2022’de kısmen yapay zeka (AI) aracılığıyla üretilen bir dijital sanat yapıtı Colorado’daki bir sanat yarışmasında birincilik ödülünü kazandı ve böylece sanat dünyasında geniş ölçekli bir tartışma da başlatmış oldu. Acaba sanatın sonu müzakereleri tekrar mı başlayacak? Geçmişte deneysel yeni medya alanında kullanılan AI artık ressamlar, fotoğrafçılar ve tasarımcılar tarafından kullanılıyor ve bu araçla üretilen yapıtlar müzeler tarafından koleksiyonlara dahil ediliyor. Ama bu konu müelliflik, etik gibi konularda tartışmalar yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu konu etrafında şu sorular sanat dünyasında soruluyor: Algoritma resim yapabiliyor veya hayal kurabiliyorsa artık sanat üretmek ne anlama gelecektir ve bu üretim kime aittir? Sanatçının rolü azalmakta mıdır yoksa bir evrim mi geçirmektedir? Kurumlar bu yapıtlar nasıl sergilemeli ve koleksiyonlarına nasıl eklemelidir?
AI tartışmasının temelinde telif konusu bulunuyor. AI görüntü veya kompozisyon oluşturuyor, peki bunu üreten sanatçı “yaratıcı” olarak tanımlanabilir mi? AI’nın görüntü ve metin üretme niteliği yaratıcılık, özgünlük ve müelliflik gibi kavramları altüst etmektedir. Önceleri fotoğraf ve dijital müdahalede kullanılan teknolojiler sanatçının üretimiyle ilgili soruları gündeme getirmişti. AI da yerleşik paradigmaları ters yüz ediyor ve yaratıcılık ve sanatçı olmaklık hakkında yeni ve zorlu soruların ortaya çıkmasını sağlıyor. AI’yı bir araç olarak kullanan sanatçılar onu otonom bir üretici olmanın aksine bir fırça ya da kamera olarak tanımlıyor. Saatlerce komutlar yazan, çıktıları ayarlayan ve Photoshop veya diğer yazılımlarla görüntüyü bizzat varlığıyla geliştiren bir sanatçıyı düşünün. Burada üretim kısmen bir makine tarafından gerçekleştirilmiş olsa da nihai yönetim sanatçıya aittir. Bu önerme girdileri seçerek, sonuçları düzenleyerek ve bu süreci sürekli iyileştirerek AI’yı yönlendirmenin bir tür sanatsal yaratı ve müelliflik olduğu düşüncesini destekliyor.
Geleneksel görüşte olanlarsa müellif olmanın amaç ve çaba açısından değerlendirilmesi gerektiğini ve yazılımla yapılan sanatın yaratıcılık ve özgünlüğe sahip olmadığını düşünüyor. New York Modern Sanat Müzesi (MoMA) Refik Anadol’un MoMA’nın koleksiyon datalarından algoritmik olarak üretilen büyük ölçekli yapay zeka enstalasyonu Unsupervised işini sergilediğinde Jerry Saltz bunu bir ekran koruyucu olarak nitelendirmişti. Bu tür yorumlar bazı çevrelerde AI aracılığıyla üretilen sanatın transandantal bir yaratım olmanın aksine bir demo olarak görüldüğünü gösteriyor. Datalarla üretilen resim, yağlı boya resim gibi kabul edilebilecek midir? Bu sorunun cevabı tam olarak verilemese de sanatçılar algoritmaları üretim süreçlerine dahil etmeye devam ediyorlar ve böylece müellifliğin tanımı günden güne değişiyor. ABD’de hukuki açıdan AI’nın önemli ölçüde insan katkısı olmaksızın bir yapıtın yasal sahibi olamayacağı teyit edildi. Yani AI’nın bir sanat yapıtında geleneksel müellifliğe dayalı unsurları ürettiği için bunu yöneten kişiye telif hakkı verilmeyeceğine hükmetti. Sanatçılar AI’yı bir araç olarak kullanıyor ama hukuk şimdilik yapıtın insan eliyle üretilmesi gerektiğini belirtiyor.
AI’nın sanat üretiminde kullanılması bir sürü etik sorunu da ortaya çıkarıyor. Bu araca data sağlayan görüntüler ve metinler nelerdir? AI modelleri internetten bulunan ve sanat yapıtları, görüntüler ve metinlerden oluşan datalar üzerinden eğitilir. Bu AI firmalarının sanatçının emeğini ve fikri mülkiyet haklarını sömürdüğü iddiasına yol açmıştır. AI görüntü ve metin üretme araçları yapıtları, modellerin eğitilmesinde kullanıyor. Bu arada Stability AI ve Midjourney gibi yapay zeka şirketlerine karşı toplu davalar açılıyor ve bazı müellifler milyarlarca çevrimiçi görüntünün kullanılmasının çalıntı edimi olduğunu iddia ediyorlar. Öte yandan AI’nın eğitim verilerinde yer alan önyargıları aktarabilme olasılığına sahip olduğu da unutulmamalıdır. Bir data öbeği belli kültürleri fazlaca gösteriyorsa AI çıktıları önyargıları pekiştirebilir ve AI tarafından üretilen sanat çeşitlilik konusunda sorunlar yaratabilir. AI ile çalışan sanatçılar bazı modellerin tek tip ve ortalama sonuçlar ürettiğini belirtiyor.
AI aracılığıyla üretilen yapıtlar yaygınlaşırken küratörler de bu yapıtları sergilere entegre etmenin yollarını bulmaya çalışıyor. Daha yakın zamanlarda dijital ve algoritmik sanat mesafeli yaklaşılan bir alandı. Bugün AI ile üretilmiş yapıtlar yüksek profilli sergilerde yer alıyor. Ayrıca AI ile üretilen imajlar fotoğrafın kanonuna da dahil ediliyorlar, sanatçı görüntüyü çekmemiş olsa da. Bir yapıt AI’nın bir araç olarak kullanıldığı, amaçlı biçimde bir üretim olarak kabul ediliyor. Burada değişen şey sadece yeni bir araç olarak kabul edilmesidir. Böylece AI bir hile olarak değil, geleneksel fotoğraflarla birlikte bağlamsallaştırılan bir üretim biçimi olarak görülüyor.
AI çalışmaların bir koleksiyonunu yapmak da kendine özgü zorlukları getiriyor. Özünde bir kod, bir model veya bir süreç olan yapıt nasıl korunabilir? Dijital yapıtlar içeren müzelerin teknolojinin eskimesini ya da sergilemeyle ilgili sorunları dikkate almaları gerekiyor. Öte yandan AI ile üretilen bir sanat yapıtının telif hakkı alınamıyorsa bu onun ticari değerini potansiyel olarak zedeleme riskini içeriyor. Koleksiyoncular ve müzeler bir yapıtın sertifikasyonu ve edisyonlarını kontrol etmek ister. Bu durumda net bir fikri mülkiyet hakkı korumasının olmaması belirsizlik yaratır. İşte bu yüzden bazı sanatçılar ve platformlar NFT’ler gibi teknolojik alternatifleri deniyor.
Tartışmalar iki ana eksenden okunabilir: Birinci durumda müelliflik konusu sanatçıları güçlendirip teknoloji şirketlerini dizginleyebilir. İkinci durumda ise AI tüm sanat tarihini tabiri caizse hammaddesi olarak kullanacaktır. Ayrıca her yeni yapay zeka aracı bizi sanatta neye değer verdiğimize ve yenilik, haklar ve kültürel bütünlük arasında nasıl denge kuracağımıza dair düşünmeye sevk ediyor. Sanatın, sanatçının ve sanat nesnesinin geleceği nasıl şekillenecektir? Sanat dünyası daha önce fotoğraf, film ve dijital görüntüleme teknolojileri gibi süreçleri geçirmiş ve kendisine yeni ufuklar çizmişti. Bu dijital gelişmeleri benimsemenin gelenek ve yenilik arasında dinamik bir etkileşimi teşvik edebileceğini gözlemliyorum. Özünde çağdaş sanatçılar yapay zekayı yaratıcılıklarını genişletmek için kullanıyor ve AI olmaksızın tasavvur edilemeyecek formlar ve düşünceler keşfediyorlar.
AI üzerine yapılan tartışmalar değişim olgusuyla mücadele eden kültürel ekosistemin sağlıklı olduğuna işaret ediyor. Bunlar insanlık olarak sanatın geleceği ve insanlığın bu gelecekteki rolüne önem atfedildiğini göstermektedir. Zaman içinde bir tür konsensüs ve normların oluşacağını göreceğiz. İçinde bulunduğumuz zamanlar sanatın tanımının genişlediği ve insan yaratıcılığının özünü kaybetmeden yapay zeka araçlarını bünyesine alarak dayanıklılığını kanıtladığı zamanlar olarak görülebilir. Şu an yapay zeka ve yaratıcılık tartışması yeni tür yaratıcıları içine alırken insan eliyle yapılan sanatta değer verilen olguları tekrar tanımlamamızı talep ediyor. Geleceğin tuvalleri kodlar ve piksellerle çiziliyor ve çizilebilir, ama en nihayetinde ortaya çıkacak resmi belirleyecek ve değer verecek olan insanlık olacaktır.




