Berlinale’ye Açık Mektup: "Sinema Politikanın Dışında Kalamaz” -
Berlin Film Festivali.

Berlinale’ye Açık Mektup: “Sinema Politikanın Dışında Kalamaz”

Tilda Swinton, Javier Bardem ve Adèle Haenel’in de aralarında bulunduğu 81 sinemacı, Berlinale’nin Gazze konusundaki sessizliğine karşı açık mektup yayımlayarak festivalden Filistin için net bir tutum almasını talep etti.

2026 edisyonu devam ederken politik gerilimin merkezine yerleşen Berlin International Film Festival, bu kez 80’i aşkın sinemacının imzaladığı sert bir açık mektupla karşı karşıya. Aralarında Tilda Swinton, Javier Bardem ve Adam McKay gibi isimlerin bulunduğu imzacılar, festival yönetimini Gazze konusunda “sessiz kalmakla” ve Filistin yanlısı sanatçıları sistematik biçimde baskı altına almakla suçluyor.

Açık mektup, Berlinale devam ederken, jüri başkanı Wim Wenders’ın açılış basın toplantısında sarf ettiği “siyasetin dışında kalmalıyız” sözlerinin hemen ardından kamuoyuna yansıdı. Wenders’ın açıklaması festival çevresinde zaten hissedilen rahatsızlığı görünür kılarken, artan tepkiler üzerine festival direktörü Tricia Tuttle, sanatçıların kurumun politikaları üzerine konuşmaya zorlanamayacağını belirten kısa bir açıklama yaptı.

Mektupta yer alan sinemacılar, sinema ile politikanın birbirinden ayrılamayacağını vurgulayarak Berlinale’nin, Filistin’de süren yıkım karşısında kurumsal bir suskunluk sergilediğini söylüyor. Festivalin geçtiğimiz yıl Filistinli yaşamı savunan konuşmalar yapan bazı yönetmenleri sert biçimde uyardığı, hatta bir sinemacının polis soruşturmasına maruz kaldığı aktarılıyor. İmzacıların ifadesiyle, Berlinale sahnesinde ilk kez “korunmadıkları ve takip edildikleri” hissi hâkim olmuş durumda.

Javier Bardem, Los Angeles’ta düzenlenen 77. Primetime Emmy Ödülleri törenine katılırken kırmızı halıda objektiflere poz veriyor. Fotoğraf: Patrick T. Fallon.

Açık mektup, Almanya’nın devlet destekli kültür kurumları üzerinden ifade özgürlüğünü daraltan uygulamalarına da dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler Özel Raportörü’nün Almanya’yı Filistin hak savunusunu bastırmakla eleştiren açıklamalarına atıf yapılırken, sanat dünyasının giderek daha yüksek sesle konuştuğu bir dönemde Berlinale’nin bu çizgide geride kaldığı belirtiliyor.

İmzacıların altını çizdiği bir diğer nokta da festivalin geçmişte İran ve Ukrayna’daki insan hakları ihlallerine dair net politik pozisyonlar almış olması. Aynı duyarlılığın Filistin söz konusu olduğunda gösterilmemesi, mektuba göre artık savunulamaz bir çifte standart.

Aralarında Tatiana Maslany, Mike Leigh, Nan Goldin, Miguel Gomes, Saleh Bakri ve Tobias Menzies’in de bulunduğu 81 kişilik liste, uluslararası sinema dünyasında büyüyen bir kopuşun işareti olarak okunuyor. Mektup ayrıca, binlerce sinema emekçisinin “İsrail’le bağlantılı kurumlarla çalışmama” kararı aldığını hatırlatarak, kültürel alandaki boykot çağrılarının giderek güçlendiğini vurguluyor.

Tilda Swinton, British Vogue çekiminde Filistin direnişi ve özgürlük mücadelesini simgeleyen aksesuarlar ve sembollerle poz verirken.

Berlinale’ye Açık Mektup – 17 Şubat 2026

Bizler, geçmişte ve bugün Berlinale’ye katılmış film emekçileri olarak, sektörümüzdeki kurumların Filistinlilere yönelik sürdürülen korkunç şiddete ortak olmayı reddetmesini bekliyoruz.Berlinale’nin, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı sürdürdüğü soykırıma karşı çıkan sanatçıları sansürleme sürecine dahil olmasından ve Alman devletinin bu süreci mümkün kılan kilit rolünden derin bir endişe duyuyoruz. Filistin Film Enstitüsü’nün de belirttiği gibi festival, “film yapımcılarını denetlerken Federal Polis’in yürüttüğü soruşturmalarla iş birliği yapmayı sürdürüyor.”

Geçtiğimiz yıl Berlinale sahnesinden Filistinlilerin yaşamı ve özgürlüğü için konuşan sinemacılar, festivalin üst düzey programcıları tarafından sert biçimde uyarıldıklarını aktardı. Bir film yapımcısının polis tarafından soruşturulduğu bildirildi; Berlinale yönetimi ise uluslararası hukuk ve dayanışma temelinde yapılan dokunaklı bir konuşmayı yanlış biçimde “ayrımcı” olarak niteledi. Film Workers for Palestine’e konuşan bir başka yönetmen, geçen yılki festivali şöyle anlattı:“Havada bir paranoya vardı. Korunmadığımızı ve hedef alındığımızı hissediyorduk. Bir film festivalinde daha önce hiç yaşamadığım bir duyguydu bu.” Bu kurumsal baskıya ve Filistin karşıtı ırkçılığa karşı çıkan meslektaşlarımızın yanındayız.

Berlinale 2026 jüri başkanı Wim Wenders’ın sinemanın “politikanın tam tersi” olduğu yönündeki sözlerine kesinlikle katılmıyoruz. Sinema ile politikayı birbirinden ayırmak mümkün değildir. Alman devleti tarafından finanse edilen Berlinale’nin, Birleşmiş Milletler İfade ve Görüş Özgürlüğü Özel Raportörü Irene Khan’ın yakın zamanda eleştirdiği üzere Almanya’nın “Filistin hakları savunuculuğunu kısıtlamak, kamusal katılımı caydırmak ve akademi ile sanattaki tartışma alanını daraltmak amacıyla sert yasaları kötüye kullanması” olarak nitelendirdiği uygulamaları hayata geçirmesine katkı sunmasından ciddi kaygı duyuyoruz. Bu durum, yakın zamanda Ai Weiwei’nin Almanya’nın “1930’larda yaptıklarını tekrar ettiği” söyleyerek (röportajcısının “aynı faşist refleks, sadece hedef değişmiş durumda” değerlendirmesine katılarak) dile getirdiği eleştirilerle de örtüşmektedir.  

Tüm bunlar, İsrail güçlerinin ABD yapımı, uluslararası hukuka göre yasaklı termal ve termobarik silahlar kullanarak “buharlaştırdığı” 2.842 Filistinliye dair yeni ve sarsıcı bilgilerin ortaya çıktığı bir dönemde yaşanıyor. İsrail’in soykırım niyetine, sistematik suçlarına ve etnik temizliğe dair sayısız kanıta rağmen Almanya, Gazze’de Filistinlilerin yok edilmesinde kullanılan silahları İsrail’e sağlamaya devam ediyor.

Uluslararası sinema dünyasında dengeler değişiyor. Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali, ABD’deki BlackStar Film Festivali ve Belçika’nın en büyük festivali Film Fest Gent dahil olmak üzere birçok uluslararası etkinlik, İsrail’in ırkçı rejimine yönelik kültürel boykotu destekledi. Aralarında Hollywood’un önde gelen isimlerinin de bulunduğu 5 binden fazla sinema emekçisi ise İsrail’le bağlantılı şirket ve kurumlarla çalışmayı reddettiklerini açıkladı. 

Buna karşın Berlinale, Filistinlilerin yaşam, onur ve özgürlük hakkını savunan; İsrail’in süregelen soykırımını açıkça kınayan ve sanatçıların Filistin insan haklarını destekleme özgürlüğünü güvence altına alan bir açıklama yapmayı hâlâ reddediyor. Oysa bu, festivalin yapabileceği ve yapması gereken en asgari adımdır. 

Filistin Film Enstitüsü’nün de ifade ettiği gibi, Berlinale’nin Filistinlilere yönelik soykırım karşısındaki kurumsal sessizliği ve sanatçıların ifade özgürlüğünü savunmaktaki isteksizliği kabul edilemez. Festival geçmişte İran ve Ukrayna’daki insan hakları ihlallerine ilişkin net tavır almıştı. Aynı tutarlılıkla Berlinale’yi, İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına açıkça karşı çıkmaya ve İsrail’i eleştirilerden ve hesap verme çağrılarından koruyan yaklaşımını tamamen sonlandırmaya çağırıyoruz.

 

Berlinale 2026 Siyaset Gölgesinde Başladı

0 0,00