Arap coğrafyasının bugün en etkili küresel sanat buluşmalarından biri olarak kabul edilen ve 2007 yılında başlayan Art Dubai, Türkiye çağdaş sanatının bölgedeki kurumsal görünürlüğünün de başlangıç noktalarından. Bu görünürlüğü başlatan en önemli adım, 2008 yılında İstanbul’dan Galerist’in fuara katılımıydı. 2000’li yılların başında kurulan Galerist, aynı zamanda 2006’da Art Basel’e kabul edilen ilk Türk galerisi olarak Türkiye’nin küresel sanat fuarları sahnesindeki öncü temsilcilerinden. 2008’de katılım gösterdiği Art Dubai edisyonunda ise Haluk Akakçe, Mustafa Hulusi, Can Sayınlı, Jørgen Evil Ekvoll ve Erinç Seymen’in üretimlerinden oluşan bir seçki sundu. Şüphesiz bu katılım, Türk sanatçıların Körfez’deki dolaşımının başlangıç noktasıydı.
Galerist’in bu coğrafyadaki varlığı, 2010’lu yıllar boyunca kesintisiz biçimde devam etti. 2013–2014 Art Dubai edisyonlarında Haluk Akakçe, Ali Emir Tapan, Elif Uras ve Nil Yalter’in eserleriyle yer alan galeri, 2017’den itibaren Abu Dhabi Art ile bu hattı genişletti. Semiha Berksoy’dan Nuri Kuzucan ve Lara Ögel’e uzanan kuşaklar arası sergilerle düzenli olarak yer aldı. 2025 Abu Dhabi Art edisyonunda ise Türkiye modern ve çağdaş sanatının çok katmanlı yapısını yansıtan kapsamlı bir sunumla izleyiciyle buluştu.
Körfez’de Katılım Gösteren Galeriler
Türk sanatçıların bu sanat merkezlerindeki kurumsal temsili, 2008’de Galerist ile başlayan bir hat üzerinden, 2010’lu yıllar boyunca yeni galerilerin katılımıyla genişledi. Dirimart, 2009’dan itibaren Art Dubai ve Abu Dhabi Art’ta düzenli olarak yer alarak en erken ve kalıcı temsil hatlarından birini kurdu. Zilberman, 2012’de Abu Dhabi Art ile varlığını başlatırken, 2015’ten itibaren Art Dubai’nin en istikrarlı Türk katılımcılarından biri hâline geldi. x-ist, 2011’den bu yana Art Dubai’de düzenli olarak yer alarak güncel kuşak sanatçıların üretimlerini izleyiciyle buluşturdu.
SANATORIUM, 2017’den itibaren Art Dubai’nin sürekli katılımcıları arasında yer alarak bölgedeki en görünür temsilcilerden biri oldu. Anna Laudel, 2022’den itibaren Art Dubai ve Abu Dhabi Art’ta varlık göstererek yeni kuşak galeriler arasında konumlandı. Pilevneli, Art Dubai’ye Refik Anadol’un dijital üretimleriyle katılarak yeni medya odaklı bir açılım gerçekleştirdi. Pi Artworks de Abu Dhabi Art’ta Türk galerilerini temsil etti.
Yeni Yılda Yeni Fuarlar
2026, Körfez çağdaş sanatı için bir eşik yılı olarak öne çıkıyor. Art Basel Qatar ve Frieze Abu Dhabi, bölgeyi küresel sanat takviminin yeni merkezlerinden biri hâline getiriyor. Türkiye’den Art Basel Qatar 2026 edisyonuna katılan tek galeri olan Pilot, fuarda Halil Altındere’nin işleriyle yer alacak.
Bu hızla yeniden tanımlanan sanat coğrafyasında Türkiye çağdaş sanatının Körfez ile kurduğu bağ, yalnızca fuar katılımlarıyla değil, kalıcı galerilerin bölgedeki varlığıyla da derinleşiyor. Türkiye’nin bu ilişkisinin en erken ve en belirleyici örneklerinden biri, bölgedeki ilk Türk galerisi olan Sevil Dolmacı Dubai. Bu dosyada Sevil Dolmacı ile, Körfez’de dönüşen çağdaş sanat ortamının Türkiye ve Avrupa’dan nasıl ayrıştığını konuştuk. Yine bölgenin en önemli uluslararası fuarlarından Art Dubai’ye çeşitli yıllarda katılım gösteren Türkiye’den Zilberman, Dirimart ve x-ist’in kurucularına buradaki fuar deneyimlerini ve bölgeyle kurdukları yeni ilişkileri sorduk.

Körfez’e Açılmak Bir Kırılma Değil, Dolaşım Meselesi
Zilberman Galeri Kurucusu Moiz Zilberman
Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai’de düzenlenen sanat fuarlarında yer alma motivasyonunuz neydi? Bu coğrafya size hangi imkânları sundu?
Fuarlara olan yaklaşımımız, hiçbir zaman yalnızca belirli bir coğrafyada görünür olmak hedefi ile sınırlı olmadı. Zilberman, kuruluşundan itibaren farklı coğrafyalarda dolaşan, bağlama göre yeniden okunan ve her seferinde kendi pozisyonunu sınayan bir yapı olarak ilerledi. Körfez bölgesi de bu uluslararası dolaşımın doğal bir parçası. Abu Dhabi Art Fair ve Art Dubai’ye katılımımız, tek seferlik ya da yeni bir açılım arayışından ziyade, galerinin uzun soluklu uluslararası deneyiminin bir devamı olarak şekillendiğini söyleyebilirim. Özellikle Dubai, çeşitli coğrafyalardan gelen izleyicileri, koleksiyonerleri ve kurumları bir araya getiren bir alan konumlanıyor. Avrupa ve Türkiye’de alışık olduğumuz izleme biçimlerinden farklı olarak burada daha geniş bir kültürel kesişim söz konusu diyebilirim. Yalnızca bölgesel bir sanat piyasasına değil; Orta Doğu, Kuzey Afrika, Güney Asya ve Avrupa arasında kurulan bir dolaşıma işaret ediyor. Bu fuarların sunduğu en önemli imkân, tek bir izleyici profiline hitap etmemeleri. Aynı bağlam içinde hem yerel koleksiyonerlerle hem bölgede uzun süre yaşayan uluslararası izleyicilerle hem de kurum temsilcileriyle doğrudan temas kurulabiliyor. Bu çeşitlilik, temsil ettiğimiz sanatçıların işlerinin farklı okuma biçimleri ile karşılaşmasına olanak sağlıyor.
Zilberman Galeri’nin kavramsal ve eleştirel üretimlere alan açan yaklaşımı, Körfez sanat piyasasında Türkiye ve Avrupa’ya kıyasla nasıl bir karşılık buluyor?
Zilberman’ın kavramsal ve eleştirel üretimlere alan açan yaklaşımı, galerinin uzun yıllara yayılan bir editoryal tutumunun parçası. Bu yaklaşım, Türkiye ve Avrupa bağlamında çoğu zaman sanat tarihsel ve kuramsal referanslar üzerinden okunurken, Körfez coğrafyasında ise bu yaklaşım farklı izleyici profilleri ile temas ederek alımlanma daha çok işin içeriğiyle kurulan doğrudan temas üzerinden şekilleniyor. Burada izleyici, işi önceden tanımlanmış bir çerçeveye yerleştirmekten ziyade, işin bugüne nasıl seslendiğini anlamaya yöneliyor. Bu da eleştirel üretimlerin soyut bir teorik alan yerine, güncel meselelerle kurduğu ilişki üzerinden ele alınmasını mümkün kılıyor. Zilberman’ın temsil ettiği sanatçıların işleri, bu bağlamda evrensel bir dil kurabildikleri ölçüde karşılık buluyor. Politik, tarihsel ya da kişisel katmanlar, yerel bir bağlama hapsolmadan, daha geniş bir okuma alanı içinde değerlendiriliyor. Bu durum, eleştirel üretimlerin yalnızca belirli coğrafyalara ait olmadığını; doğru bağlam kurulduğunda farklı izleyicilerle anlamlı ilişkiler geliştirildiğini gösteriyor. Bu açıdan Körfez deneyimi, galerinin kavramsal çizgisini yeniden tanımlayan değil; onu başka bir bağlamda görünür kılan bir alan olarak önem kazanıyor.

Körfez, Sanatçılar İçin Yeni Bir Bağlam; Pazar Değil
Dirimart Kurucusu Hazer Özil
Dirimart’ı Körfez bölgesinde görünür olmaya iten temel nedenler nelerdi? Bu pazarı Türkiye ve Avrupa ile kıyasladığınızda nerede konumlandırıyorsunuz?
Aslında Körfez bölgesine olan ilgimiz biraz da orada son yıllarda çok canlı bir kültürel hareketlilik oluşmasından kaynaklanıyor. Müzeler, yeni açılan kurumlar, koleksiyonerler, bienaller… Hepsi çok dinamik bir yapı oluşturuyor. Biz de Dirimart olarak bu enerjiyi yakından takip ediyoruz ve sanatçılarımız için gerçekten anlamlı bir temas alanı olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye ile karşılaştırdığımızda, burada üretim çok güçlü, düşünsel olarak da çok derin bir zemin var. Körfez’de ise bu üretimin karşılık bulabileceği, yeni izleyicilerle buluşabileceği, farklı ölçeklerde okunabileceği bir alan oluşuyor. Avrupa hâlâ önemli bir referans noktası ama artık tek merkez değil; sanat dünyası çok daha çok sesli, çok merkezli bir yapıya evrildi.
Bizim için Körfez’de görünür olmak bir “pazar açılımı”ndan ziyade, sanatçılarımızın üretimini farklı bağlamlarda dolaşıma sokmak, yeni diyaloglar kurmak anlamına geliyor. Bu coğrafyayla kurulan temasın, uzun vadede hem sanatçılar hem de izleyiciler için çok besleyici olacağına inanıyorum.
Temsil ettiğiniz uluslararası sanatçıların işleri Körfez koleksiyonerleriyle nasıl bir ilişki kuruyor? Bölgedeki alımlar daha çok uzun vadeli koleksiyon anlayışına mı dayanıyor?
Bunu çok net söyleyebilirim: Körfez’de karşılaştığımız ilgi, yüzeysel ya da yalnızca “trend” odaklı bir ilgi değil. Aksine, birçok koleksiyoner işin arkasındaki düşünceyle, sanatçının pratiğinin bütünlüğüyle gerçekten ilgileniyor. Temsil ettiğimiz sanatçıların işleri de bu anlamda güçlü bir karşılık buluyor; çünkü çoğu, zamana yayılan, derinlikli okumalar gerektiren üretimler.
Bölgede özellikle son yıllarda daha bilinçli, araştıran ve uzun vadeli düşünen bir koleksiyoner profili oluştuğunu görüyoruz. Bir eseri sadece estetik ya da dekoratif bir unsur olarak değil, bir düşünce dünyasının parçası olarak ele alan bir yaklaşım var. Bu da bizim temsil ettiğimiz sanatçılarla doğal bir bağ kurulmasını sağlıyor. Elbette her coğrafyada olduğu gibi burada da farklı motivasyonlar mevcut, ancak genel olarak Körfez’deki koleksiyonculuk pratiğinin giderek daha kurumsal, daha sürdürülebilir ve uzun soluklu bir yapıya evrildiğini söyleyebilirim. Bu da sanatçılar açısından çok kıymetli; çünkü üretimin yalnızca bugüne değil, zamana yayılan bir diyaloğa dönüşmesini mümkün kılıyor.

Avrupa’da Satışlar Yavaşladı, Hareket Körfez’e Kaydı
x-ist Kurucusu Daryo Beskinazi
x-ist’i Körfez bölgesinde yer almaya yönlendiren temel faktörler nelerdi? Bu pazar sizin için yeni bir açılım mı, yoksa doğal bir genişleme mi?
Körfez bölgesi x-ist için yeni keşfedilmiş bir alan değil; aksine 2012 yılından bu yana düzenli olarak içinde bulunduğumuz, koleksiyoner ilişkileri kurduğumuz ve yakından tanıdığımız bir ekosistem. Avrupa merkezli fuarlarda son yıllarda satışların belirgin biçimde yavaşlaması, buna karşın Avrupalı koleksiyonerlerin alımlarını Körfez’deki fuarlara kaydırması da bu süreci hızlandıran önemli faktörlerden biri oldu. Bölgedeki güçlü Avrupalı expat nüfusu, koleksiyon alışkanlıklarının ve estetik referansların bize oldukça tanıdık bir zeminde ilerlemesini sağlıyor. Vergi avantajları ve daha esnek ticari koşullar da düşünüldüğünde, Körfez bizim için stratejik ve doğal bir genişleme alanı hâline geldi.
Genç ve orta kuşak sanatçıların Körfez sanat ortamındaki görünürlüğünü kendi deneyimleriniz üzerinden nasıl değerlendiriyorsunuz?
x-ist’in kuruluşundan bu yana temel vizyonu, genç sanatçıları desteklemek ve onları uluslararası dolaşıma sokmak üzerine kurulu. Bu nedenle Körfez sanat ortamını da özellikle genç sanatçılar üzerinden okumayı tercih ediyoruz. Körfez fuarlarında, genç sanatçıların üretimlerinin merakla takip edildiğini ve hızlı bir biçimde görünürlük kazandığını gözlemliyoruz. Bölgedeki Avrupalı expat nüfusun ve Avrupalı koleksiyonerlerin varlığı, çağdaş üretimlere açık bir izleyici profili yaratıyor. Bu da genç sanatçılar için Körfez’i yalnızca bir satış alanı değil, uluslararası kariyerlerinin inşa edilebileceği güçlü bir platform hâline getiriyor.
Körfez bölgesindeki sanat piyasasını küresel ölçekte düşündüğünüzde, bu coğrafyayı sizce belirleyici kılan temel unsurlar neler?
Körfez bölgesini küresel sanat haritasında belirleyici kılan en önemli unsur, hızla gelişen ekonomik gücün kültürel yatırımlarla dengeli biçimde buluşması. Müze projeleri, bienaller, sanat fuarları ve özel koleksiyonlar yalnızca prestij odaklı değil; aynı zamanda bilgi üretimine ve arşiv oluşturmaya yönelik. Bunun yanında bölgenin çok kültürlü yapısı, farklı coğrafyalardan sanat pratiklerinin bir arada okunabilmesine imkân tanıyor. Bugün Körfez, ekonomik gücü, kültürel yatırımları ve uluslararası koleksiyoner profiliyle küresel sanat dolaşımının en aktif kesişim noktalarından biri hâline gelmiş durumda.

Burada Görünürlük Sergi Açmak Değil, Doğru Bağlanmak Demek
Sevil Dolmacı
Dubai’nin uluslararası sanat ortamında Türkiye’den ilk kalıcı varlık gösteren galeri Sevil Dolmacı Dubai… 2023’te Dubai Design District’te kapılarını açan galeri, Türkiye’den sanatçıların üretimlerini Körfez’e taşıyor. Galerinin sergileri arasında Elvan Alpay’ın Dubai’deki ilk kişisel sergisi Oyun Bitti. Artık Duralım. ile Ahmet Oran’ın Unfolded Layers başlıklı sergileri yer alırken, düzenli olarak gerçekleştirilen grup sergileriyle de bölge izleyicisiyle sürekli bir temas hattı kuruyor. Sevil Dolmacı bu yaklaşımı “Türkiye’den sanatçılar için Dubai, ‘komşu ama farklı’ bir okuma alanı sunuyor. Burada doğru çerçeveyle anlatıldığında Türkiye’deki çağdaş üretimin evrensel dili çok daha görünür olabiliyor,” diyerek özetliyor. Uluslararası çağdaş sanat sahnesinin tanınmış isimlerinden Dubai’deki mekânında ağırlayan Sevil Dolmacı ile, bölgenin dönüşen çağdaş sanat ortamını konuştuk.
“Dubai’de son yıllarda hızla yükselen bir sanat piyasası”nı içeriden biri olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
Dubai’deki yükselişi tek bir kelimeyle anlatmak gerekirse: kurumsallaşan hız. Burada piyasa, sadece “satış hacmi” üzerinden büyümüyor; aynı zamanda altyapı, lojistik, hukuki çerçeve, sergileme standardı ve uluslararası network üzerinden de büyüyor. Dubai’nin avantajı; bölgesel sermaye ile küresel vizyonu aynı masaya oturtabilmesi. Bu da galeri ekosisteminin hem daha “iş” gibi çalışmasını hem de uluslararası oyuncular için daha okunabilir hâle gelmesini sağlıyor.
Bu ivme sanatsal derinlikle dengelenebiliyor mu, yoksa piyasa refleksleri mi daha baskın?
Dubai’de iki ritim aynı anda çalışıyor: Hızlı piyasa refleksi (yeni koleksiyoner, hızlı karar, yüksek görünürlük) ve derinlik arayışı (kurumsal koleksiyonlar, müze yatırımları, küratöryel dilin güçlenmesi). Evet, piyasa refleksi baskın olabiliyor; ama bu “olumsuz” bir şey değil. Çünkü Dubai, sanat dünyasında çoğu şehirde yıllara yayılan bir süreci çok daha kısa zamanda yaşıyor. Buradaki gerçek kritik nokta şu: hızın içinde kaliteyi koruyabilen kurumlar ve galeriler kalıcı oluyor. Kısa vadeli trendler var ama uzun vadeli hafıza inşa edenler de var. Bizim stratejimiz ve konumlanmamızda bu yönde.
Bu coğrafyada “görünür olmak” ne anlama geliyor? Dubai, Türkiye ve Avrupa’dan nasıl ayrışıyor?
Dubai’de görünür olmak, yalnızca sergi açmak demek değil; ekosistemin içine “doğru bağlanmak” demek: doğru lokasyon, doğru zamanlama, doğru network, doğru iletişim dili. Türkiye ve Avrupa’da galericilik daha çok tarihsel bir kültürel birikim ve daha oturmuş eleştirel gelenek üzerinden ilerler. Dubai’de ise sistem daha “yeni” olduğu için görünürlük; güven inşası (istikrar, teslimat, sözün tutulması), uluslararası standardizasyon (dokümantasyon, provenans, lojistik, satış sonrası süreç) ve koleksiyoner deneyimi (VIP ilişkiler, özel sunum dili, hızlı iletişim) üzerinden tanımlanıyor. Dubai, galeriden “sadece sergi” değil, aynı zamanda danışmanlık, kürasyon, üretim, yerleştirme ve proje yönetimi bekleyen bir pazar.
Bölgedeki koleksiyoner profili: uzun vadeli koleksiyon mu, spekülasyon mu?
Koleksiyoner profili bana göre üç farklı kategoriden oluşuyor. İlk, kültürel prestij ve miras odaklılar: Uzun vadeli koleksiyon kurmak isteyen, sanatın sosyal ve kültürel etkisini önemseyenler. İkinci grupta ise küresel referans arayanlar: Avrupa/ABD sahnesini takip ediyor, ama bölgede konumlanmak istiyor. Son olarak ise tüm dünyada son yıllarda artan fırsat ve ivme odaklı alıcılar: Daha kısa vadeli, “değer artışı” motivasyonuyla hareket edebiliyor. Dubai’nin olgunlaşması için ilk iki grup alıcı profilinin yaygınlaşması gerekir. Kısaca, spekülasyon yalnızca Dubai’ye özgü değil; küresel sanat piyasasının her güçlü döneminde var olan bir durum. Asıl fark, Dubai’de sürecin daha yeni olması nedeniyle dalgaların daha net hissedilmesi.
Dubai’de sanat ekosistemini belirleyen ana aktörler kimler? Fuarlar/özel koleksiyonlar/devlet politikaları nasıl etkiliyor?
Dubai’de ekosistemi “çok aktörlü” bir yapı şekillendiriyor: Fuarlar ve sanat haftaları: Piyasanın nabzını belirliyor, uluslararası gözleri buraya çeviriyor. Özel koleksiyonlar ve kurumsal alımlar: “Kalıcı hafıza”yı kuruyor; hangi sanatçının uzun vadede yer edeceğini etkiliyor. Gayrimenkul ve şehir markası yatırımları: Dubai’de sanat, mekânın değerini ve hikâyesini büyüten stratejik bir unsur. Kültür politikaları ve kamusal projeler: Bölgesel ölçekte müzeleşme, bienal ve kurumlaşma hareketi, Dubai’yi çevreleyen geniş bir “kültürel çekim alanı” oluşturuyor. Burada belirleyici olan şey şu: Dubai, sanatı yalnızca “kültür” olarak değil, aynı zamanda şehir stratejisi olarak da görüyor.
Temsil ettiğiniz sanatçılar bu coğrafyada nasıl karşılık buluyor?
Bizim temsil ettiğimiz sanatçılar, burada özellikle iki sebeple güçlü karşılık buluyor. İlk form ve üretim kalitesi. Nasıl mı? Dubai koleksiyonerinin gözünde işçilik, malzeme, ölçek ve sergileme etkisi çok önemli. İkincisi ise kavramsal netlik. Kısacası hikâyesi, arka planı, bağlamı iyi kurulduğunda alıcı daha hızlı bağ kuruyor. Ayrıca Türkiye’den sanatçılar için Dubai, “komşu ama farklı” bir okuma alanı sunuyor. Burada doğru çerçeveyle anlatıldığında Türkiye’deki çağdaş üretimin evrensel dili çok daha görünür olabiliyor.
Dubai için sanatçı seçkisini hangi kriterlerle belirliyorsunuz? Hangi pratikler daha güçlü bağ kuruyor?
Uluslararası okunabilirlik: İşin dili yerel kodlara sıkışmadan evrensel bir anlatı kurabiliyor mu? Mekânla ilişki: Dubai’de mimari ve yaşam biçimi güçlü bir “sahne” yaratıyor. İşin mekânla kurduğu ilişki önemli. Sürdürülebilir kariyer: Sadece “anlık ilgi” değil, sanatçının uzun vadeli üretim çizgisi ve yerleşebileceği kurum/kolleksiyon hattı. Bu coğrafyada özellikle güçlü bağ kuran yaklaşımlar: mekâna duyarlı işler, güçlü malzeme dili ve heykelsi etki ve kimlik, göç, bellek, modernleşme gibi bölgeye temas eden ama evrensel kalan temalar. Dubai’deki tüm bunları yansıtan en güçlü sanatçılarımız Nevin Aladağ ve Hiba Kalachi. Türkiye’den sanatçılar için büyük imkân: yeni koleksiyonerlerle doğrudan temas ve uluslararası görünürlük. Risk alanı ise yanlış konumlandırma: Sanatçıyı “egzotik” ya da sadece “coğrafi etiketle” pazarlamak uzun vadede zarar verir. Bizim yaklaşımımız, üretimi etikete sıkıştırmadan anlatmak.
Dubai’yi Avrupa, ABD ve Türkiye ile kıyaslayınca güçlü/zayıf yönler neler?
Güçlü yönler: Hızlı karar alma, yüksek dinamizm, uluslararası erişim ve network, operasyonel standartların güçlü olması (lojistik, mekânlar, profesyonellik), koleksiyoner deneyiminin çok önemsenmesi
Zayıf yönler: Eleştirel yazın ve tarihsel sanat hafızasının henüz yeterince derin olmaması, yerleşik kurumların (müze/akademi/eleştiri) zamanla daha da güçlenmesi ihtiyacı, trend dalgalarının güçlü olması (hızlı yükseliş–hızlı düşüş riski) Türkiye’nin gücü ise çok farklı: sanatsal derinlik ve üretim gücü çok yüksek. Avrupa’nın gücü kurumlar ve tarih. ABD’nin gücü küresel piyasa mekanizması. Dubai ise bunların bazı parçalarını hızla bir araya getiriyor.
Bu pazar Batı merkezli anlatıya gerçek bir alternatif mi, yoksa uzantısı mı?
Şu an ikisi birden. Dubai hâlâ Batı merkezli anlatıyla çok bağlantılı: Global referansları, müze markaları ve profesyoneller Avrupa ve Amerika’dan. Ama aynı zamanda Dubai, Batı’nın “tek merkez” olma iddiasını zayıflatan yeni bir coğrafi ağırlık yaratıyor. Ben bunu “alternatif”ten çok çok-merkezli (polycentric) bir sanat dünyası olarak görüyorum. Artık hikâye tek bir merkezden yazılmıyor; Dubai de bu yeni haritanın güçlü düğümlerinden biri.
Arap Yarımadası’nın kalıcı ve söz sahibi bir merkez olmasını mümkün görüyor musunuz?
Evet, mümkün görüyorum. Çünkü bu coğrafyada sadece para yok; aynı zamanda kurum kurma iradesi ve uzun vadeli şehir stratejisi var. Kalıcılık, fuarlarla değil; koleksiyonların kurumsallaşması, müzelerin program sürekliliği, eğitim ve eleştirel üretimin artması ile gelir.
Bu potansiyelin sürdürülebilir olması için neye ihtiyaç var?
Kurumsal süreklilik: Müze programları, kamusal projeler, koleksiyonların şeffaf ve profesyonel yönetimi. Eleştirel zemin: Yazın, araştırma, yayıncılık, sanatı sadece “satın alınan nesne” değil, “düşünce alanı” olarak büyüten yapı. Yerel üretimi güçlendirmek: Bölgenin kendi sanatçılarının ve üretim ekosisteminin uluslararası dolaşıma girmesi; sadece ithal edilen bir pazar olmamak… Dubai’nin başarısı, yalnızca satış rakamlarında değil; hangi sanatçıların, hangi kurumların ve hangi anlatıların kalıcılaştığında ölçülecek.


