Hüsamettin Koçan “Ben Bu” Sergisiyle CerModern’de -
Hüsamettin Koçan “Ben Bu” Sergisinden

Hüsamettin Koçan “Ben Bu” Sergisiyle CerModern’de

Hüsamettin Koçan’ın CerModern’de kapılarını açan  “Ben Bu” adlı sergisi, sanatçının kendi varlığıyla kurduğu içsel diyaloğu görünür kılarken izleyiciyi de kimlik, hafıza ve zaman üzerine düşünmeye davet ediyor.

Hüsamettin Koçan’ın Ben Bu başlıklı sergisi, 10 Mart – 29 Nisan tarihleri arasında Ankara’da CerModern’de izleyiciyle buluşuyor. Sergi, sanatçının kendisiyle hesaplaşmasının ve kendi varlığını sorgulamasının sergiye dönüşmüş hâli olarak okunuyor. Ben Bu başlığı, dışarıya verilmiş bir mesajdan çok Koçan’ın kendi içinde açtığı bir tartışma alanını işaret ederken, izleyiciyi de bir sanatçının içsel diyaloğuna tanıklık etmeye çağırıyor. Sergi aynı zamanda sanatın mekânla, tarih ile ve üretim biçimleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.

Baksı’nın Düşünsel Omurgası

Koçan’ın sanatını anlamak için, onun en kapsamlı yapıtı olarak görülebilecek Baksı Müzesine bakmak gerekiyor. Bir dağın başında, merkezden uzakta ve alışıldık mimari yaklaşımların dışında kurulan bu müze, yalnızca bir yapı değil aynı zamanda bir düşünme biçiminin ifadesi. Baksı’nın kuruluş sürecinde yerelin insan ölçeğinde değişen hikâyesi belirleyici oluyor. Köy odalarının hiyerarşisinde başköşeye televizyonun yerleşmesi, yaşlıların söz hakkını yitirmesi ve gençlerin gelecek arayışı bu dönüşümün sembollerini oluşturuyor. Koçan, sorun çözme yönteminin merkezine insanı yerleştiriyor; yerini kaybetmiş yaşlı ile yönünü arayan genç arasında salınan bu insan figürü, geçmiş ile gelecek arasında kurulan bir “ikiz model” olarak Baksı’nın düşünsel omurgasını oluşturuyor.

Hüsamettin Koçan “Ben Bu” Sergisinden

Yerel Hafızadan Çağdaş Sanata

Göç, gurbet ve kültürel yabancılaşma bu omurganın doğal uzantıları. Koçan’ın üretimi, geleneği önemseyen ama çağın hayalleriyle temas eden bir bütünlük içinde şekilleniyor. Doğal zenginlikler ve yerel hafıza, çağdaş sanatın diliyle yeniden kuruluyor. Bu nedenle Baksı, sanatçının yalnızca bir kurumu değil, aynı zamanda başyapıtı olarak da değerlendirilebilir.

Koçan çevreyi kendi mekânı olarak kabul ediyor. Deyim yerindeyse “nehri sanatla yıkar”, Akarsu Üstünde Konuşmalar” düzenler, kıraç arazilerde gerçekleştirdiği heykel etkinlikleriyle doğayı üretimin sahnesine dönüştürür. Atölye çalışmalarını dış mekânla buluşturan Ütopya Etkinlikleri” ile bu yaklaşımını sürdürürken, Anadolu’nun farklı mekânlarına taşınan sergiler aracılığıyla tarihsel ve mekânsal bağlamları çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumlar.

Hüsamettin Koçan “Ben Bu” Sergisinden

Zamanlar Arasında Bir Dil

CerModern’deki Ben Bu sergisi, Koçan’ın uzun soluklu yolculuğunun bir durağı olarak değerlendirilebilir. Yapıtların bir bölümü Baksı’dan, bir bölümü ise İstanbul’daki atölyesinden geliyor. Bu yönüyle sergi, sanatçının üretim dünyasında bir tür kavuşma anını da işaret ediyor. Eserler, Şamanizm’den Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar uzanan farklı kültürel katmanlara temas ederken, zamanlar ve teknikler bir araya gelerek geçmiş ile bugün arasında çok katmanlı bir dil kuruyor.

Koçan’ın sanatında teknik sabit bir kimlik taşımaz; ele alınan konuya ve döneme göre dönüşüyor. Toprak boya ile birleşir, tuvalle yüzleşiyor.

Camaltı resimlerdeki kırılganlık silikon malzemede kırılmayan bir geçirgenliğe dönüşürken, dijital baskılar, kitsch öğeler ve düz kâğıt yüzeyler Anadolu bozkırının renkleriyle yeni anlamlar kazanıyor.

Heykellerde seramik ve metal, demonlara ve Şahmaran figürlerine beden olur; mitolojik ve kültürel imgeler çağdaş bir temsil alanında yeniden varlık buluyor. Ben Bu, farklı kültür zamanlarında insanın temsiline odaklanan çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Koçan, tarihin tozlu sayfalarından bugüne seslenirken izleyiciye tek bir soru yöneltiyor: Sen bu musun?

Suyun Kıyısında Bir Eşik: Halil Paşa ile Osmanlı’dan Cumhuriyet’e

Hafızanın Enstalasyonları: Chiharu Shiota ve Yin Xiuzhen

0 0,00