaldığını da kuruyor.

Evinde Hissetmek

Ekrem Yalçındağ’ın Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek başlıklı sergisi, 19 Eylül – 1 Kasım tarihleri arasında CerModern’de. Bir resmin içinde ne kadar farklı şey aynı anda var olabilir? Renk, desen, motif, boya, yüzey, tekrar, ritim ve el… Yalçındağ’ın resimlerinde bu unsurlar bir araya geldiklerinde yalnızca bir görüntü oluşturmaz; zaman içinde ortak bir dil de kurarlar. Yıllar boyunca oluşan bu resim dili, tek tek biçimlerden çok, onların birbirleriyle kurduğu bağlarda belirginleşir. Tanıdık bir motif başka bir renkte, alışılmış bir düzen farklı bir ritimde, bilinen bir yüzey yeni bir hareket içinde yeniden karşımıza çıkar. Her yeni resim, sanatçının görsel hafızasına eklenirken aynı zamanda onu dönüştürür.

Natures, 2024, silkscreen, wood print, oil on canvas, 200 x 145 cm.

Serginin başlığındaki “ya da” tam da bu nedenle önemlidir: Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek. Bu iki ifade arasında bir seçim yapmaya gerek kalmaz. Aksine, biri diğerinin içinde açılır. Çeşitliliğin dili zamanla bir eve dönüşür; ev duygusu da farklılıkların aynı ritim içinde birlikte var olabilmesinden doğar.

Yalçındağ’ın resimlerinde renk sese, desen ritme, motif hafızaya, yüzey ise zamana dönüşür. Bütün bu hareketler, sanatçının yıllar içinde kendi içinde dolaşabileceği bir resimsel dünya kurar. Belki de “ev”, tam olarak böyle bir yerdir.

Zamanın Katmanları AKM’de

0 0,00₺