Louvre Abu Dhabi, National Museum of Qatar, Guggenheim Abu Dhabi… Körfez coğrafyasında son yıllarda müzeler, yalnızca sergi mekânları olarak değil, devletlerin kültürel iddialarını görünür kılan simgesel yapılar olarak yükseliyor. Bölge ülkeleri, dünyanın en tanınmış mimarlarının imzasını taşıyan giderek daha görkemli müzeler inşa ederek küresel kültür sahnesinde yer açmaya çalışıyor. Mimarlığın markalaşmış dilleriyle güçlenen bu süreç, çağdaş sanatı bölgenin kültür politikalarında yeni bir prestij, temsil ve görünürlük alanı olarak konumlandırıyor.
Ancak bu dönüşüm yalnızca mimarlarla sınırlı değil. Koleksiyonerler, küratörler, müzayede evleri, galeriler ve vakıflar da Körfez’de şekillenen bu yeni sanat ekosisteminin asli aktörleri arasında yer alıyor. Ekonomik gücün belirleyici rolü, bölgedeki sanat ortamının ölçeğini ve sınırlarını çizerken, bu görünümün izini sürdüğümüzde özellikle Katar’ın kültürü uluslararası bir vitrin olarak konumlandırma konusunda erken ve stratejik adımlar attığı görülüyor. Nitekim 2008’de Doha’da açılan ve modern mimarlığın önemli isimlerinden I. M. Pei’nin imzasını taşıyan Museum of Islamic Art, bugün üç kıtaya yayılan İslam coğrafyasından seramikler, el yazmaları, tekstiller ve metal işlerden oluşan koleksiyonuyla dünyanın en kapsamlı İslam sanatı müzelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Ulusal Anlatıdan Küresel Kırılmaya
Bu hattın devamında, yine Doha’da 2010 yılında kapılarını açan ve Jean-François Bodin tarafından tasarlanan Mathaf: Arab Museum of Modern Art, 1840’lardan günümüze uzanan Arap modern ve çağdaş sanatını odağına alan ilk büyük bölgesel müze olarak konumlanıyor. Mathaf, yalnızca bir koleksiyon mekânı değil; Arap dünyasının sanatsal üretimini kendi tarihsel sürekliliği içinde ele alan, merkez-çevre ilişkilerini yeniden düşünmeye davet eden bir anlatı alanı sunuyor. Museum of Islamic Art ile birlikte düşünüldüğünde bu iki yapı, Körfez’de müzeyi yalnızca sergileme işleviyle sınırlamayan; onu kimlik inşası, kolektif hafıza ve kültürel temsilin aktif bir aracı olarak konumlandıran yaklaşımın erken ve belirleyici örnekleri arasında yer alıyor.
Ne var ki Körfez’de devlet destekli biçimde hız kazanan bu sanat ortamının ölçeği ve dili, 2017’de Jean Nouvel’in imzasıyla açılan ve Arap dünyasının “ilk evrensel müzesi” olarak tanımlanan Louvre Abu Dhabi ile belirgin bir eşik aşıyor. Batı merkezli kurumlarla kurulan doğrudan iş birlikleri, güçlü diplomatik çerçevesi ve küresel marka değeri sayesinde Louvre Abu Dhabi, yalnızca bir müze değil; Körfez’i dünya sanat haritasında farklı bir konuma taşıyan stratejik bir kırılma noktası olarak öne çıkıyor.

Louvre Abu Dhabi
Birleşik Arap Emirlikleri / Abu Dabi
Körfez’de kurulan Batı merkezli kültürel ortaklıkların ilk ve en belirleyici örneği Louvre Abu Dhabi… Yalnızca Louvre adının lisanslanmasıyla yetinmeyen; British Museum gibi Batılı kurumlar, bağımsız danışmanlar ve küratöryal ağlar aracılığıyla müze altyapısından sergi tasarımına uzanan kapsamlı bir model kuran bir yapı. Bu yüzden Louvre Abu Dhabi’yi, Abu Dabi’nin küresel kültür sahnesine attığı adımın; hatta Batı ile Körfez arasında kurulan yeni bir kültürel diplomasinin başlangıç noktası olarak okumak yanlış değil. Gelin, biraz yaklaşalım.
Müze, Saadiyat Adası’nda yaklaşık 27 milyar dolarlık dev bir turizm ve kültür kompleksinin yalnızca bir ayağı. Temeli 2007’de atılan, on yıla yayılan bir inşaat sürecinin ardından 11 Kasım 2017’de kapılarını açan yapı; adada planlanan beş büyük müze projesinin ilki ve hiç şüphesiz bugün Körfez’deki çağdaş müze hamlesinin en güçlü kıvılcımı. Açılışı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un katılımıyla yapılan müze, ilk yılında 1 milyon ziyaretçiyi ağırladı; bu ziyaretçilerin yaklaşık yüzde 60’ı yabancıydı. Pritzker Mimarlık Ödülü sahibi Jean Nouvel’in imzasını taşıyan yapı, ışık ve gölge üzerine kurulu, Arap kent dokusunun çağdaş bir yorumu olarak tasarlanmış bir müze şehri. Sekiz katmanda iç içe geçen 7.850 metal yıldızdan oluşan dev kubbe, iç mekânlara “ışık yağmuru” olarak adlandırılan o yumuşak aydınlığı bırakıyor. Müze mimarisinin suyla, gökyüzüyle ve iklimle kurduğu ilişkiyi Nouvel şu sözlerle anlatıyor:
“Ben bunu bir vaha olarak görmüyorum. Arap motiflerini iç içe geçiren karmaşık bir geometri… Işık burada yağmur gibi düşüyor. Işıkla su arasında hareketli bir ilişki kurmak istedim.”
Arap dünyasında evrensel bir müze yaratma iddiası Louvre Abu Dhabi… Bugün müzenin kalıcı koleksiyonunda 600’ün üzerinde eser bulunuyor. Koleksiyon, tarih öncesinden günümüze uzanan bir hat üzerinde; antik arkeolojik buluntulardan çağdaş enstalasyonlara açılıyor. Fransa ile imzalanan hükümetler arası anlaşma kapsamında, ortak müzelerden ödünç alınan eserler de burada sergileniyor. Musée du Louvre, Centre Pompidou, Musée d’Orsay, Musée de l’Orangerie, Musée du Quai Branly, Versailles, Guimet, Musée Rodin, Chambord ve daha birçok kurumun her yıl gönderdiği başyapıtlar, koleksiyonu canlı ve değişken tutuyor. Ziyaretçi, 23’ü galeri olmak üzere 55 yapının sokaklar, avlular ve teraslarla birbirine bağlandığı bu yerleşimde dolaşırken zaman ve coğrafya arasında beklenmedik bağlarla karşılaşıyor. Louvre Abu Dhabi’nin sergi dili tam da burada devreye giriyor: uzak görünen medeniyetler arasında kurulan ilişkiler; kronolojik ama aynı zamanda tematik bir akış; sessiz bir hikâye anlatımı. Guardian’ın sanat eleştirmeni Jonathan Jones’un da işaret ettiği gibi, “kültürel tarihte bir dönüm noktası.” Bugün Louvre Abu Dhabi, mimarisiyle olduğu kadar koleksiyon yapısı ve sergi diliyle de Körfez ülkelerinin kültürü yeni bir prestij ve küresel temsil alanı olarak konumlandırma arzusunun en görünür simgesi…

National Museum of Qatar (NMoQ)
Katar / Doha
Dışarıdan bakıldığında, çölün ortasında kendiliğinden oluşmuş dev bir kristal kümesini andırıyor National Museum of Qatar… Bu heykelsi yapının ardında da yine Jean Nouvel’in imzası var. 2019’da Doha’da açılan müze, ilhamını Katar çöllerinde doğal olarak oluşan çöl gülü kristallerinden alıyor. Üst üste binen yüzlerce diskten oluşan cephe, bakış açısına göre değişen bir form sunarken yapıyı mimari bir nesneden çok doğal bir oluşum gibi gösteriyor. Mimari kurgu, “yeni” olanı öne çıkarmaktan ziyade, yapının merkezine yerleştirilen Eski Emir Sarayı etrafında şekilleniyor. 20. yüzyıl başına tarihlenen bu yapı, Katar’ın tarihsel sürekliliğini temsil eden fiziksel bir çekirdek olarak korunurken müze anlatısı geçmişle bugünü aynı mekânda buluşturuyor.
Müzenin koleksiyonu ise Katar’ın binlerce yıla yayılan tarihini arkeolojik buluntular, etnografik objeler, arşiv belgeleri ve çağdaş üretimler üzerinden aktarıyor. İnci dalışına dayalı denizcilik kültürü, Bedevi yaşam pratikleri ve petrol öncesi toplum yapısı; multimedya anlatılar ve sözlü tarih kayıtlarıyla birlikte sunuluyor. Bu tarihsel çerçevenin içine yerleştirilen çağdaş Katarlı sanatçıların mekâna özgü işleri, anlatıyı bugüne bağlayan güncel bir katman oluşturuyor. Böylece National Museum of Qatar, yalnızca geçmişi sergileyen bir kurum değil, ulusal kimliği deneyim üzerinden yeniden kuran bir anlatı mekânı olarak konumlanıyor.

Guggenheim Abu Dhabi
Birleşik Arap Emirlikleri / Abu Dabi
Minneapolis’teki Weisman Art Museum, Los Angeles’taki Walt Disney Concert Hall ve Bilbao’daki Guggenheim Museum Bilbao gibi ikonik yapıların mimarı, geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Frank Gehry’nin imzasını taşıyan Guggenheim Abu Dhabi, ünlü mimarın son büyük kültür yapısı olarak da dikkat çekiyor. İlk kez 2006’da duyurulan, 2011’de inşaatına başlanan proje, çeşitli nedenlerle uzun yıllar ertelendi. Pandemi ve bölgesel koşulların ardından çalışmalar 2019’da yeniden hız kazandı. Richard Armstrong, müzenin 2026’da kapılarını açmasının hedeflendiğini açıklarken yapıyı Gehry’nin “geç dönem başyapıtı” olarak tanımlıyor.
Saadiyat Adası’ndaki Kültür Bölgesi içinde konumlanan Guggenheim Abu Dhabi, yaklaşık 80.000 m²’lik toplam alanıyla Guggenheim ağının en büyük müzesi olacak. Yapı, Gehry’nin heykelsi dilini Körfez coğrafyasına uyarlayan asimetrik koniler ve silindirik hacimlerden oluşuyor. Dış cephedeki bu konik formlar, Birleşik Arap Emirlikleri’nin geleneksel rüzgâr kulelerinden esinleniyor; hem doğal havalandırmaya katkı sağlıyor hem de iç ve dış sergi alanlarına girişler olarak işlev görüyor.
Müze, 28 galeriye ek olarak avlular, meydanlar ve teraslara yayılan, toplamda 23.000 m²’ye ulaşan açık hava sergi alanlarıyla kapalı bir müze olmaktan çok, açık mekâna yayılan bir sergi yerleşimi olarak kurgulanmış. Programda ayrıca bir sanat ve teknoloji merkezi, çocuklara yönelik eğitim alanları, arşivler, kütüphane ve bir konservasyon laboratuvarı yer alıyor.
Guggenheim Abu Dhabi’nin koleksiyonu, 1960’lardan günümüze uzanan modern ve çağdaş üretimleri kapsıyor. Batı Asya, Kuzey Afrika ve Güney Asya’ya özel bir vurgu yapan bu kurgu, çağdaş sanatın küresel ve kültürlerarası doğasına yanıt vermeyi amaçlıyor. Yetmişten fazla ülkeden 400’ün üzerinde sanatçıya ait 900’ü aşkın eser, küresel modernizmi çok merkezli bir perspektiften okumaya davet ediyor. Geçici sergi programları ise bireysel sanatçı kariyerlerinden tematik okumalara uzanan bir çerçevede planlanıyor.
Müze, Abu Dabi Kültür ve Turizm Departmanı ile Solomon R. Guggenheim Foundation iş birliğiyle işletilecek. Bu ortaklık, Guggenheim Abu Dhabi’yi yalnızca bir sergi mekânı değil; araştırma, eğitim ve kültürel diyalog için bir platform olarak konumlandırmayı hedefliyor. Saadiyat Kültür Bölgesi’nde Louvre Abu Dhabi, Abrahamic Family House ve yakında açılması planlanan Zayed National Museum ile birlikte konumlanan Guggenheim Abu Dhabi, Körfez’in küresel çağdaş sanat mimarisindeki en iddialı halkalardan biri olarak öne çıkıyor. Uzun ertelemelerin ardından, Gehry’nin çölde kalan bu son büyük müzesinin 2026’da kapılarını açması planlanıyor.

teamLab Phenomena Abu Dhabi
Birleşik Arap Emirlikleri
Saadiyat Kültür Bölgesi’nde 2025’te kapılarını açan teamLab Phenomena Abu Dhabi, Körfez’de müze kavramını dijital deneyim üzerinden yeniden tanımlayan en güncel örneklerden biri. Japon sanat kolektifi teamLab’e adanan bu mekân, klasik anlamda bir koleksiyona değil; sanat, teknoloji ve doğa arasındaki ilişkiyi merkeze alan etkileşimli deneyimlere dayanıyor.
Yaklaşık 17.000 m²’lik alana yayılan yapı, Abu Dabi merkezli MZ Architects tarafından teamLab’in enstalasyonlarıyla eş zamanlı olarak tasarlandı. Mimari, sergileri barındıran bir kabuk olmaktan çok, işlerin parçası hâline gelen bir organizma gibi çalışıyor. Aynasız, penceresiz, beyaz ve akışkan cephe; içerideki karanlık, duyusal mekânlara geçişi bilinçli olarak keskinleştiriyor.
Müzede ziyaretçiler, kelebek sürülerinin duvarlarda dağılıp yeniden birleştiği, ışık kolonlarının mekân boyunca hareket ettiği ya da su yüzeyinde titreşen nesnelerin dokunuşla tepki verdiği çok duyulu dijital enstalasyonların içine giriyor. Eserler sabit değil; izleyicinin hareketi, mekânın sıcaklığı ve sesle birlikte sürekli dönüşüyor. Bu nedenle teamLab Phenomena, izlenen bir sergiden çok, bedenle deneyimlenen bir ortam sunuyor.

Zayed National Museum
Birleşik Arap Emirlikleri / Abu Dabi
Saadiyat Adası’ndaki Kültür Bölgesi’nin kalbinde konumlanan Zayed National Museum (ZNM), Birleşik Arap Emirlikleri’nin ulusal anlatısını küresel müze diliyle buluşturan en kapsamlı kurum olarak Aralık 2025’te kapılarını açtı. Ülkenin kurucu lideri Şeyh Zayed bin Sultan Al Nahyan’a adanan müze, BAE’nin tarihini, kültürünü ve toplumsal dönüşümünü anlatan ilk büyük ulusal müze olma özelliğini taşıyor.
Müze, Pritzker ödüllü mimar Norman Foster ve stüdyosu Foster + Partners tarafından tasarlandı. ZNM’nin en ayırt edici mimari unsuru, dış cephede yükselen ve şahin kanatlarını çağrıştıran beş devasa kule. Yüksekliği 83 ile 123 metre arasında değişen bu heykelsi kuleler, yalnızca simgesel bir jest değil; aynı zamanda binanın doğal havalandırmasını sağlayan termal bacalar olarak işlev görüyor. Çöl tabanından çekilen serin hava kuleler aracılığıyla yapının içine yönlendirilirken, sıcak hava yukarı doğru çekilerek iç mekânın doğal yolla soğutulması sağlanıyor.
Yaklaşık 56.000 m²’lik alana yayılan müze, kapsül biçiminde tasarlanmış ve ana hacmin içinde havada asılı gibi duran galerilerden oluşuyor. Bu kapsüller, üstten süzülen doğal ışığın mekân içinde dolaşmasına izin verirken Foster’ın deyimiyle ziyaretçiye ölçek duygusunun kademeli olarak değiştiği bir dolaşım deneyimi sunuyor. ZNM’nin kalıcı koleksiyonunda üç bini aşkın eser bulunuyor; bunların yaklaşık bin beş yüzü sergileniyor. BAE ve Arap Yarımadası’nın 300 bin yıllık tarihini odağına alan müze, Louvre Abu Dhabi ve yakında açılacak Guggenheim Abu Dhabi ile birlikte Körfez’in kültürel güç mimarisinin ulusal anlatı ayağını temsil ediyor.

King Abdulaziz Center for World Culture (Ithra)
Suudi Arabistan / Dahran
2018’de açılan Ithra, Suudi Arabistan’da kültür ve öğrenimi kamusal ölçekte bir araya getiren en kapsamlı yapılardan biri. Norveç merkezli mimarlık ofisi Snøhetta imzalı yapı, çöl peyzajından yükselen çakıl taşı benzeri kütleleriyle güçlü bir mimari simge oluşturuyor; 110 metreye ulaşan ana kule, yere oturan ve askıda duran hacimlerle birlikte bütüncül bir kompozisyon kuruyor. Merkezde yer alan müze ve arşiv, ülkenin kültürel belleğini geçmişten bugüne uzanan bir zaman çizgisiyle ele alırken; kütüphane, sergi salonları, oditoryum ve sinema yapının kamusal programını genişletiyor. Kültürel bağımlılık fikrinden beslenen mimari kurgu, geçmişin zemine gömülü katmanlarıyla geleceğe uzanan formları aynı yapı içinde buluşturuyor.

32. Sayı şimdi basılı ve dijital versiyonuyla satışta.
Basılı dergi siparişiniz 5-7 iş günü içerisinde adresinize teslim edilir. Dijital sayı siparişiniz ise e-posta adresinize PDF olarak gönderilir.


