"Eksik Bir Şey mi Var?" -
SC-381-PH, Sanatçı ve Perrotin’in izniyle.

“Eksik Bir Şey mi Var?”

Sophie Calle’ın "Something Missing?" başlıklı sergisi, sanatçının 1980’lerden bugüne uzanan üretimini, özellikle Blind serisi etrafında yeniden düşünmeye açıyor. Louisiana Modern Sanat Müzesi’nde 26 Mart–23 Ağustos tarihleri arasında görülebilecek sergi, Calle’ın tanıklık, bakış, mahremiyet ve etik sınırlar üzerine kurulu pratiğini farklı dönem işleriyle birlikte ele alıyor.

//

Fransız sanatçı Sophie Calle’ın yeni sergisi 26 Mart’ta Louisiana Modern Sanat Müzesi’nde açılıyor. Sergide, sanatçının 2010 ve 2020’ler boyunca ürettiği işler, tartışmalı fotoğraf serisi Blind’la yan yana görülebilecek.

Sophie Calle, 2017’de International Center of Photography – ICP’nin (Uluslararası Fotoğraf Merkezi) Infinity Award (Sonsuzluk Ödülü)’nü alması vesilesiyle çekilen bir videoda Suite Vénittiene’le ilgili konuşmamayı tercih ederim,” derken duyuluyor. “Artık The Detective’le ilgili konuşmak istemiyorum, L’Hôtel’den bahsetmek istemiyorum. No Sex Last Night’ı konuşmak istemiyorum. Unfinished, Take Care of Yourself, Exquisite Pain… Hiçbirini konuşmak istemiyorum. Tüm bunları onlarca yıl önce ürettim ve yoruldum. Rachel, Monique’le ilgili konuşabiliriz, bu annemle, annemin ölmesiyle ilgili yaptığım bir projeydi.”

Calle, son derece üretken ve kendi çağının en tanınmış Fransız sanatçılarından olduğu gibi, neredeyse adaşı Sofia Coppola, Radiohead, Miranda July ve Zadie Smith gibi, millennial cool lügatının da bir parçası. Ancak, bugünlerde gençlik tacı Z kuşağından alfa kuşağına geçerken ve millenial zevkleri topyekün demode ilan edilirken bile, Calle’ın işleri Danimarka’daki Louisiana Modern Sanat Müzesi’ndeki yeni bir sergiyle, yeni ziyaretçilerle buluşuyor. 26 Mart’ta kapılarını açan sergide, Calle’ın Louisiana koleksiyonundaki diğer işleri, müzenin koleksiyonuna 2024’te eklediği Blind serisinden çalışmalarla yan yana görülebiliyor. Meşhur müze binasının Batı kanadını kaplayan sergi, 23 Ağustos’a kadar ziyaret edilebilecek.

Aslında bu ay açılan Sophie Calle – Something Missing? (Sophie Calle – Eksik Bir Şey Mi Var?) başlıklı sergi, müzenin sanatçıyla 2008’den beri süren iş birliğinin duraklarından sadece biri ve en yenisi. Calle’ın, 52. Venedik Bienali’nde, Fransa Pavyonu’nda sergilemek üzere ürettiği Take Care of Yourself (Kendine İyi Bak) 2010’da Louisiana’da da gösterilmişti ve aynı sergi Calle’ın 1979-2009 arasında tamamladığı öncü işlerine de ev sahipliği yapmıştı. Ayrıca müzenin 2021’deki karma sergisi Mother!’da, Laura Prouvost, Peter Hujar ve Tracey Emin’in gibi 71 sanatçının işlerinin arasında Sophie Calle’ın işleri de vardı.

Louisiana Modern Sanat Müzesi küratörü Tine Colstrup’a, Sophie Calle gibi bir sanatçıyla neredeyse yirmi yıldır iş birliği yapmanın nasıl bir şey olduğunu sorduğumuzda, “Bu kadar süredir beraber çalışmak, belirli bir güven seviyesi ve aşinalığı da beraberinde getiriyor,” yanıtını veriyor ve şöyle devam ediyor: “15 yıl önceki sergide çalışan kişilerin çoğu bu sergi üzerinde de çalıştı. Ayrıca Calle’ın müze ziyaretçileriyle kurduğu ilişkiyi geliştirmeye devam etmek de olağanüstü güzel bir şey. Çoğu ziyaretçimiz, sanatçının daha önce görmedikleri işleriyle buluşmayı dört gözle bekliyor.”

Çağdaş Bir Muzırlık Tarihçesi

Sophie Calle’ın neredeyse elli yıla yayılan sanat pratiğini tanımlayacak en güçlü kelimelerden biri “muzırlık” olsa gerek. Calle, ilk serilerinden The Sleepers’da (Uyuyanlar), kendi yatağına davet ettiği arkadaşlarını ve yabancıları fotoğraflarken, The Hotel (Otel) ile Venedik’te bir otel odasında housekeeping kılığında çalışıp otel misafirlerinin eşyalarını ve yazdıklarını karıştırırken, tartışmalı Address Book (Fihrist) projesiyle kendisini sonradan dava edecek olan belgeselci Pierre Baudry’yi takip eder ve ondan habersiz tanıdıklarıyla telefon görüşmeleri yaparken meraklı, muzip ve şaşmaz bir şekilde takıntılı. 2000’lerde, kendi ayrılıklarını takip eden Exquisite Pain (Feci Acı) ve Take Care of Yourself ile hayal kırıklıklarına pansuman yapmaya çalışırken ise yine tüm işlerini tanımlayan bir şekilde samimi ve hatta işgalci.

Ma mère, mon chat, mon père 1, Sanatçı ve Perrotin’in izniyle.

“Blind” Serisi ve Açmazları

Something Missing?, Calle’ın 2002’de Pompidou Centre’da gerçekleşen ilk retrospektifinden neredeyse çeyrek asır sonra gerçekleşiyor; ki bu dünya için büyük değişikliklere ev sahipliği yapmış bir çeyrek asır. Louisiana’nın 2024’te koleksiyonuna kattığı ve yeni serginin omurgasını oluşturan Blind serisinden fotoğraflar, bu çeyrek asır boyunca ortalama her iki-üç yılda bir büyük sanat kurumlarında sergilenmiş. Calle’ın 1986’da, Paris’te yaşayan görme engelli kişilerle konuşarak ürettiği Blind serisinde, sanatçı hayatı boyunca hiç görmemiş bu kişilere, kendileri için güzelliğin resminin ne olduğunu sormuştu. Serinin daha önce sergilendiği her yerde olduğu gibi, Something Missing?’de de, bu sorunun cevabı, Calle’ın mülakat yaptığı kişilerin portreleri, yazılı cevapları ve bu cevaplardan yola çıkan görselleştirmelerle beraber izleyicinin karşısına çıkıyor.

Hatırlamaya değer bir nokta: Blind serisi özelinde sanatçıyı bir tür suç işlemekle itham edenler sayıca az değil. Calle’ın metoduna dair en büyük eleştiri, körlere asla göremeyecekleri, dolayısıyla aslında kendilerini temsil etmeyen “manzara”lar ataması. Bir diğer benzer eleştiri de kör portrelerine dair: Körler kendi portrelerini, yahut başkalarının portrelerini hiçbir zaman göremeyecekken, çok yakından çekilmiş portrelerin izleyicilerin “tüketimi” için sergilenmesi problemli bir yaklaşım olarak görülüyor. Aslında bu eleştirileri kavramsal bir temele oturtan bir eser serisi dahi var: ABD’li sanatçı Joseph Grigely’nin Sophie Calle’a yazdığı kartlar. (Calle, kendisinden bekleneceği üzere daha sonra bu kartlardan bir seçkiyi Grigley’den izin alarak yayınladı.) Kendisi sağır olan ve sergiyi tekrar tekrar ziyaret eden Grigely, kartpostallarından birinde şöyle yazıyordu: “Sevgili Sophie, 23 Mart Cumartesi. Yine bu odada, körler ve Sophie Calle’la beraberim. Senin imzan çepeçevre her yanımı kaplıyor, ama ben Sophie Calle’ı, yahut bu işin yazarını tanımıyorum. Broşürlerde Sophie Calle yazıyor, ama açıkçası odadaki gerçek sanatçının Sophie Calle değil körler olduğunu düşünmeye meyilliyim. Zira aslında sanatçının yapması gereken işi, yani güzelliği başkalarının orada olmayacağını düşündüğü yerlerde arama eylemini onlar gerçekleştiriyor.” Not düşmek gerekir ki Blind, daha sonra 2024’te, Museum of Contemporary Art San Diego’nun engellilik ve sanat konulu For Dear Life sergisinde, Grigely’nin kartlarıyla yan yana sergilendi.

Tanıklığın Farklı Biçimleri

Calle’ın Something Missing?’deki bazı diğer işleri, 1895’ten bu yana “eş arama ilanları”nı fotoğraflarla eşleştirdiği, avlanma referanslı À l’affut, karantina sırasında Musée Picasso-Paris’teki üstü korunma amaçlı kapanmış Picasso’ları fotoğrafladığı Picassos in Lockdown serisinden bazı çalışmalar ve Türkiye’deki izleyicilere tanıdık olabilecek, sanatçının 2011’de, İstanbul’da ürettiği Voir la mer (Denizi Gör). Kimilerinin hatırlayacağı üzere Calle, bu projesinde İstanbul’da yaşayan ve daha önce denizi hiç görmemiş 15 kişinin, denize bakmadan önce ve sonraki anlarını ölümsüzleştirmişti. Calle’ın bir gazetede, İstanbul’a göçen bazı kişilerin denizi daha önce hiç görmediğiyle ilgili bir haber okumasının üzerine ürettiği Voir la mer videoları daha sonra Times Meydanı ve Shibuya Yaya Geçidi’nin de aralarında olduğu kamusal alanlarda da gösterildi.

Sophie Calle. Fotoğraf: Claire Dorn. Perrotin’in izniyle.

Öte yandan 2018 tarihli, metin bazlı Unknown Woman (Meçhul Kadın) serisinden örnekler ve 2025’te, Fransa’nın güneyindeki Château La Coste’daki sergisi için ürettiği Dead End’in (Çıkmaz Sokak) fotografik bir çıktısı, Calle’ın sergideki daha yeni dönem işleri arasında. (Château La Coste’daki kalıcı eserlere katılan Dead End’in hâlâ Güney Fransa’da bulunan orijinalinde, izleyici, bir yük olarak taşıdığı bir sırrı, bir kağıt parçasına yazıp üzeri mermer kaplı bir mezara, posta kutusu yarığı gibi bir aradan atmaya davet ediliyor.)

Sergi Kataloğuna Êdouard Louis’den Katkı

Calle’ın sosyal medyanın hayatlarımıza girmesinden öncesinden beri, sosyal medyayı andıran bir söylemle çalışan bir pratiğe sahip olduğu, 2010’lardan itibaren sanatçıyla yapılan röportaj ve okumalarında rastladığımız bir izlek. Bu okumayı bir bağlama oturtmaksa zor değil: Sanatçının neredeyse elli yıl önce, ilk işlerini üretmeye başladığından bu yana kullandığı gündelik ve yakın dil, özel hayatla kamusal “bilgi” arasındaki çizgiyi silme çabası ve herhangi birinin hayatına girebilme cesareti, kitlelerin hayatına Web 2.0’la girdi. Ayrıca Venedik Bienali’nde sergilenen Take Care of Yourself için, 107 kadından, kendisine atılmış bir ayrılık e-postasının bu son satırını yorumlamalarını isterken, bu yaklaşımın bir gün Substack’te çok iyi çalışan bir modele dönüşeceğinden elbette haberdar değildi. Son olarak eklemek gerekir ki, Calle’ın işlerinin ileri teknolojiyle anıldığı tek durum sosyal medyayla ilgili değil, annesinin ölüm döşeğine sürekli kaydeden bir kamera yerleştirdiği Couldn’t Capture Death (Ölümü Kaydedemedim) sıklıkla “gözetim” estetiğinin örneklerinden biri olarak anılıyor.

Tüm bu farklı kesişimlerin ışığında, yeni kuşakların Calle’ın külliyatına bakınca ne görecekleri gerçek bir merak konusu. Belki Something Missing?’e eşlik edecek sergi kataloğunda, Édouard Louis’in sanatçıyla yapacağı röportajda bu yeni yıldız dizilimine dair bir ipucu bulabiliriz. Ya da hangi kuşaktan olursak olalım Something Missing? vesilesiyle Calle’ın üretiminde kendisine tanıdığı alan, özgürlük ve edgelord’luktan kendimize bir parça koparıp tadını çıkarabiliriz.

 

Murat Önen’den “Resim Başka, Biz Başka”

Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar: Güncel Sanatın Politik Yapısı Hakikati Gösterir mi?

0 0,00