Günlük nesnelerin, mekânların ve kimliklerin duygusal etkileşimine derinlemesine bir bakış sunan Özlem Yenigül, Her Yerde Ev Olma Arzusu / The Desire To Feel At Home Everywhere adlı ilk kişisel sergisiyle çağdaş sanat dünyasında güçlü bir çıkış yapıyor. Sergi, 23 Ocak – 2 Mart 2025 tarihleri arasında Anna Laudel İstanbul’da izlenebilecek. Mekân kimliği, kişisel geçmiş ve aidiyet kavramları etrafında şekillenen bu sergi, sanatçının “Nereye ait hissediyorum?” sorusu üzerinden ev fikrini yeniden ele alıyor.
Dokuma, Duygu ve Kimlik Arasında Bir Yolculuk
Serginin merkezinde, sanatçının yaşam alanına dair kişisel bağlarını yansıtan büyük ölçekli dokuma duvar enstalasyonları yer alıyor. Yenigül’ün geleneksel dokuma tekniklerini – tufting ve punch-needle işlemeleri – kullanarak ürettiği bu eserler, ev içindeki nesneleri sembolik bir anlatıya dönüştürüyor. Kadın figürlerinin eserlerdeki varlığı, kadınlık ve ev arasındaki tarihsel bağlara işaret ederken, canlı çiçek motifleri mekânların kimliğini hem güzelleştiriyor hem de güçlendiriyor. Bu ayrıntılar, sanatçının dokuma pratiğiyle kişisel hikâyesini nasıl iç içe ördüğünü görselleştiriyor.
Mekânın Kimliği, Nesnelerin Hafızası
Yenigül’ün yüksek baskıları ise gündelik ev eşyalarını birer sanat nesnesine dönüştürüyor. Dantel, kaşık ve kül tablası gibi nesnelerin dokusal izlerini taşıyan bu eserler, bir yandan gündelik hayatın içselliğini hatırlatırken, diğer yandan bu nesnelerin mekâna kattığı anlamı ölümsüzleştiriyor. Kumaşın nişasta ile kalıplanması tekniğiyle üretilen eserler, bu nesnelerin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sembolik kimliğini de vurguluyor. Sanatçının sergiye eşlik eden eskizleri ise, bu çok katmanlı yaratım sürecinin temel yapı taşlarını izleyiciyle paylaşıyor.
“Ev Nerede Başlar?”
Sergi, yalnızca estetik bir deneyim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda felsefi bir tartışma başlatıyor. Özlem Yenigül, Martin Heidegger’in “yerleşme” kavramından ilhamla mekân ve kimlik arasındaki karşılıklı ilişkiyi sorguluyor. Ona göre, bir mekânın kimliği, orada yaşayanların deneyimleriyle inşa ediliyor. mekânlar yalnızca fiziksel birer varlık değil, duygusal ve psikolojik değerlerle şekillenen kimlik alanlarıdır. Yenigül’ün şu sözleri bu bakış açısını özetliyor:
“Bir alanla kurduğumuz bağ, o mekâna anlam ve kimlik kazandırır. Ev eşyaları, kültürel ve psikolojik bağlamda bu kimliği taşıyan, destekleyen unsurlardır.”
Özlem Yenigül ve Anna Laudel’de Yeni Bir Dönem
Her Yerde Ev Olma Arzusu / The Desire To Feel At Home Everywhere, yalnızca Özlem Yenigül’ün geçmiş çalışmalarını yansıtan bir seçki değil; aynı zamanda sanatçının yaratıcı serüveninde yeni bir dönemin kapılarını aralayan cesur bir keşif. Anna Laudel’in sanatçı kadrosuna dahil olan Yenigül, bu sergide hem izleyiciyi kendi içsel dünyasına davet ediyor hem de aidiyet, kimlik ve mekân ilişkisine dair evrensel bir hikâye sunuyor. Sergi, izleyicilere dokusal ve düşünsel bir deneyim vaat ediyor. Sanatçının dünyasına daha yakından bakmak ve eserlerin arkasındaki düşünceyi anlamak adına Özlem Yenigül ile gerçekleştirdiğimiz sohbeti okumadan sergiyi deneyimlemek eksik bir ziyaret olurdu. Bu bağlamda, sanatçıya serginin temasına ışık tutacak üç soru sorduk.
Bir insanın mekânla kurduğu bağ, o mekânı bir “ev”e dönüştüren şey midir, yoksa yalnızca bir yanılsama mıdır?
Kişinin mekânla kurduğu bağın oluşmasını sağlayan farklı dinamikler bulunur. Orada geçirilen zaman, mahremiyet ve sınır gibi olgular yer ile olan aidiyet/aidiyetsizlik duygusunu oluşturur. Bence bu durumun en yoğun yaşandığı mekân olan evi dünyaya gözümüzü ilk açtığımız andan beri zamanımızın başladığı yer olarak kabul edebiliriz. Her mekân karşılıklı etkileşim içerisindedir. Yapılan müdahaleler her zaman karşılıklıdır. Ev kavramı ise bu müdahalenin en yoğun yaşandığı mekândır. Herkese göre farklı anlamlar taşıyan bu olgu, içerisinde birçok anıyı, anlamı ve değeri barındırır. Kimisi için tamamen dünyanın merkezi olarak tanımlanan ev, bir başka kimse için ise hatırlamak bile istemediği bir gerçek olabilir.
Geleneksel tekniklerin zamansızlığı ve sizin modern temalarınıza kattığı anlam arasında bir uyum ya da çatışma var mı?
Bazı nesne ve tekniklerin zamansız olarak kabul edilmesi o nesne üzerindeki kolektif enerjinin çok fazla olduğunun bir ispatı aslında. Ayrıca göze aşina olan ve farklı şekilde beynimize kodlanmış teknikleri sanat izleyicisine kabul ettirmek de biraz güç sanırım. Yani demek istediğim ele aldığım teknik bir süsleme unsuru ve izleyicinin bunu kabul etmesi için ilk önce beynindeki bu düşüncenin ötesine geçmeyi başarabilmeliyim. Ayrıca ortaya çıkan imajlar da hepimizin aşina olduğu imajlar. Umarım tehlikeli sularda yüzmüyorumdur.
“Ev” bir mekânın sınırlarını aşarak insanın ruhsal huzuru bulduğu yer midir, yoksa yalnızca bir arayışın başka bir adı mıdır? İzleyiciler eserlerinizle karşılaştığında kendi “ev” tanımlarını yeniden inşa etmek isterse, sizce önce neyi yıkmaları gerekir?
İçerisinde yaşayan kişilerin kendiledikleri mekânlar olarak evler, kişisel tercihler ve tarihlerini yansıtan semboller içerir. Yani bence bunların hepsidir ya da bir kısmı da olabilir belki de hiç biridir. Amacım insanların beynindeki ev tanımını yıkıp yeni bir şey inşa etmek değil bu fazla iddialı bir vaatte bulunmak olur. Benim amacım böyle de bir şey var diyerek yeni bir öneride bulunmak.