2026 yazında Port Alaçatı’daki Nonna Private’ta kapılarını açan L+S Contemporary, Lal Ösen ve Selmin Ösen tarafından kurulan bağımsız bir sanat ve kürasyon stüdyosu. İlk programını farklı kuşaklardan Türkiye’den ve uluslararası sanatçıları bir araya getirerek oluşturan girişim, Alaçatı’nın yoğun yaz trafiğini çağdaş sanat için yeni bir karşılaşma alanına dönüştürmeyi hedefliyor.
Ancak L+S Contemporary’nin asıl iddiası, birkaç aylık bir yaz programıyla sınırlı kalmamak. Oluşumun dokuz ay boyunca açık kalma planı, Alaçatı gibi mevsimsel hareketliliğin belirleyici olduğu bir yerde farklı bir soru ortaya çıkarıyor: Bir yaz destinasyonunda çağdaş sanat için sürekliliği olan bir izleyici ve koleksiyoner ilişkisi kurulabilir mi?
Bu soru, aynı zamanda İzmir’in çağdaş sanat sahnesinin uzun süredir taşıdığı yapısal eksikliklerle de doğrudan ilgili. Güçlü bir kültürel geçmişe, önemli koleksiyonlara ve nitelikli bir izleyici potansiyeline sahip olan İzmir, buna rağmen çağdaş sanat kurumları ve sanat piyasasının sürekliliği açısından İstanbul’un gerisinde kalmış durumda. L+S Contemporary, tam da bu boşluğun içinde, klasik galeri modelinden farklı olarak tanımladığı proje bazlı bir yapı kurmaya çalışıyor.
İlk sezonun programında Peter Zimmermann, Tony Cragg, Anselm Reyle ve Jorinde Voigt gibi uluslararası sanatçılarla Türkiye’den genç ve farklı kuşaklardan sanatçıların aynı program içinde yer alması da bu yaklaşımın bir parçası. Port Alaçatı’daki Nonna Private’ta gerçekleşen program, farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan sanatçıları bir araya getirirken, Dirimart ile kurulan iş birliği de bu yeni girişimin ilk dönemindeki önemli bağlantılardan birini oluşturuyor.
L+S Contemporary’nin kurucuları Lal Ösen ve Selmin Ösen ile İzmir’in çağdaş sanat ekosistemindeki eksikleri, Alaçatı’da sanat yapmanın imkânları ve sınırları, uluslararası sanatçılarla genç isimleri aynı programda buluşturma tercihleri ve henüz yolun başındaki bu oluşumun geleceğini konuştuk.
L+S Contemporary: “İzmir’de bir Eksiklikten Çok, birlikte Geliştirilebilecek Bir Alan Görüyoruz”

İzmir, nüfusu ve kültürel geçmişine rağmen çağdaş sanat kurumları açısından kendinden beklenmeyecek derecede geride kaldı. Sizce bunun temel nedeni ne? Bu eksikliği daha çok koleksiyoner, kurum, kamusal destek ya da izleyici tarafında mı görüyorsunuz?
Bunun tek bir nedeni yok. İzmir aslında güçlü bir kültürel geçmişe, nitelikli bir yaşam biçimine ve sanata ilgi duyan bir kitleye sahip. Biz de açılışımızdan bu yana bunu çok net hissediyoruz. Sergilerimizi ziyaret eden izleyicinin merakı, diyaloğa açıklığı ve özellikle genç kuşağın ilgisi bizi oldukça umutlandırıyor.
Asıl mesele, bu potansiyeli sürekli besleyen çağdaş sanat ekosisteminin henüz tam anlamıyla oluşmamış olması. İstanbul’da galeriler, müzeler, bağımsız inisiyatifler, fuarlar, koleksiyonerler ve sanat profesyonelleri birbirini besleyen doğal bir dolaşım yaratıyor. İzmir’de ise bu yapı gelişmeye devam ediyor.
Koleksiyoner tarafında da benzer bir tablo var. İzmir’de önemli koleksiyonlar bulunmasına rağmen, bu koleksiyonerlerin önemli bir kısmı uzun yıllardır İstanbul merkezli galeriler ve kurumlarla ilişki içinde. Dolayısıyla yerel üretim ve sergileme pratiğinin güçlenmesi için zamana ve sürekliliğe ihtiyaç var. Biz bunu bir eksiklikten çok, birlikte geliştirilebilecek bir alan olarak görüyoruz.
L+S Contemporary’nin Alaçatı’da konumlanması bilinçli bir tercih. Ancak yazlık bir destinasyonda üretim ve sergileme pratiği kurmanın da sınırları var. Siz bu mekânı sezonluk bir programın ötesine taşıyacak sürdürülebilirliği kurguluyor musunuz?
Alaçatı’yı seçmemiz kesinlikle stratejik bir tercihti; yazın binlerce insanın bir araya geldiği bir yeri çağdaş sanatla buluşturmak istedik. Ama haklısınız, yazlık bir destinasyonun kendine has sınırları var ve biz bunu baştan beri biliyorduk.
Bu yüzden ilk sezonu bir deneme değil, orta vadeli bir planın ilk adımı olarak kurguladık. Sezon başından bu yana bu hafta sekizinci sergimizin açılışını gerçekleştirdik. Bu süreçte bize gelen teklifler ve talepler doğrultusunda, Alaçatı’da kurduğumuz izleyici kitlesini ve koleksiyoner ilgisini sezon dışına da taşıyacak kalıcı bir model üzerinde çalışıyoruz.
Bunu İzmir’de daha kalıcı bir mekân, yıl boyunca süren sergiler ve etkinlikler olarak planlıyoruz. İzmir bizim için her zaman önceliğimiz olacak ama bununla eş zamanlı olarak Avrupa’da da paralel projeler düşünüyoruz. Şu an için önceliğimiz bu ilk sezonu sağlam bir şekilde tamamlamak ve oradan öğrendiklerimizle bu planı hayata geçirmek.
Programınızda Tony Cragg, Peter Zimmermann gibi uluslararası isimlerle genç sanatçılar aynı sezonda yer alıyor. Bu seçim, nasıl bir yaklaşımın sonucu? Programın arkasındaki düşünceyi biraz açabilir misiniz?
Bu bilinçli bir kurgu. Amacımız hiyerarşik bir program yapmak değil, farklı kuşaklardan ve farklı noktalardan gelen işleri aynı çatı altında bir araya getirerek bir diyalog yaratmak.
Tony Cragg ya da Peter Zimmermann gibi isimler, ziyaretçiye uluslararası çağdaş sanatın farklı üretimlerini yakından görme imkânı sunuyor; bu da genç sanatçıların işlerine bakarken izleyicinin gözünü daha açık hale getiriyor. Aynı zamanda genç sanatçılar için de bu, önemli bir platformda görünürlük kazanmak anlamına geliyor.
İzmirli genç sanatçı Yasemin Öncü’nün sergisini de sezon içine dahil etmek, ona bu uluslararası isimler arasında görünürlük kazanacak bir fırsat tanımak bizim için çok önemli.
Peter Zimmermann’ın kendi sergisi için bizi ve Alaçatı’yı ziyaret edecek olması da bizi çok gururlandırdı. Bu tür karşılıklı ilginin programımızın değerini gösterdiğini düşünüyoruz. Bizim için program, tek bir isim ya da tek bir kuşak etrafında değil, bir bütün olarak çağdaş sanatın çok sesliliği etrafında kuruluyor.
L+S Contemporary kendini galeri yerine “kürasyon stüdyosu” olarak tanımlıyor. Türkiye’de bu tanım son yıllarda sık kullanılıyor ama pratikte çoğu zaman klasik galeri modeliyle benzeşiyor. Sizce sizi gerçekten farklılaştıran çalışma biçimi nedir?
Bu tanım son zamanlarda çok kullanılıyor ama pratikte çoğu zaman klasik galeri modeliyle aynı anlama geliyor. Bizi farklılaştıran, çalışma biçimimizin başından sonuna kadar proje bazlı kurgulanması.
Sabit bir mekânı doldurmak için sanatçı aramıyoruz; her proje için doğru bağlamı, doğru ortaklığı ve doğru anlatıyı kuruyoruz. Nonna Private ile ilişkimiz de bunun bir örneği. Biz, bir mekânla iş birliği yapan bağımsız bir küratöryel yapıyız.
Aynı yaklaşımı sanatçı seçiminde, konuşma programlarında ve koleksiyoner etkinliklerinde de sürdürüyoruz. Yani bizim için kürasyon, bir sergiyi düzenlemekten ibaret değil; sanatçı, mekân ve izleyici arasında her seferinde yeniden kurulan bir ilişki.
Uluslararası gelişmeleri takip ederek dünyaca tanınan sanatçılarla iş birliklerimizi sürdürürken, bir yandan Türkiye’den sanatçıları Avrupa’ya, Avrupa’dan sanatçıları Türkiye’ye tanıtmayı hedefliyoruz. Sanat eğitim programları ve atölyeler de bünyemize dahil olan kürasyon stüdyosu modelimizin önemli bir parçası.
İzmir’de Arkas Sanat Merkezi dışında uluslararası ölçekte süreklilik sağlayabilmiş çok az kurum var. Beş yıl sonra geriye dönüp baktığınızda L+S Contemporary’nin sanat ortamında nasıl bir boşluğu doldurmuş olmasını istersiniz?
Beş yıl sonra geriye baktığımızda, İzmir’de çağdaş sanat ekosistemine kendi ölçümüz ve yaklaşımımızla katkı sağlamış bir yapı olarak anılmayı isteriz.
Lucien Arkas’ın İzmir’e ve sanata kazandırdığı değer bizim için son derece kıymetli. Yıllar içinde oluşturduğu müzeler ve kültür kurumları, kentin sanat hayatı açısından önemli referans noktaları ve ilham kaynakları oldu.
L+S Contemporary, büyük ölçekli bir müze yapısından ziyade, butik ve uluslararası çalışan, satış odaklı bir küratöryel stüdyo ve galeri modeliyle hareket ediyor. Sanatçılar, koleksiyonerler ve kurumlar arasında köprü kuran; daha esnek, proje bazlı ve keşif odaklı bir platform olmayı hedefliyoruz.
Henüz çok yenisiniz. Açılışınıza da gelmiştim. Nasıl gidiyor, ilk izlenimleriniz nasıl? Şimdiye kadar yaşadığınız zorluklar ya da tam tersine sizi mutlu eden gelişmeler var mı?
Ziyaretiniz ve açılışımızı bizimle paylaşmanız bizim için ayrıca çok kıymetliydi; çok teşekkür ederiz.
Henüz yolun çok başındayız ama ilk haftalardan itibaren gördüğümüz yoğun ilgi bizi hem şaşırttı hem de çok motive etti. Beklediğimizden çok daha geniş ve farklı profillerden bir kitlenin sergilerimize ilgi göstermesi, doğru bir noktada olduğumuzu hissettirdi.
Elbette yeni bir yapı kurmanın kendine özgü zorlukları var. Ancak biz bunları sürecin doğal ve geliştirici bir parçası olarak görüyoruz. Bizi en çok mutlu eden gelişme ise L+S Contemporary’nin çok kısa sürede yalnızca sergi gezilen bir mekân olarak değil; insanların tekrar tekrar gelmek istediği, sanat üzerine sohbet ettiği, etkinliklerle bir araya geldiği ve yeni sanatçılar keşfettiği yaşayan bir platform olarak algılanmaya başlaması oldu.
Bizim için en değerli geri bildirim de bu oldu.


