Nisan ayı, İstanbul sanat gündeminde dikkat çeken sergilerle öne çıkıyor. Bu ayın sergileri, bir yandan felaket, gözetim, dönüşüm, kimlik ve kırılganlık gibi güncel tartışmalara alan açarken, diğer yandan arşiv, tarih ve kültürel miras üzerinden geçmişle yeni bağlar kuruyor. ArtDog Istanbul editörlerinin derlediği bu seçkide, Ece Ağırtmış, Johan Creten, Ghada Amer, Berke Yazıcıoğlu ve Defne Tesal gibi sanatçıların kişisel sergilerinin yanı sıra, Hüsamettin Koçan, Ani Çelik Arevyan ve Halil Paşa’ya odaklanan kapsamlı projeler de yer alıyor. Arter, Salt Galata, Pera Müzesi, CerModern, Meşher ve bağımsız galerilere yayılan bu sergiler, Nisan ayında sanat izleyicisine hem yoğun hem de farklı düşünme biçimlerini bir araya getiren güçlü bir rota sunuyor.

Ece Ağırtmış’tan ‘Hayat Cangılı’na Vahşi Masallar
Ece Ağırtmış’ın İstanbul Sıraselviler’deki Pilot’ta açılan sergisi Wild Tales, ‘Hayatın Cangılı’ metaforuna yaslanarak ‘büyüme’ süreci ve insanın bu âlem ile kurduğu tartışmalı irtibat ile yetişkinlik olgusunun görünmeyen tuzaklarını tartışmaya açıyor.
İzmir ve Berlin arasında yaşayan ve çalışan sanatçı sergisinde insan figürünü doğrudan ele almadan, aynı masallar ve canlıları başrole çıkaran ‘fabl’larda olduğu gibi, hayvan temsilleri üzerinden bir anlatı vadediyor. Hayvanlar sergide, salt doğadaki varlıklar olmaktan öte, kişinin büyüyüp iş hayatına atılırken veya toplumla ilişki kurup kendi sınırlarına çarparken tecrübe ettiklerini sembolize ediyor.
Kişi büyüdükçe daha sert, karmaşık anlamlar kazanan bu anlatılar, beraberinde hayatın kurduğu tuzakları da getirirken, sanatçının kurduğu dünya ziyaretçileri masalsı bir yüzeyin altında saklı duran rekabet, performans, hayatta kalma ve aidiyet gibi unsurları da görünür hale getiriyor. Ağırtmış sergiye dair yaptığı açıklamada, “Bu sergi, işleri ürettikçe yavaş yavaş büyüyen bir ekosistem kurmak gibiydi. Artık bu dünyayı izleyiciye bırakmış olmak beni mutlu hissettiriyor. Kafamda olan birçok konunun birleşimi ve bir tür sağaltımı gibi oldu,” ifadesini kullanıyor.
Galerinin verdiği bilgiye göre ziyaretçiler sanatçının eserleri ile etkileşim kurduğu zaman çalışmaların yarattığı ‘hatırlatma’ duygusu ile, ortaya açıklanamaz bir ‘aşinalık’ çıkıyor ve yaratılan bu evren, ziyaretçi ve sanatçı tarafından paylaşılan ortak bir hatıraya dönüşüyor. Ağırtmış’ın ironiye başvurduğu eserlerinde, olumsuz seçilen anılar dahi, ironiyle izleyiciyi gülümsetiyor. Onlara alternatif bakış açıları vadediyor.
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 3 Mart – 18 Nisan
- Mekân: Pilot Galeri
- Giriş Bilgileri: Pilot Galeri

Johan Creten Tekrar Pilevneli’de
Bodrum ve İstanbul’da hizmet veren Pilevneli, Johan Creten’in sekiz yıl aradan sonra İstanbul’daki ilk sergisi olan The Dead Fly’ı açmış bulunuyor. Creten’in de Pilevneli ile ikinci işbirliği olan sergi, sanatçının güç, dönüşüm ve kırılganlık temalarıyla, mahrem ile anıtsal olan arasındaki kalıcı gerilimle süregelen ilişkiyi yansıtan çalışmalarını bir araya getiriyor.
Galerinin verdiği bilgiye göre, etkinliğin merkezinde, sergiyle aynı adı taşıyan bronz soyut heykel adına hazırlanan ‘anıtsal bir model’ yer alıyor. Çalışma, hem çürüme hem de yenilenme ile geleneksel olarak ilişkilenen ‘sinek’ üzerinden karmaşık bir ‘fanî hatırlama unsuru’ (Memento Mori / Latince: Fanî Olduğunu Hatırla) halini alıyor. Sanatçının yorumunda ilgili form, tarihî kubbe ve tonozları da çağrıştıran detaylarla zenginleşiyor. İlgili çalışma giderek soyut bir uzanmış kadın figürüne doğru dönüşen biçimiyle öne çıkarken, eser başkalaşım ve varoluşun geçirgen doğası üzerine bir düşünme alanı vadediyor. Sergide, ilgili eseri çevreleyen Glory serisine ait çalışmalar ise sekülerlik ve kutsallık arasında askıda kalan güç temsillerini incelerken, bu kavramsal eksen sanatçının üretim anlayışının da temellerine dayanıyor.
Sergide izleyici, Creten’in Odore di Femina serisinden en yeni kadın torso heykeliyle de buluşuyor. Altın ve platin lüster ile zenginleştirilmiş, kırmızı parlak sırla kaplı heykel, sanatçının üretiminin en kalıcı temalarından biri olan ‘öteki’nin dokunulmazlığını görünür kılıyor. Eser, kokunun gizemini, doğanın kırılganlığını ve varlık ile arzu arasındaki hassas mesafeyi çağrıştırarak, serginin en zarif ve etkileyici işlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Sergi ayrıca Library Sculptures olarak tanımlanan, özel mekânlar için tasarlanmış, ancak etkisi ve varlığıyla anıtsal bir nitelik taşıyan daha mahrem işleri de kapsıyor. Bu modeller, Creten’in yakın dönem kamusal heykelleri ve kurumsal yerleştirmelerindeki başlıca işlere referans veriyor. Creten’in yapıtları günümüzde, Paris Modern Sanat Müzesi (Musee d’art Moderne de la Ville de Paris) ve Orleans Güzel Sanatlar Müzesi (Museum of Fine Arts of Orleans) gibi kurumların koleksiyonlarında da bulunuyor. Pilevneli’deki Creten sergisi, sanatçının üretim pratiğini belgeleyen üç filmle bütünleşiyor.
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 2 Nisan – 9 Mayıs
- Mekân: Pilevneli
- Giriş Bilgileri: Pilevneli

Ortadoğu’nun “Mor Yıldız”ı Amer, 17 Yıl Sonra İstanbul’da
Dirimart, Dolapdere’deki mekânında, çağdaş kadın sanatçı Ghada Amer’in galeriyle ilk sergisinden 17 sene sonra gerçekleşen ikinci kişisel sergisi Aurora’ya yer veriyor. Sergi, Amer’in son dönem üretimlerinden seçili bronz heykellerini, ikonik nakış resimlerini, aplike tekniğini öne çıkaran yeni tuval serisini ve ahşap üzerine yaptığı resimlerini bir araya getiriyor.
Dikiş ve nakış gibi, tarihsel olarak ‘kadın işi’ addedilen geleneksel teknikleri çağdaş sanatın dili içinde yeniden konumlandıran Amer, pratiğinde kadın bedenini ve cinselliğini toplumsal normların ve temsil biçimlerinin dışına taşıyarak güçlü bir görsel alan vadediyor. Sanatçı emeği ile cinsiyet politikaları, arzu, temsil ve kadın öznesinin sanat tarihindeki görünürlüğü üzerine tartışmalar açıyor.
Amer’in pratiği, ağırlıkla pornografik dergilerden ödünç aldığı cinselleştirilmiş imgeleri yeniden yorumlamaya dayanıyor. Eril bakışın dayattığı kalıpları altüst eden Amer, kadınları coşku, zevk ve şefkat anlarında güçlü, özerk ve asla boyun eğmeyen figürler olarak tabir ediyor.
Tek başlarına veya birbirleriyle etkileşim içinde varlık gösteren bu figürler, çoğu zaman yaramaz ve kışkırtıcı olmakla birlikte, iplik katmanları, nakış yüzeyleri ve bronz formların altında kısmen gizli kalıyor; bu görüntüleri çözmek için izleyicinin görsel dikkat ve duyusal çaba sarf etmesi gerekiyor. Bu katmanlı yapı, güç, özgürlük ve kadın deneyiminin çok katmanlı doğasını görünür kılıyor.
Sergi, başlığını “şafak” ve “gün doğumu” anlamlarına gelen Latince aurora kelimesinden alıyor. “Kuzey ışıkları”na da referans veren kelime, başlangıç ve dönüşüm metaforlarına işaret ediyor. Şafak vaktinde karanlığın aydınlığa kademeli geçişi gibi, Amer’in işleri de görünürlük ile gizlenme, kontrol ile rastlantı arasında salınıyor; görüntülerin belirdiği, çözüldüğü ve yeniden doğduğu özgün bir alan yaratıyor. Aurora sergisinde sarkan iplikler, kuzey ışıklarının dikey görünümlerini çağrıştırarak, atmosferik bir derinlik duygusu yaratıyor ve dişil bir imgenin toplumsal kısıtların katmanları altından belirdiği âna işaret ediyor.
Sergide yer alan Paravent Girls serisi ise Amer’in kadın figürlerini resimleyip bronza aktardığı anıtsal heykellerden oluşuyor. Pornografik dergilerden ödünç alınmış imgeler, sanatçının ellerinde özerk, neşeli ve özgür kadın figürlerine dönüşüyor; figürler hem günlük yaşamın samimiyetini hem de güç, özgürlük ve görünürlük temalarını bir araya getiriyor.
Amer’in 2021’de geliştirdiği ve sculptural silhouettes [heykelsi silüetler] olarak adlandırmayı tercih ettiği Drawing in Space serisinde ise, pornografik dergilerden türetilen silüetler anonimlikten çıkarak sanatçının uzun zamandır hayal dünyasını meşgul eden figürlere dönüşüyor. İzleyiciye hem tanıdık hem de yeniden keşfedilen bir kadın kimliği sunan bu heykeller, ışık ve gölgeyle oynayarak mekânda ritim ve hacim yaratıyor.
Minimalist ve soyut bir yaklaşım sergileyen figürler, mekânda geçici ve akışkan bir varlık gibi görünüyor; tıpkı aurora’nın şafak ışığında karanlıktan aydınlığa geçişi gibi, izleyicinin bakışına göre ortaya çıkıyor ya da kayboluyor. Tuval üzerindeki ipliklerin sarkışını anımsatan bu bronz figürler, görünürlük ile gizlilik, kontrol ile rastlantısallık arasında kurulan ritmik bir denge ortaya koyuyor. Her silüet, izleyiciyle kurduğu ilişki aracılığıyla kadın deneyiminin çok katmanlı ve değişken doğasını görünür kılıyor.
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 9 Nisan – 10 Mayıs
- Mekân: Dirimart Dolapdere
- Giriş Bilgileri: Dirimart Dolapdere

İzleyici Hem İzlenen, Hem İzleyen Olursa: Helix
Berke Yazıcıoğlu’nun Dirimart Pera’daki ikinci kişisel sergisi Helix, merkezinde duvarlara yayılan animasyonları içeriyor. Çalışmalar, doğadaki döngülerden gezegen hareketlerine, dijital gözetleme sistemlerinden mahremiyetin sınırlarına kadar pek çok kavramı iç içe geçiriyor. İzleyiciyi hem izleyen hem de izlenen konumuna yerleştiren yerleştirme, günümüz teknolojilerinin yarattığı kesintisiz denetim halini sorguluyor. Helix zaman ve teknolojinin kontrolü altındaki modern insan deneyimini, müziğin ve çizimin gücüyle tanımlıyor.
Helix yerleştirmesinde Maurice Ravel’in Daphnis et Chloé eserindeki “Lever du Jour” (Gündoğumu) temasını analitik bir gözle mercek altına alan Yazıcıoğlu, melodiyi trigonometrik düzlemin Z ekseni üzerinde haritalandırarak, mekanik bir omurga ve döner bir saat oluşturuyor. Mekânın merkezinde sergilenen taslaklar, diyagramlar ve dairesel nota portesi, armonik dizilerden gezegen yörüngelerine kadar her yerde karşımıza çıkan sin (x) = cos (x )dalgası gibi döngüsel kalıpların analitik sürecini belgeliyor. Müzik, mekânda saat-motor gibi bir işlev görerek dairesel, sarmal bir hareketle ritmi belirliyor. Mavi tonlar ve karanlık işlere hâkim olurken gizem, soyutlama ve mesafe gibi temaları destekliyor.
Sergideki animasyonlar ve çevre duvarlardaki resimler, mahremiyet ve denetim temalarını işleyerek izleyiciyi röntgenci ile gözlemlenen arasındaki mahrem boşluğa yerleştiriyor. El çizimi sahnelerdeki mobese görüntüleri ve dürbünlü figürler sayesinde izleyici, hem gözetlenen özneleri hem de izleme eylemini gerçekleştirenleri aynı anda dışarıdan gözlemleme imkânı buluyor.
Büyük veri ve sosyal medya gibi teknolojilerin yarattığı her şeyi gören gözler, insan deneyiminde tektipleşmeye yol açan kolektif bir özcasusluk (self-spying) pratiği sunuyor. Karşılıklı duvarların oluşturduğu paralel yerleşim, izleyiciyi doğrusal bir harekete zorlayarak mekânın kendisini de animasyonlardaki kesintisiz akışın ve teknolojik denetim döngüsünün fiziksel bir parçası haline getiriyor.
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 12 Mart – 26 Nisan
- Mekân: Dirimart Dolapdere
- Giriş Bilgileri: Dirimart Dolapdere
Hareketin Anlattığı “Acı Ama Özgür” Hikâyeler
Defne Tesal’ın Galerist’te açılmış kişisel sergisi, Nereye Düşeceğimi Bilmiyorum başlığı ile değişim, geçiş halleri, belirsizlik, kontrol arayışı ve teslimiyet kavramları çevresinde şekilleniyor.
‘Kendine köklenmek’ kavramına odaklanan sergi, dünya, beden, ilişkiler ve zaman ile mekân ile bağlarla sürekli dönüşüyor. Sanatçı, sergisinde izleyiciyi sabit noktalar aramak yerine hareketin içinden bakabilmeye çağırıyor. Tesal’ın çalışmasında tayin edici olan ritim, hareket ve tekrar sergide farklı yüzey ve malzemelerle karşılık buluyor. Sanatçı, sergide tuval resimleri, jüt heykelleri, mukavva üzerine işleri, mekâna özgü ip düzenlemesi ile birbirini izleyen bir kompozisyonun öğelerini bir araya getiriyor.
‘Tanıdık olan’ ve bilinmeyenin kesiştiği eşiklerde kendini şekilleyen sergi, güvenli alanlar ve kontrol edilemez durumlar arasındaki hali, kendilik sınırlarını yeniden çizme yönelimini ve kimi anlarda içten gelen tek hareket olarak ‘teslimiyet’in görünürlüğünü öne sürüyor.
Eda Berkmen’in katalog metniyle de zenginleşen sergi, kontrolün kaybolduğu, eski ve yeninin birbirine karıştığı geçişleriyle dönüşümün sancılı ama özgürleştirici olabileceği fikrine yaslanıyor. 2010’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Sahne Dekorları ve Kostüm Bölümü’nde lisansını, 2019’da Hollanda’da St. Joost School of Art & Design’da yüksek lisansını tamamlayan Tesal, daha önce New York’taki School of Visual Arts ile Finlandiya’daki KulttuuriKauppila Kültür Merkezi misafir sanatçı programlarına katılmış bulunuyor. 1985 doğumlu sanatçı, bu yıl da, Londra’daki Delfina Foundation’da yer alacak.
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 10 Mart – 18 Nisan
- Mekân: Galerist
- Giriş Bilgileri: Galerist

CerModern Ankara
Hüsamettin Koçan’ın Ben Bu sergisi izleyiciyi sanatçının içsel diyaloğuna tanıklık etmeye çağırıyor. Koçan’ın kendisiyle hesaplaşması ve kendi varlığını sorgulamasının sergiye dönüşmüş hâli olarak tabir ettiği sergi, izleyiciyi bir sanatçının içsel diyaloğuna tanıklık etmeye davet ederken, aynı zamanda sanatın mekânla, tarih ile ve üretim biçimleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çagırıyor. Koçan’ın sanatını anlamak için, Baksı Müzesi’ne bakmak gerekiyor. Neden bir dağın başında, neden merkezden uzakta, neden yerleşik örneklerin dışında ve neden alışıldık mimari yaklaşımlar olmadan? Bu sorular, yalnızca bir müze yapısına değil, bir düşünme biçimine işaret ediyor. Girişim, Koçan’ın da en büyük yapıtı olarak kabul ediliyor.
CerModern’de devam eden sergideki yapıtların bir bölümü Baksı’dan, bir bölümü ise İstanbul’daki atölyesinden geliyor. Bu yönüyle sergi, doğum tarihinin ötesine uzanarak Şamanizm’den Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar farklı kültürel katmanlara temas ediyor. Zamanlar ve teknikler bir araya gelirken, geçmiş ile bugün arasında çok katmanlı bir dil kuruluyor.
Koçan’ın sanatında teknik, ele alınan konuya ve döneme göre biçim değiştiriyor. Toprak, boya ile birleşirken, tuvalle yüzleşiyor. Camaltı resimlerdeki kırılganlık, silikon malzemede kırılmayan bir geçirgenliğe dönüşüyor. Dijital baskılar, kitsch öğeler ve düz kağıt yüzeyler Anadolu bozkırının renkleriyle yeniden anlam kazanıyor. Heykellerde seramik ve metal, ‘demon’lara ve Şahmaran figürlerine beden oluyor. Mitolojik ve kültürel imgeler çağdaş bir temsil alanında yeniden varlık buluyor. Sergi, çoklu bir dilin mihenk taşında, farklı kültür zamanlarında insanın temsilini sunuyor. Sanatçı, tarihin tozlu sayfalarından bugüne seslenirken izleyiciye şu soruyu yöneltiyor: “Sen bu musun?”
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 10 Mart – 29 Nisan
- Mekân: CerModern
- Giriş Bilgileri: CerModern

Arevyan’dan “Işığın Sesi”
Ani Çelik Arevyan’ın 80’li yıllardan günümüze bütün üretim dönemlerini kapsayan Işığın Sesi başlıklı retrospektif sergisi, sanatçının kişisel serüveninin kodlarını yüklenmiş bir dokümantasyonu CerModern’de izleyiciye sunuyor. Arevyan, kişisel tarihinden hareketle yaşadığı kentleri, sıradan gündelik nesneleri ve hatırlama eylemini ‘fotoğraf’ aracılığıyla bir düşünme alanına dönüştürüyor.
Işığın Sesi seçkisi, bireysel belleğin maddi dünyayla kurduğu ilişkinin izini sürerken, zamanın doğrusal olmayan yapısı ve mekânın çok katmanlı hafızasını görünür kılmaya çalışıyor.
Sanatçının erken dönem çalışmalarından günümüze ulaşan üretim kronolojisinin yer aldığı sergide Olduğu Gibi, Bir Düşün İçinde, Bu Dünyaya Ait İzler, Between Life and Death gibi başlıklı dönemsel işleri de sergileniyor. Erkan Doğanay’ın küratörlüğünde hazırlanan, Arevyan’ın fotoğraf pratiğinin geniş sunumunun yer aldığı sergi, izleyiciyi sanatçının kendi zaman ve mekân deneyimini sorgulamaya davet ediyor.
Arevyan, sanat pratiğini kendi resmî internet adresinde de şöyle kayda geçiriyor: “İşlerimi yaratma sürecini, fotoğraf çekmekten çok fotoğraf yapmak diye tanımlamayı tercih ederim. Fotoğrafı estetik düşünümün bir aracı olarak konumlandırarak, izleyiciye fiziksel gerçekliğe ve hayal gücüne dair kayıp referanslar arasında görsel algının dağılışı üzerine yeniden düşünme olanakları sunmak istiyorum. Fotoğraflarımı genellikle seriler halinde üretmek estetik seçimlerimin ifadesi için ihtiyaç duyduğum görsel olanakları keşfetmemi sağlıyor.
Fotoğraflarımı oluştururken fikir kompozisyondan daima önce geliyor. Figür, nesne ve ışığı yorumlayarak oluşturduğum zamansız çerçeve gergin, sarsıcı, bozulmuş formlarla doluyor. Fotoğraflarımı zamanın silindiği ancak değişimin tüm zenginliğiyle gözler önünde olduğu ince bir çizgi üzerinde kurgulamayı tercih ediyorum. Fotoğraflarım kendi deneyimlerimle dolu ve etrafında kuruldukları görsel dil benimle birlikte gelişiyor ve evriliyor.”
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 7 Mart – 26 Nisan
- Mekân: CerModern
- Giriş Bilgileri: CerModern

Onur Gökmen’in izniyle.
Çernobil’in İnsancıl ve Ekolojik Hafızası Salt Galata’da
Toprakaltı, Türkiye’nin çevre ve kurum tarihinde büyük ölçüde göz ardı edilmiş bir olayı Salt Galata’nın eksi birinci katındaki sergi alanında odağına aldı. Onur Gökmen imzalı etkinlik 1986 Çernobil faciasından sonra Karadeniz’de yetişen çayda radyoaktif kirliliğin tespit edilmesine odaklandı.
Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlamanın ardından, aralarında sanatçının ebeveynleri İnci ve Ali Gökmen’in de bulunduğu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) görevli bir grup bilim insanı, radyoaktif serpintinin Karadeniz bölgesindeki çaya etkisini ölçmek üzere bir araştırma yürüttü. Bulgular bir raporda derlenerek ilgili mercilere sunuldu. Ancak resmî açıklamalar, ekonomik ve toplumsal istikrara ilişkin kaygıların da etkisiyle kirliliğin boyutunu ve sağlığa zararını azımsama eğilimindeydi. Halk sağlığı ve hesap verebilirlik tartışmaları sürerken, ODTÜ raporu nihayetinde basına sızdı. Meseleyi medyatik imge ve manşetler üzerinden ele alan haberler kamuda bir nebze farkındalık yaratsa da, kurumsal tepkiler büyük ölçüde değişmedi ve kontamine çay dolaşımda kalmaya devam etti. “Radyoaktif çay daha lezzetlidir”, “Azıcık radyasyon kemiklere yararlıdır” gibi nükleerin etkilerini ıskalayan sansasyonel açıklamalar ile çay içen devlet yetkililerinin görüntüleri kolektif hafızada yer edindi. Çay ise gözle görülemeyen, elle tutulamayan radyasyonun maddesel tanığı ve nükleer endişenin taşıyıcısı hâline geldi.
Türkiye’nin nükleer tarihinde önemli yeri olan bu vakadan üç kesit sahneleyen sergi, kurgusal ve belgesel unsurları birleştirerek anlatı ile kanıt arasında bir diyalog kuruyor. İlk bölümde, çaydaki kontaminasyonun keşfedildiği ODTÜ’den mekânsal bir kesit ile İnci ve Ali Gökmen’in aktarımına dayanan bir belgesel yer alıyor. Bir televizyon stüdyosunda geçen ikinci bölüm, medyanın devlet aygıtları ve bürokrasiyle iç içeliğini yansıtıyor. Enstalasyonun merkezinde, çaydaki radyoaktif madde miktarını yalanlarken hayalî bir Karadeniz imgesi de kuran haberlerden yola çıkan bir kısa film bulunuyor. Dekorların arkasında yer alan üçüncü kısım ise bu iki anlatı arasından sızan, Çernobil felaketinin Türkiye’deki izleri niteliğindeki fotoğraflardan oluşuyor. Sergi, BBVA Vakfı işbirliğinde düzenlenen Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı kapsamında sunuluyor.
Sergiyi ziyaret etmek için detaylar:
- Tarih: 2 Nisan – 3 Mayıs
- Mekân: Salt Galata
- Giriş Bilgileri: Salt Galata

Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı Pera Müzesi’nde
Pera Müzesi, Türkiye’de resim sanatının dönüşümünde belirleyici bir rol oynayan Halil Paşa’nın yaşamı ve üretimini odağına alan Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı sergisiyle izleyiciyi kapsamlı bir görsel ve tarihsel anlatıyla buluşturuyor. Dr. Özlem İnay Erten’in küratörlüğündeki sergi, sanatçının farklı coğrafyalarda şekillenen pratiğini arşiv belgeleri ve özel koleksiyonlardan eserlerle birlikte ele alarak çok yönlü bir çerçeve sunuyor. Sergide sanatçının özel yaşamından ve yaptığı seyahatlerden kesitler, orijinal belge ve bilgilerle desteklenirken, dönemin Osmanlı ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan sosyal, politik ve coğrafi değişimler de yapıtlar üzerinden büyüteç altına alınıyor. Nadir mektup ve fotoğraflara özgün eşyaların da eşlik ettiği sergi müzenin iki katına yayılırken, çocuklara yönelik bir atölyeyi de beraberinde getiriyor.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 5 Mart – 23 Ağustos
- Mekân: Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi
- Giriş Bilgileri: Pera Müzesi

“Baykam on Picasso: ‘Les Demoiselles Revisited’” Piramid Sanat’ta
Baykam on Picasso: ‘Les Demoiselles Revisited’, Paris’te başlayan ve İstanbul’da yeni bir evreye giren bir sanat diyaloğu kuruyor. Sergi, geçmiş ile bugün, tarihsel referans ile çağdaş üretim arasında kurulan çok katmanlı bir ilişkiye odaklanıyor. Picasso’nun modern sanat tarihindeki kırılma noktalarından biri kabul edilen yaklaşımı, Bedri Baykam’ın yorumuyla yeniden ele alınıyor. Sanatçı, bu seri aracılığıyla farklı kültürel ve tarihsel referansları bir araya getiren alternatif okumalar öneriyor. Sergi, izleyiciyi yalnızca bir sergi deneyimine değil, aynı zamanda düşünsel bir tartışma alanına davet ediyor. Sergiye eşlik eden yaklaşık 250 sayfalık yayında, Işık Üniversitesi Rektörü, Eleştirmen ve Yazar Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın da bir sunuş metni bulunuyor. Kahraman, Baykam’la yaklaşık 50 yılı aşan bir aradalıklarına güzellemede bulunduğu metninde, sanatçının erken dönem işlerinde ve ABD’de yaptığı manifesto ile buna dayalı performansların altını çizerek, ‘maymunların resim yapma hakkı’ tartışmasının günümüzde eskisinden daha da belirgin ve haklı bir yöne gittiğine değiniyor. Baykam bu sergiyi, yakın zaman önce Paris’te açtıktan sonra ilk kez Türkiye’deki sanatseverlerin ilgisine sunuyor. Sergi, Picasso klasiklerine Baykam’ca yapılan gönderme ve kolajlarla ağırlık kazanırken, etkinlikte sanatçının ‘Picasso’nun Avignonlu Kızlar’ına yaptığı jest de bir kolajla öne çıkarılıyor.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 26 Mart – 5 Eylül
- Mekân: Piramid Sanat, Beyoğlu
- Giriş Bilgileri: Piramid Sanat

Arter’den ‘Resimli Tarih’ Gibi Bir Deneme: Yapım Aşamasında
Arter’in yeni grup sergisi, kurumun son 15 yılda ilettiği sergiler kapsamında desteklediği ve bir kısmını koleksiyonuna kattığı üç yüzü aşkın yapıt arasından seçilen eserleri, bu sergiye özgü yeni üretimlerle bir araya getiriyor. Koç Topluluğu’nun 100. yılında, Koç Holding’in katkılarıyla Arter’de düzenlenen serginin ilk bölümünde, 27 sanatçının 39 yapıtı yer alıyor. Serginin Ekim 2026’da ziyarete açılacak ikinci bölümünde, ilk bölümde yer alan eserlerin birçoğu yerini farklı eserlere bırakacak ve bu bağlamda hayata geçirilecek yeni eserler de sergiye dahil edilecek.
Küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği sergi, Arter’in yaratıcı süreçlere alan açan üretim tarihini de görünür kılıyor. Arter’in giriş ve -1. kat galerilerinin yanı sıra, binanın çeşitli işlevlerdeki kamusal mekânlarına yayılan Yapım Aşamasında, uzmanlara göre kitabıyla da bir ‘resimli tarih’ denemesi özelliğini taşıyor.
Sergiye katılan sanatçılar ise şöyle sıralanıyor: Murat Akagündüz, Volkan Aslan, Can Aytekin, Fatma Bucak, Aslı Çavuşoğlu, Nermin Er, Cevdet Erek, Ayşe Erkmen, İnci Furni, Babak Golkar, Deniz Gül, Eric Hattan, Emre Hüner, Gözde İlkin, Ahmet Doğu İpek, Šejla Kamerić, Esen Karol, Ali Kazma, Lucia Koch, Hans Peter Kuhn, Nuri Kuzucan, Füsun Onur, Yasemin Özcan, Sarkis, Serkan Taycan, Canan Tolon, VOID
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 1 Nisan – 14 Mart 2027
- Mekân: Arter
- Giriş Bilgileri: Arter

Portekizli Heykeltıraşın Güncel Mirası İlk Kez İstanbul’da
Miguel A. Rodrigues’in Türkiye’deki ilk kişisel sergisi, Miras başlığı ile Merkür’de izlenebiliyor. Sergi, Portekiz Baroğu’nun mekânsal kurgusu üzerinden açılırken, altının ve oyma ahşabın görkemiyle şekillenen, iktidar ve gösterinin iç içe geçtiği bir barok dünyayı yansıtıyor. Sergi izleyiciye mimarlık ile bezemenin birlikte çalışarak izleyiciyi dinsel ve imparatorluk sembolizmiyle yüklü bir evrene davet ettiği estetik bir düzeni sunuyor.
St. Petersburg’daki Catherine Palace, İstanbul’daki Sakıp Sabancı Müzesi ve Anvers’teki Mayer van den Bergh Müzesi gibi adreslerle işbirlikleri gerçekleştirmiş sanatçı galeriyi bütünüyle kuşatan bir heykelsi ortam olarak kurgularken, altın tonlu formlar, hayali bir kutsal mekânın parçaları gibi alanı dolduruyor. Sergi, barok geleneğin ayırt edici özellikleri olan teatral yoğunluğu ve bezemeci taşkınlığı hatırlatıyor. Sanatçı, tarihsel biçimleri yeniden üretmek yerine, baroğun temel ilkelerini -hareket, ritim, birikim ve simgesel varlık- çağdaş bir heykel diline tercüme ediyor. Böylece sergi, izleyicinin ritüele, otoriteye ve kültürel belleğe göndermelerle yüklü bir atmosfer içinde dolaştığı mekânsal bir deneyime dönüşüyor.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 28 Mart – 2 Mayıs
- Mekân: Merkür
- Giriş Bilgileri: Merkür
Karaköy’de Bir İlk Sergi Daha: Yağmur Yağacak Gibi
SANATORIUM, yeni sergisi ile, 1994 Nairobi, Kenya yurttaşı Agnes Waruguru’nun Yağmur Yağacak Gibi başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, kumaş ve kağıt üzerine üretilmiş işleri, yağmurun, hafızanın ve geçmiş deneyimlerin duygusal manzaralarını araştıran mekâna özgü bir ses yerleştirmesiyle bir araya getiriyor. Etkinlik, suyu birleştirici bir unsur olarak ele alarak Waruguru’nun tekrarlayan motifleri aracılığıyla Nairobi ile İstanbul arasında soyut bir hat kuruyor. Bu hatta yağmur, hem yaşam veren hem de yaşamı silip süpüren, besleyen ve yıkan bir simge olarak öne çıkıyor.
Waruguru’nun pratiği, resim, çizim, heykel, yerleştirme ve yerel tekniklerin bir arada, doğal bir halde var olduğu post-medya bir yaklaşımı taşıyor. Sanatçı, işlerini mekân ve sesle diyaloğa sokarak izleyiciyi çok duyulu bir deneyim alanında düşünmeye ve hatırlamaya çağırıyor.
Sergi, Waruguru’nun kimlik, toplumsal cinsiyet ve ilişkisel ekosistemler üzerine yürüttüğü araştırmayı sürdürürken, kişisel olanla evrensel olanı mecazi ve alegorik stratejilerle harmanlıyor. Sanatçının işleri; organik ile endüstriyelin, görünen ile görünmeyenin, doğa ve insan yaşamının zamansal döngüleri arasındaki bağlantıların izini sürüyor. Kumaş, dokuma ve kağıt üzerine karışık tekniklerle çalışan Waruguru, geleneksel malzemeleri hafızanın, ritüelin ve kolektif bilginin taşıyıcılarına dönüştürüyor. Her bir iş, kuşaktan kuşağa aktarılan jestleri barındırıyor; ev içi ve ailevi pratikler sembolik dünyalar halinde genişliyor.
Waruguru İstanbul sergisi izleyicinin mekân, hareket ve algıyla aktif biçimde ilişki kurduğu bütüncül bir alan yaratıyor. Etkinlikte Rumina işbirliğiyle üretilen ve saha kayıtlarından oluşan ses yerleştirmesi, izleyiciyi içine alan fiziksel ve şiirsel bir atmosfer kuruyor; sergi boyunca yayılarak kumaş ile kağıt üzerindeki işleri duyusal ve tefekküre dönük bir ortama taşıyor. Sergi izleyenleri doğa ritimlerinin, çocukluktan gelen yankıların ve ekolojik yaşam izlerinin kesiştiği bir dünyaya davet ediyor.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 8 Nisan – 16 Mayıs
- Mekân: Sanatorium
- Giriş Bilgileri: Sanatorium

Anna Laudel İstanbul’dan İki Yeni Sergi Birden
Bodrum, Düsseldorf ve İstanbul’da güncel sanatı ziyaretçilerin ilgisine sunan uluslararası kurum Anna Laudel, İstanbul Tophane’deki mekânında halen Cansu Yıldıran imzalı eserlere 19 Nisan’a kadar yer vermeye devam ediyor. Ancak kuruluşun yeni projelerinde, mayıs sonuna dek yer alacak soyut işleriyle Alman çağdaş sanatçı Mathias Hornung ve Oğulcan Kuş yer alıyor. Bu iki isimden Hornung’un yapıtları dijital kültür ve modern sanat ile sembolizmin kapsamı üzerine deneysel, renkçi, grafik ve eleştirel bir tavır ortaya koyuyor.
Liseden mezun olduktan ve makine mekaniği alanında çıraklık eğitimini tamamladıktan sonra, Hornung 1988-1993 yılları arasında Stuttgart-Weissenhof’taki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Peter Grau ve Jürgen Rose ile sahne ve kostüm tasarımı eğitimi almış bulunuyor. Sanatçı 1992’den beri Berlin’de yaşıyor ve çalışıyor. 2004-2007 yılları arasında Kanada, Kosta Rika, Elba/İtalya ve Endonezya’da çalışan ressam, Fransa, ABD, Kanada, Belçika, Avusturya ve Güney Afrika’da sergiler açmış bulunuyor.
1993 İstanbul doğumlu Oğulcan Kuş ise, 2017’den bu yana yine aynı şehirde yaşamı ve çalışmalarını sürdürüyor. 2015’te Marymount Manhattan College’da Stüdyo Sanatları ve İletişim bölümlerinden mezun olan Kuş’un kişisel sergileri arasında The American Daydream (Art at Viacom Residency, New York, 2017), Gel Gör (Antonina Sanat Galerisi, İstanbul, 2018), Of Gestures and Shadows (Black Diamond Gallery, New York, 2020) sayılabiliyor. Kuş’un yapıtları, renkçi, geometrik, simetrik, matematik ve aynı anda güncel ama folklorik bir tavrın araştırma alanı olarak ziyaretçinin ilgisine sunuluyor.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 10 Nisan – 31 Mayıs
- Mekân: Anna Laudel İstanbul
- Giriş Bilgileri: Anna Laudel İstanbul

Günlük Hayatın Durgun ve Sakin Anları Pi Artworks’de
Pi Artworks İstanbul, Özer Toraman’ın Sessiz Diyalog başlıklı kişisel sergisinde, yeni eserlerinin yanı sıra, ilk kez bir enstalasyona da yer veriyor. Sergi günlük hayatın gürültüsü içinde genellikle fark edilmeyen durgun ve sakin anlara odaklanıyor. Etkinlik ışık, renk ve mekânsal yapılar aracılığıyla, insanların doğayla ve kendi iç dünyalarıyla kurdukları sözsüz ilişkiyi ele alıyor. Resimler, Toraman’ın titizlikle kurgulanmış, neredeyse fotoğrafik kompozisyon yaklaşımını ve pratiğinde öne çıkan güçlü renk kullanımını sürdürüyor. Sanatçının üretiminde belirleyici bir unsur olan ışık, bu sergide hem mekânı hem de figürü oluşturan temel bir yapı olarak ön plana çıkıyor. Yoğun mavi gökyüzü ve güneş yansımaları, kompozisyonlarda zamansal bir askıda kalma hissi yaratarak, figür ile çevredeki boşluk arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor.
Serginin merkezindeki enstalasyon, sanatçının pratiğinde önemli bir genişlemeyi temsil ediyor. Yeşil bir zemin üzerinde karşılıklı yerleştirilmiş iki sandalye, resimlerden çıkıp galerinin fiziksel alanına girmiş gibi görünüyor. Bu yerleşim, resmin iki boyutlu dünyasından izleyicinin bulunduğu alana bir geçiş önerirken, aynı zamanda izleyiciyi bu sessiz karşılaşmanın bir parçası olmaya davet ediyor. Boş sandalyeler hem bir buluşma olasılığına hem de paylaşılan bir sessizliğe işaret ediyor.
Sanatçı, sergiye yaklaşımını şu sözlerle ifade ediyor:
“Sessiz Diyalog, anlam üretmeye çalışan bir anlatı sunmuyor; bunun yerine, anlam arayışının askıya alındığı bir alan öneriyor. Burada bakmak ve duraklamak yeterli. Resimler cevap vermek yerine bekliyor; açıklama yapmaya çalışmak yerine sessiz kalıyorlar. Bizi bakmak ve görmek, duymak ve hissetmek arasında ince bir çizgide yürümeye davet ediyor ve en derin diyalogların kelimelerin tamamen çekildiği yerde başladığını hatırlatıyor.”
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 5 Mart – 2 Mayıs
- Mekân: Pi Artworks İstanbul
- Giriş Bilgileri: Pi Artworks İstanbul

Urgut’un Ses, İmge ve Kültür Kavşağındaki Sergisi
İstanbul Taksim Meydanı bölgesinde Daryo Beskinazi idaresinde hizmet veren x-ist, yapıtlarının birçoğu büyük ilgi gören çok yönlü güncel sanatçı Burcu Urgut’un Khet sergisine kapılarını açık tutuyor. Kuruluş, sanatçının eserlerini kamuoyu ile paylaşırken şu ifadeleri kullanıyor:
Khet, yazıdan önceye ait bir sesin bugünde aldığı biçimi düşünmek için ortaya çıkar. Telaffuz edildiği anda eksilen, kayda geçtiğinde geriye yalnızca tortusunu bırakan bu ses, Burcu Urgut’un pratiğinde bir imgeye değil, bir eşiğe dönüşür. Sanatçı resmi temsil edilen bir sahne olarak değil; varlık ile yokluk, hareket ile durma, ses ile iz arasındaki gerilimin yüzeyi olarak kurar
Urgut’un üretimi sinema, animasyon ve çizgiyle birlikte kurduğu kendine özgü bir zaman anlayışına dayanır. Bu üretimde tek bir hikâye akmaz; zaman kesilir, katmanlara ayrılır ve farklı anlar aynı yüzeyde buluşur. 19. yüzyıl gravürlerini hatırlatan çizgisel dil geçmişe gönderme yapmak için değil; zamanı yavaşlatmak ve askıya almak için kullanılır. Böylece farklı dönemlere ait görüntüler yan yana gelir, kronolojik bir düzen yerine üst üste biriken bir bellek duygusu oluşur.
Eserlerde görülen mimari öğeler, ritüeller ve gündelik hayata ait sahneler sabit anlamlar taşımaz. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Levant’tan Mısır’a uzanan kültürel izler bir hikâye kurmak yerine ortak bir eşikte buluşur. “Khet” kelimesi de bu eşiği tarif eder; Türkçedeki “ket” ile Sami dillerindeki “khet”te bulunan durma, kesilme ve mühürlenme anlamı, sanatçının yüzeyinde görsel bir karşılık bulur. Bu eserler ilerleyen sahneler değil, izleyiciyi yavaşlamaya ve durmaya davet eden alanlardır.
Urgut’un çalışmaları, bakıp geçilecek görüntüler sunmaz; zamanın katmanlarını hissettiren, dikkatle izlenmesi gereken yüzeyler önerir. Khet, sesin görüntüye dönüşmeden önceki halini ve bellekte bıraktığı izi hatırlatan bir metafor olarak serginin merkezinde yer alır.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 5 Mart – 11 Nisan
- Mekân: x-ist
- Giriş Bilgileri: x-ist
Ankara’dan Resim ile Fotoğrafın Taze İşbirliği
Ka ve Galeri Siyah Beyaz, iki mekânda eş zamanlı açılan Güneş Hiç Gölge Görmedi başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Oğuz Karakütük ve Umut Sur’un ortak küratörlüğünde kurgulanan sergi, fotoğraf ve resim arasında bir diyalog kurmayı hedefliyor.
İki mekâna yayılan ancak tek bir anlatı olarak düşünülen yapısıyla sergi, görüntünün üretimi ve okunması üzerinden iki medyum arasındaki sınırları, geçişleri ve kör noktaları görünür kılmayı amaçlıyor. Fotoğrafın “kayıt”, resmin ise “yorum” olarak kodlandığı yerlerde oluşan gerilimi, taklit, ödünç alma, müdahale ve melezleşme üzerinden yeniden düşünmeye davet eden sergi, medyumların karşıtlığından çok, birbirine sızdığı ve birbirini dönüştürdüğü alanla ilgileniyor.
Sergiye eserleriye katılan isimler ise, şöyle sıralanıyor: Deniz Aktaş, Ayşe Aydoğan, Yoann Bac, Mustafa Boğa, Burçak Bingöl, Rachelle Bussières, Erdem Çolak, Máté Dobokay, Ece Erbil, Görkem Ergün, Ahmet Elhan, Vittoria Gerardi, Yusuf Günler, Mehmet İçöz, Rebuar Rezzak İlge, Gülnihal Kalfa, Murat Kahya, Onur Kaymak, Kayahan Kaya, Sıtkı Kösemen, Ali Kotan, Doruk Kumkumoğlu, Alix Marie, Murathan Özbek, Metehan Özcan, Ardan Özmenoğlu, Argun Okumuşoğlu, Ayline Olukman, Thomas Paquet, Alina Saranti, Anıl Saldıran, Kaan Sezgin, Yusuf Murat Şen, Esat Tekand, Erdem Varol, Begüm Yamanlar, Pınar Yolaçan, Tereza Zelenková.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 3 Nisan – 2 Mayıs
- Mekân: Siyah Beyaz + Ka
- Giriş Bilgileri: Siyah Beyaz + Ka

Şehrin Genleri’ni Görünür Kılan İmgeler
Fahrettin Örenli’nin Şehrin Genleri adlı sergisi, artSümer’de yer alıyor. Güney Kore çıkışlı sanat tarihçi ve eleştirmen Ji Yoon Yang’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi hakkında küratör Yang, şöyle bir metin kaleme alıyor:
“Örenli’nin sergisi, ekolojik bir bakış açısıyla şehrin organizmasını ve damarlarından akan sermayenin mekanizmasını inceliyor. Amsterdam, İstanbul ve Seul arasında gidip gelen yolculuğu, Türk lirasının çöküşü gibi bireysel ekonomik krizlerin ötesinde, sermayenin sömürgeci genişlemesinin neden olduğu küresel Güney’in kaynak yağmalanmasını ve ekolojik boğulmasını keskin bir şekilde yakalıyor.
Ancak bu üç şehir, bu hikâye içinde de, aynı konumda değil. Seul, aynı anda kaynakları emen ve yayan karmaşık bir ekolojik konuma sahip ve Örenli’nin bakışı oraya indiğinde, ortaya çıkan şey bir dayanışma anlatısından ziyade, daha rahatsız edici bir suç ortaklığı sorusu oluyor.”
Sergide Örenli’nin video ve resimlerden ibaret ‘Parçacıklar’ dizisinin yanı sıra, ‘Son Sinyal’, ‘Şehir Ağacı’, ‘Kayıp Ruh Toplayıcısı’ ve ‘Ağacın Bilgisini Taşıyan Adam’ gibi çalışmalar da izlenebiliyor.
Seul’deki Loop adlı alternatif güncel sanat mekânının direktörü olan Yang’ın emeğiyle zenginleşen sergide ayrıca, sanatçının ‘Parçacıklar’ ile ‘Aklın Baloncukları’ gibi farklı işleri de görülebiliyor.
Sergiyi Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 28 Mart – 30 Nisan
- Mekân: artSümer
- Giriş Bilgileri: artSümer
ÖktemAykut’ta Disiplinler Ötesi Festival
Güncel sanatın taze ve alışıldık adreslerinden Öktem Aykut, nisan ve mayıs aylarını farklı canlı ve kamusal projelere ayırmayı tercih etti. Bu kapsamda kurumda Nisan ayı boyunca – tarih sırasıyla ve çoğunlukla saat 20:00’de başlamak üzere – Dolapdere Noise Orchestra (04.04), ‘Sen Balık Değilsin ki’ projesiyle Çıplak Ayaklar Kumpanyası (11.04), ‘Tristan’dan Âşık Veysel’e’ projesiyle Ozan Karagöz (14.04), ardından Koray Kantarcıoğlu ve Age Reform projesi (16.04), daha sonra Grup Ses ve Gökalp Kanatsız (17.04) ile, bunu takiben ‘Dalgakıran’ çalışması ile Craft Tiyatro izlenebilecek. (17.04) Ardından ajandaya baktığımızda izleyiciler 25 Nisan’da Berke Can Özcan’ın Solo projesini, daha sonra ise 29 Nisan’da Tiyatro Nok’un ‘Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’ çalışması ÖktemAykut’un konuğu olacak. Bunu 30 Nisan’da Artalan Kolektif’in Yıldız projesi izlerken, kurumda 2 Mayıs akşamı ise Ahmet Ali Arslan sahne alacak.
Ziyaret Etmek İçin Detaylar
- Tarih: 4 Nisan – 2 Mayıs
- Mekân: ÖktemAykut
- Giriş Bilgileri: ÖktemAykut


