Dans ve görsel sanatın kesişiminde konumlanan Bana Bir Dakika Verin, izleyiciyi tek bir ana değil, bedenin zaman içinde kurduğu kimliğe davet ediyor. Doria Belanger’in 2015 yılında başlattığı bu uzun soluklu proje, birer dakikalık danslı video portreler aracılığıyla hareketi, tekrar ve süreklilik üzerinden bir kimlik alanı olarak ele alıyor. Institut français ev sahipliğinde gerçekleşen sergi, Belanger’in video enstalasyonlarını, çizer BENTTT’in bu görüntülerle diyalog kuran çizgisel müdahaleleriyle bir araya getiriyor. İstanbul, İzmir ve Ankara’daki Institut français sergi salonlarında eş zamanlı olarak, video enstalasyonlar biçiminde sunulan sergi, 10’u Türkiye’den olmak üzere 9 ülkeden yüzü aşkın dansçının video portresini bir araya getirerek güncel dansın çok katmanlı ve küresel bir haritasını oluşturuyor.
Kültürel Bir Karşılaşma
Dansçı, koreograf ve video sanatçısı Doria Belanger’in uzun soluklu bu projesi birer dakikalık danslı video portrelerden oluşan ve gerçek anlamda “kimlik videoları” niteliği taşıyan bir seri olarak karşımıza çıkıyor. Koreografik performans ile görsel sunumun kesiştiği noktada konumlanan sergide, her bir portre sanatçı ile dansçı arasındaki yakın ve yaratıcı işbirliğinin bir sonucu. Sabit kamera, tek plan ve yoğunlaştırılmış bir zaman dilimi içinde beden, ifadenin tek aracına dönüşürken; bu bir dakika boyunca hareket, her bireyin hem biricikliğini hem hikâyesini hem de dünyada var olma biçimini açığa çıkarıyor.

Kimliğin tanımlanmasında bir mekân olarak kullanılan photomaton fikrinden esinlenen sergi, hareket ve zaman boyutlarını içeren bir tür “geliştirilmiş fotokabin” olarak kurgulanıyor. Bir dakikalık bu yoğun süre, doğaçlama ile sahneleme arasındaki gerilimi görünür kılarken; tekrar eden jestler, kimliğin derinliklerini açığa çıkaran temel bir araca dönüşüyor.
Beden, Mekân ve Kimlik
Sergi mekânına girildiğinde izleyiciyi karşılayan şey nötr bir fon değil; her videoda, dansçının ait olduğu coğrafyanın gündelik yaşamına, mimarisine ve kültürel hafızasına işaret eden arka planlar. Çatılar, su depoları, çeşmeler, kapalı ev cepheleri, açık alanlar… Mekân bedenin ardında suskun bir dekor olarak kalmıyor, kimliğin kurucu bir parçasına dönüşüyor. Dansçı hareket ettikçe, arka plan da konuşuyor.
Bir dakikalık videolar, sabit kamera ve tek planla kaydedilmiş olsa da, sergi boyunca bu görüntüler farklı ölçeklerde, büyük ve küçük ekranlarda, yan yana akıyor. Bir anda Kolombiya’dan Kamboçya’ya, Türkiye’den Fransa’ya uzanan bir hareket zinciri kuruluyor. Ayrı ayrı kaydedilmiş bedenler, mekân içinde birleşerek tek, kolektif bir ritim yaratıyor. İzleyici, tekil portreleri izlemekten çok, dünyanın farklı yerlerinden gelen bedenlerin oluşturduğu ortak bir akışın içinde dolaşıyor.
Hareket ve Ses
Sergi mekânında izleyiciye eşlik eden müzik, hareketlerin tekrarından doğan ritimle güçlü bir bağ kuruyor. Ortaya çıkan bu bütün, önceden tasarlanmış, ince ince işlenmiş bir ritim duygusu yaratıyor. İlginç olan şu ki, bu denli bütünlüklü bir akış hissine rağmen besteciler görüntüleri görmüyor, dansçılar ise müziği duymuyor. Hareket ve ses, sergi mekânında ilk kez bir araya geliyor; bu gecikmeli karşılaşma, izleyicide bedenlerin hareketine eşlik ediyormuş hissi uyandıran güçlü ve kontrollü bir ritim algısı yaratıyor.
Fransa’nın Türkiye’deki Kültür Ataşesi ve Institut français Türkiye Direktörü Valentin Rodriguez, serginin açılışında yaptığı konuşmada serginin kurum için taşıdığı anlamı özellikle vurguluyor. Rodriguez’e göre bu proje, Institut français’nin Türkiye’de uzun süredir sürdürdüğü kültürel diyalog yaklaşımının somut bir örneği.

“Sanatçımız Doria Belanger ile birlikte bu projeyi Türkiye’de hayata geçirmek bizim için çok kıymetli. Sergide bir de dansla diyalog kuran bir çizerin yer alması, bu çok katmanlı yapıyı daha da güçlendiriyor. Bana Bir Dakika Verin’in İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı olarak sunulması bilinçli bir tercih. Dansın evrensel dili üzerinden, farklı şehirlerde aynı anda ortak bir deneyim alanı açmayı amaçlıyoruz.”
Rodriguez, serginin Institut français’nin 2026 programı içindeki yerine de dikkat çekiyor. Kurumun Türkiye’deki varlığının 80. yılı ve fotoğrafçılığın 200. yılı, önümüzdeki dönemin iki ana ekseni olarak öne çıkıyor. Rodriguez’e göre proje, yalnızca bir sergi değil; dans, koreografi, müzik, video ve görsel sanatların iç içe geçtiği başlı başına bir eser.
Ortak Bir Dil Olarak Dans
Doria Belanger’in projesinin merkezinde ise koreograf değil, dansçı var. Sanatçı, bu yaklaşımın çıkış noktasını şöyle anlatıyor:
“Kariyerime dansçı olarak başladım; koreografi ve video pratiği bu süreçte zamanla gelişti. Bana Bir Dakika Verin’i başlatırken en başından beri bu işin merkezine dansçıları koymak istedim.
Genellikle bir dans gösterisine gittiğimizde koreografın imzasını izleriz. Burada ise tüm ışığı dansçının üzerine tutmak istedim. Çünkü hareket etme biçimimizin, kimliğimizin en güçlü ifadelerinden biri olduğuna inanıyorum.”
Her portre, üç-dört saat süren bir karşılaşmanın sonucu. Bu uzun buluşmaların sonunda ortaya çıkan bir dakikalık video, yoğunlaştırılmış bir kimlik kaydı gibi çalışıyor. “Bu videoları, bir anlamda hareketle çekilmiş kimlik fotoğrafları gibi düşünebilirsiniz,” diyor Belanger. Videolarda koreografik kontrolü bilinçli olarak askıya alarak, kimliğin bedenden kendiliğinden açığa çıkmasına alan tanıyor. Böylece tekrar eden küçük hareketler, zamanla kimliği açığa çıkaran bir araca dönüşüyor.
Proje, Fransa’da başlıyor; ardından Kolombiya, Myanmar, Çin, İsviçre, Portekiz, Tunus ve Türkiye’ye uzanıyor. Bugün ise koleksiyonda yüzü aşkın dansçı portresi yer alıyor. Belanger için bu dolaşım, bedenlerin kültürle kurduğu ilişkiyi görünür kılan bir harita niteliğinde “Her ülkede dans, kültürle çok güçlü bir bağ kuruyor. Kamboçya’da geleneksel dans hâlâ çok baskın. Bazı dansçılar bundan kaçmaya çalışsa da, bu köklü hareket dili kendini mutlaka hissettiriyor,” diyerek özetliyor.

Türkiye’den On Sanatçı
Üretimin Türkiye’de gerçekleştirilen kısmı, projenin gelişiminde merkezi bir yer tutuyor. Doria Belanger, burada on Türk dansçının hareketlerini ve kimliklerini kaydederek koleksiyonun dans manzarasını hem tamamlıyor hem de zenginleştiriyor. Halil İbrahim Aygun, Ece Çamlı, Mustafa Kaplan, Melih Kıraç, Serap Meriç, Canan Yücel Pekiçten, Leyla Postalcıoğlu, Kamola Rashidova ve Yunus Emre Şahin’in kariyerleri ve beden dilleri aracılığıyla ortaya çıkan bu portreler, çağdaş Türkiye koreografi sahnesinin canlılığını ve çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Ortak bir düzenekle kayda alınan özgün hareketler, güçlü yerel bağlar kurarken, diğer ülkelerde çekilen dansçı portreleriyle de evrensel bir diyalog geliştiriyor.
Belanger, Türkiye ayağının kendisi için ayrı bir yerde durduğunu özellikle vurguluyor. Türk dansçıların ifade özgürlüğü ve hareket çeşitliliğinin projeyi belirgin biçimde dönüştürdüğünü belirten sanatçıya göre İstanbul’un coğrafyası da bu dönüşümün ayrılmaz bir parçası. İstanbul’da kaydedilen videolarda su, mimari detaylar ve kentsel izler, bedenlerle birlikte hareket ederek kimliğin görsel ve mekânsal katmanlarını derinleştiriyor.
Hareketin İzi
Sergide yer alan çizimlerde ise BENTTT, danslı video portrelerden aldığı imgeleri kömür, füzen ve suluboya gibi farklı tekniklerle yeniden yorumluyor. Çizimler, hareketi dondurmak yerine onun enerjisini başka bir düzleme taşıyor. Dans, ekrandan taşarak çizgiye dönüşüyor; çizgi ise hareketin izini canlı bir belleğe çeviriyor.
Kültürler, bedenler ve disiplinler arasında çok katmanlı bir diyalog alanı açan Bana Bir Dakika Verin, dansı bir performans olmaktan çıkarıp, var olmanın en yalın ve en kişisel hâllerinden biri olarak yeniden düşünmeye davet ediyor. Sergi 30 Ocak – 31 Mart tarihleri arasında İstanbul, İzmir ve Ankara’daki Institut français sergi salonlarında izlenebilir.


