Mücevher Koleksiyonlarının Sanatsal Değerinin Yükselişi - ArtDog Istanbul
Georges Fouquet Art Deco Çok Taşlı ve Mine İşlemeli Kelepçe Bilezik (1925). Fotorğaf: Christie's.

Mücevher Koleksiyonlarının Sanatsal Değerinin Yükselişi

Christie’s’in geçen yıl düzenlediği mücevher müzayedesi Jewels as Art, sanat eseri niteliğindeki mücevherleri koleksiyonerlerin beğenisine sundu. Van Cleef & Arpels, Cartier, Bulgari ve Suzanne Belperron’un nadide parçalarından oluşan seçkinin satışı, mücevher koleksiyonerliğine olan ilgiye dair okuma yapmamıza imkan tanıması açısından önemliydi.

Christie’s Müzayede Evi’nin geçtiğimiz yıl düzenlediği Jewels as Art: Magnificent Jewels from a Private Collection isimli müzayedesi, mücevher piyasasında önemli bir değişimin sinyallerini veriyordu. Öyle ki, müzayedede yer alan parçaların toplam satış değerleri beklentilerin üzerine çıkarak, koleksiyon mücevherlerine olan talebin somut bir göstergesi oldu.

Müzayedenin en çarpıcı yönü, Suzanne Belperron imzalı 15 parçalık seçkiydi. 1900 yılında Fransa’da doğan  Suzanne Belperron 20.yy’ın en önde gelen mücevher tasarımcılarından biriydi.  Belprron’un müşterileri arasında kraliyet ailesinden isimler, sanatçılar ve kültürel figürler vardı. Belperron’un kişisel koleksiyonundan gelen üç parçanın da yer aldığı bu grup, tasarımcının 1930’lardan 1970’lere uzanan benzersiz stilini yansıtıyordu. Özellikle efsanevi moda editörü Diana Vreeland’in koleksiyonundan gelen ‘Facetté’ Kelepçe Bilezik’in 200,000-300,000 dolar olan tahmini değerinin üzerinde alıcı bulması, vintage tasarımcı mücevherlerine olan ilginin artışının en önemli örneklerinden biri oldu.

Uzmanlar, özellikle imzalı vintage mücevherlerin önümüzdeki yıllarda değer artışına devam edeceğini öngörüyor. Bu öngörü, son beş yılda gerçekleşen müzayede sonuçlarıyla da destekleniyor. Belperron, Cartier ve JAR gibi önemli imzaların eserleri, hem koleksiyonerler hem de müzeler tarafından giderek daha fazla talep görüyor.

Suzanne Belperron’un İkonik ‘Tube’ Bileziği (1948). Fotoğraf: Christie’s.

Mücevher Koleksiyonerliği Nereye Gidiyor?

Christie’s’in satışa çıkardığı bu seçki , mücevherlerin yalnızca birer aksesuar değil aynı zamanda birer sanat eseri olarak görüldüğünü kanıtlıyor. Koleksiyon farklı tasarımcıların ve markaların zamansız estetik anlayışlarıyla şekillenen mücevherlerden oluşuyordu. Van Cleef & Arpels’in 1930’lara ait, zümrüt ve pırlantalarla tasarlanmış bilekliği, Suzanne Belperron’un organik ve modern formlarını yansıtan tasarımları, Bulgari’nin cesur renk paletleriyle öne çıkan safir ve pırlanta kolyesi gibi nadir parçalar, en dikkat çekici örnekler arasındaydı. 5 milyon dolarlık bir pembe pırlanta yüzük, koleksiyonun en çok konuşulan  parçası oldu.

Koleksiyonun çeşitliliği, mücevher yatırımcılarına yeni bir bakış açısı sundu. 19. yüzyıldan kalma gül kesim Antik Pırlanta Rivière Kolye’den (70,000-100,000 dolar), Cartier imzalı Art Deco Pırlanta ve Mercan Bilezik’e (300,000-500,000 dolar) uzanan geniş yelpaze, farklı dönemlerin tasarım dilini bir araya getirdi. Bu çeşitlilik, mücevher koleksiyonerlerinin artık tek bir döneme veya stile bağlı kalmadığını gösteriyor.

Suzanne Belperron’un İkonik ‘Facetté’ Bileziği (1934). Fotoğraf: Christie’s.

Mücevherlere Olan İlgi Sanat Eserlerine Yaklaşıyor mu?

Çağdaş mücevher tasarımının öncülerinden JAR’ın ‘Kirpi’ Küpeleri (100,000-150,000 dolar) gibi modern parçaların da ilgi görmesi, koleksiyonerlerin tasarıma olan ilgisinin de arttığını ortaya koydu. Bu durum, mücevher koleksiyonerliğinin canlı ve gittikçe evrim geçiren yapısını da vurguluyor.

Bu müzayedenin piyasaya etkisi halen devam ediyor. Önde gelen müzayede evleri, benzer nitelikteki koleksiyonları pazara sunmak için daha seçici davranırken, koleksiyonerler de alımlarında tasarım değeri ve tarihsel önemi ön planda tutuyor. Örneğin, son dönemde gerçekleşen diğer mücevher müzayedelerinde de tasarımcı imzalı parçaların değerinde belirgin bir artış gözlemlemek mümkün.

Bulgari ‘Kilim’ Çok Taşlı ve Pırlantalı Bilezik. Fotoğraf: Christie’s.

Bir Yatırım Aracı Olarak Mücevherler

Yukarıda bahsettiğimiz gelişimler  mücevher koleksiyonerliğinin yatırım potansiyelini de yeniden şekillendiriyor. Artık koleksiyonerler, sadece değerli taş ve metallerin maddi değerine değil parçaların tasarım öyküsüne, tarihsel önemine ve sanatsal değerine de yatırım yapıyor. Özellikle belli dönemlerin veya tasarımcıların peşine düşerek onları koleksiyonlarına katmak için yarışıyorlar. Bu yaklaşım, mücevher piyasasında daha sofistike bir alıcı profilinin oluşmasına da katkıda bulunuyor.

Mücevher koleksiyonerliğindeki bu dönüşüm, sanat piyasasının genelinde gözlemlenen eğilimlerle de paralellik gösteriyor. Tıpkı çağdaş sanat eserlerinde olduğu gibi, mücevherlerde de tasarımcının vizyonu ve eserin yaratım süreci, değer belirlemede kilit rol oynuyor. Piyasadaki bu önemli değişimi yakalamak ve gelecekteki alıcı-satıcı ve yatırımcı profillerini şimdiden öngörebilmek adına bu müzayedenin iyi okumayı bilenler için söyledikleri oldukça fazla.

Previous Story

Taviloğlu’nun “Bir Koleksiyoner Hikâyesi” Devam Ediyor

Next Story

Daha Dengeli Bir Sanat Piyasası Mümkün mü?

0 0,00