İran çağdaş sanatının anlatılarını küresel bir perspektif içinde keşfetmeye ve görünür kılmaya odaklanan Shiva Zahed Gallery, geçtiğimiz haftalarda İstanbul Pera’da ziyarete açıldı. Shiva Zahed tarafından kurulan galeri, İranlı ve farklı ülkelerden sanatçılar arasında diyalog kurmayı hedefliyor. Shaqayeq Arabi ve Fereydoun Ave’in üretimlerini bir araya getiren echos adlı sergiyle kapılarını açan galeri, hafıza ile olasılık arasındaki mesafeyi incelikle örüyor. Sergiyi ve galerinin misyonunu kurucusu Shiva Zahed’den dinledik. echos 25 Nisan’a dek ziyaret edilebilir.
Tıp kökenli bir geçmişten geliyorsunuz; bir sanat galerisi kurmak ise oldukça farklı bir yönelim. Bu karar hayatınızda ani bir rota değişimi mi, yoksa uzun zamandır sessizce gelişen bir yön mü?
Tahran’daki Shahid Beheshti University of Medical Sciences’nde tıp eğitimi aldım ve kendi kliniğimi de işlettiğim birkaç yıl dahil olmak üzere hekimlik yaptım. Tıp, erken yaşta yöneldiğim bir yoldu; ancak bana kalıcı bir disiplin ve sorumluluk duygusu kazandırdı. Ayrıca Afganistan sınırına yakın, hizmetin yetersiz olduğu bölgelerde iki yıl çalıştım; bu deneyim beni klinik pratiğin çok ötesindeki gerçeklerle tanıştırdı.
Bir noktadan sonra yalnızca bireysel düzeyde çalışmanın sınırlarını sorgulamaya başladım. Sanat, bana farklı bir etkileşim biçimi sundu—kültür, algı ve kolektif deneyim içinde işleyen bir alan. Bu geçiş, bir yön değişikliğinden çok, sorumluluğun genişlemesi gibi hissettirdi.
Dışarıdan bakıldığında ani gibi görünebilir; oysa gerçekte bu, yavaş yavaş açılan bir yoldu. Tıp daha rasyonel bir güzergâhtı; ancak sanat, duyguyu, kültürü ve insan deneyimini keşfetmemi sağlayan başka bir dil olarak hayatımda her zaman vardı. Galeriyi açmak, tıbbı geride bırakmaktan ziyade, o merakı başka bir mecra aracılığıyla sürdürmek gibiydi.

Moda ve görsel kültürle olan kişisel ilişkiniz, galerinin estetik dilini nasıl etkiliyor?
Moda ile çağdaş sanat, biçime, malzemeye ve kimliğe duyulan ortak bir hassasiyeti paylaşır. Görsel kültürle olan ilişkim, mekân, kompozisyon ve sergilerin ritmi üzerine düşünme biçimimi etkiliyor. Amaç, eserlerin kendi titreşimlerini daha güçlü biçimde duyurabilecekleri görsel olarak hassas ve dengeli bir ortam yaratmak.
Shiva Zahed Gallery’yi İstanbul’da, özellikle de Pera/Beyoğlu hattında konumlandırmayı seçtiniz. Bu coğrafya sizin için kültürel ve düşünsel olarak ne ifade ediyor?
İstanbul’da bir galeri açma kararı tesadüfi değildi, yapısal bir karardı. İran’dan gelen biri olarak, güçlü bir sanatsal dilin varlığına rağmen, sürdürülebilir uluslararası diyaloga erişimin sınırlı kaldığının son derece farkındaydım. Yıllardır koleksiyon yapıyordum; ancak yalnızca koleksiyonculuğun bu durumu değiştirmediği açıkça ortadaydı.
İstanbul, kendini stratejik bir kesişim noktası olarak sundu, bölgeye yeterince yakın, aynı zamanda küresel sanat ekosistemine açık. Galeri, aktif bir platform olarak tasarlandı: yalnızca eser sergilemek için değil, sanatçıları daha geniş bir uluslararası bağlam içinde yeniden konumlandırmak için.
Pera, tarih boyunca kültürlerin ve sanatsal fikirlerin kesişme noktası olageldi. İstanbul’un kendisi de farklı tarihlerin ve bakış açılarının arasında konumlanan bir şehir. Galeriyi burada konumlandırmak anlamlıydı; çünkü bu sayede İran çağdaş sanatı, kendi kültürel bağlamına yakın kalırken aynı zamanda daha geniş bir uluslararası diyaloğun parçası hâline gelebiliyor.
İran çağdaş sanatının küresel perspektifte görünürlüğünü özellikle vurguluyorsunuz. Bugün İranlı sanatçıların uluslararası sanat sahnesinde nasıl bir konum aldığını düşünüyorsunuz?
İranlı sanatçılar, karmaşık tarihleri ve yaşanmış deneyimleri son derece incelikli görsel dillere tercüme ediyorlar. Giderek artan biçimde, bölgesel beklentilerin ötesine geçerek kimlik, hafıza ve modernite gibi evrensel sorularla ilişki kuruyorlar. Bu anlamda İran çağdaş sanatı küresel söylemin periferisinde değil; tam tersine onun etkin bir parçası. Dış dünyayla iletişimin kimi zaman kırılganlaşabildiği bir dönemde, bu görünürlüğü sürdürmek daha da büyük bir önem kazanıyor.
Bir koleksiyoner olarak edindiğiniz deneyim, küratoryal yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi? Bir eser seçerken sezgi mi, tarihsel bilinç mi, yoksa düşünsel bütünlük mü daha belirleyici oluyor?
Koleksiyon yapmak bana şunu öğretti: Sezgi çoğu zaman bir esere açılan ilk kapıdır; ancak bu kapının tarihsel bir farkındalık ve kavramsal bir tutarlılıkla desteklenmesi gerekir. Sergiler kurgularken yalnızca tekil işlere değil, onların birbirleriyle kurdukları diyaloğa da bakıyorum. Bu açıdan galeri, yalnızca nesnelerin sergilendiği bir mekân değil; düşünsel bir karşılaşma alanına dönüşüyor.
“echos” sergisinde farklı kuşaklardan iki sanatçıyı bir araya getiriyorsunuz. Kuşaklar arası diyalog galerinizin uzun vadeli programında nasıl bir rol oynayacak?
Kuşaklar arası diyalog galerinin vizyonunun merkezinde yer alıyor. Sanatsal sesler her zaman kendilerinden önce gelenlerle kurdukları ilişki içinde gelişir. Farklı kuşakları bir araya getirmek, izleyicinin çağdaş sanatı geçmişten kopmuş bir kırılma olarak değil; gelişen ve dönüşen bir kültürel sürekliliğin parçası olarak görmesini sağlıyor.
Uluslararası iş birliklerini galerinin geleceğinin bir parçası olarak görüyor musunuz? İstanbul’u daha çok bölgesel bir merkez mi, yoksa geçirgen bir küresel eşik olarak mı düşünüyorsunuz?
Kesinlikle. İstanbul’u bir bölgesel merkezden ziyade, sanatçıların ve fikirlerin kesiştiği kültürel bir eşik olarak görüyorum. Uluslararası iş birlikleri, anlamlı ağlar kurabilmek ve İran çağdaş sanatının daha geniş bir küresel diyalog içinde dolaşıma girmesini sağlamak açısından büyük önem taşıyor.
İran’daki mevcut siyasi durum ve savaş kültürel ve sanatsal atmosferini nasıl etkiledi?
İran’daki mevcut durum, kültürel manzarada derin bir kırılma yarattı. Süregelen çatışma, kurumsal istikrarsızlık ve iletişim üzerindeki ciddi kısıtlamalar -özellikle internet kesintileri-sanatçıların ve galerilerin üretme, faaliyet gösterme ve görünür kalma kapasitesini önemli ölçüde zayıflattı.
Ancak dikkat çekici olan şu ki, sanatsal üretim baskı altında ortadan kaybolmaz daha acil hâle gelir. Sanatçılar çalışmaya devam ediyor; çoğu zaman izole koşullarda, fakat artan bir zorunluluk hissiyle. Şu an, bu koşulların dışında altyapılar inşa etmenin aciliyetini daha da pekiştiriyor. Görünürlüğü sürdürebilecek ve bu üretimlerin coğrafya tarafından sınırlandırılmasını ya da susturulmasını engelleyebilecek alanlar. Bu bağlamda galerinin rolü, sunumun ötesine geçer; bir süreklilik biçimine dönüşür.
Beş yıl sonra Shiva Zahed Gallery’yi nerede hayal ediyorsunuz? Nasıl bir kurumsal kimliğin yerleşmiş olmasını umuyorsunuz?
Galerinin, uluslararası bir bağlam içinde İran çağdaş sanatına dair düşünsel üretim için özenli bir platform olarak tanınmasını umuyorum. Sergilerin ötesinde, burayı diyalog ve iş birliği için bir alan olarak görüyorum. İran’dan yükselen kültürel seslerin zaman zaman artan zorluklarla karşılaştığı bir dönemde, sanatsal görünürlüğü ve düşünsel alışverişi sürdüren mekânlar her zamankinden daha kıymetli hâle geliyor.





