Hale Tenger: “Sanatın Dönüştürücü Gücü Belirsizliğe Yer Açmasında Yatar” -
Balloons on the Sea | Denizin Üzerinde Balonlar , 2011

Hale Tenger: “Sanatın Dönüştürücü Gücü Belirsizliğe Yer Açmasında Yatar”

Hale Tenger’in The Art Gallery of Western Australia’da (AGWA) 8 Şubat’a dek görülebilecek "Hale Tenger / Borders / Borders" adlı sergisi, sanatçının otuz yılı aşkın bir süreye yayılan işlerini bir araya getiriyor. Hale Tenger, küratörlüğünü Rachel Cieśla’nın yaptığı bu kapsamlı sergiyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

//

Perth kentindeki The Art Gallery of Western Australia’da sergi fikri nasıl ortaya çıktı ve kurum küratörüyle nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz?

Serginin küratörü Rachel Cieśla ile hiç tanışıklığımız yoktu. Galeri Nev İstanbul ile temasa geçip benimle kapsamlı bir sergi yapmak istediğini yazdığında hepimiz için bir sürpriz oldu. Rachel Cieśla, The Art Gallery of Western Australia’da (AGWA) Simon Lee Foundation Institute of Contemporary Asian Art bölümünün kıdemli küratörü. Avustralya’da bölge adlarıyla anılan başka devlet müzeleri de var; AGWA da bunlardan biri.

Rachel ile ilk toplantımızı çevrimiçi olarak Şubat 2022’de gerçekleştirdik. Sonrasında Eylül ayında İstanbul’a geldi ve atölyemde uzun bir toplantı yaptık. Sergi hazırlık süreci, 2025 yılı Ağustos ayında sergi açılana kadar devam etti. Üç yılı aşan bu yoğun hazırlık süreci zarfında serginin kavramsal çerçevesi ve sergide yer alacak işler adım adım şekillendi. Her küratoryal süreçte olduğu gibi bazen eklemeler, bazen de eksiltmeler oldu. Nihai kararların verilmesinde serginin kavramsal omurgasının yanı sıra elbette sergi bütçesi de rol oynadı. Bu serginin ne kadar cesur ve iddialı olduğunu kavrayabilmek için Avustralya ile Türkiye arasındaki mesafeyi de göz önünde bulundurmak gerek. Sergideki diğer işlerle birlikte üç büyük boyutlu yerleştirme Arter Koleksiyonu’ndan, yani Türkiye’den gitti. Sadece bu işlerin nakliyesi bile inanılmaz yükseklikte rakamlardı.

Bu sergide “sınır” kavramı eserleriniz üzerinden pek çok boyutuyla ele alınıyor. Sanat pratiğinizin farklı dönemlerinden işleri bir araya getiren sergide, üretimlerinizin temelindeki coğrafi altyapıyla Avustralya arasında nasıl bir bağ kuruldu?

Sergi, AGWA bünyesinde 2022’de kurulan Simon Lee Vakfı Çağdaş Asya Sanatı Enstitüsü desteğiyle gerçekleşti. Rachel Cieśla’nın baş yaratıcı küratör olduğu bu bölüm, bugüne dek göz ardı edilmiş Asya ve Asya diasporasındaki çağdaş sanata odaklanıyor. Sergideki seçki, sanat pratiğimin başlangıcından en yakın tarihli işlere dek uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Rachel, serginin omurgasını yalnızca fiziki değil; politik, zihinsel ve duygusal sınırları da içeren “sınır” kavramı üzerine kurdu. Seçkide, gerek Türkiye gerekse Orta Doğu eksenli bir coğrafya üzerinden üretmiş olduğum işler yer alıyor. Dolayısıyla bu sergi, birbirine çok uzak iki coğrafyanın toplulukları arasında kültürel düşünce üzerinden bir bağ kurmayı amaçlıyor.

I Know People Like This III | Böyle Tanıdıklarım Var III , 2013

Rachel Cieśla’nın küratoryal metninde, işlerinizin “çözüm sunmaktan ziyade bir alan açtığı” vurgulanıyor. Sizce sanatın sorumluluklarından biri de sorunlara belirli bir çözüm üretmemek ama izleyiciyi bunlarla yüzleşmeye yönlendirmek mi?

Bu durumu sanatın sorumluluğu olarak nitelendirmektense, benim durduğum yerle ilgili demek daha anlamlı. Ama sonuçta evet; aksi hâlde sanat didaktik ve sıkıcı olur. Benim için her zaman önemli olan, dünyada var olan bir durumdan yola çıkarak bu sorunlarla yüzleşmeyi mümkün kılan bir alan açmak ve izleyiciyi edilgenlikten çıkarıp kendi konumunu ve sorumluluğunu sorgulayabileceği, düşünsel ve duygusal olarak sürecin parçası hâline geldiği bir karşılaşma yaratmak. Kesin cevaplar çoğu zaman karmaşık gerçeklikleri basitleştirir. Sanatın dönüştürücü gücü ise belirsizliğe yer açmasında yatar.

Hale Tenger / Borders / Borders, bugüne dek bir kurumdaki en kapsamlı kişisel serginiz oldu. 1990’lardan bugüne dek ürettiğiniz işlerden bir seçki yer alıyor ve bunlardan biri de sergiye adını veren Borders / Borders (1999) videosu. Bu işte kuma çizilen sınırlar ve çocukların halat çekme oyunu ile bugünün dünyasının sosyo-politik konjonktürü arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Aradan geçen 27 yıl sonra bu konuya bakışınız nasıl değişti?

Hiç değişmedi; hatta bugün kolonyalizm ve kapitalizm gibi insan yapımı sistemlerin, gezegen ölçeğinde yalnızca insanın değil, diğer canlı ve cansız yaşamın da çöküşünü hazırladığına tanıklık ediyoruz.

Bu sergide otoriterlik, militarizm ve bastırma temaları çok belirgin. Ancak işlerinizde doğrudan slogan ya da açık politik çağrıdan özellikle kaçındığınızı hissediyoruz; hatta geçmişten bugüne gelirken bu kaçınma ya da yumuşama hâli daha da belirginleşiyor. Bu mesafeyi nasıl tanımlarsınız?

1990’da sözünü doğrudan ileten işler üreterek başladım; ancak bu durum ilk sergimden sonra hızla değişmeye başladı. Daha kapsayıcı düşünsel ve duygusal alanlar yaratan işler ağırlık kazandı. 2000’lerle birlikte şiirsel atmosfere sahip işler de devreye girdi ama sert işler tabii ki ortadan kalkmadı.


I Know People Like This III | Böyle Tanıdıklarım Var III , 2013

Bana göre en güçlü işlerinizden biri olan Böyle Tanıdıklarım Var III’te arşiv, beden, toplumsal bellek ve travma bir labirente dönüşerek birbiri içine giriyor. Aynı zamanda Türkiye’deki şiddeti yansıtması bakımından politik eksende dikkat çekici; bu nedenle son zamanlarda gözlemlediğim kadarıyla kurumlarda daha az rastladığımız türden bir iş bu. Bu işi üretirken “tanıklık” ile “kendini koruma” arasında nasıl bir denge kurdunuz ve duygusal olarak nasıl bir süreç yaşadınız?

Bu işin araştırma sürecinde çok zorlandığım, hatta ağladığım anlar oldu. Türkiye’de meydana gelmiş dört bin küsur politik şiddet imajına art arda bakmak da, sonrasında bir araya getirdiğim bu arşiv görüntülerinden yaklaşık 700 adetlik bir seçki oluşturmak da hiç kolay değildi. Birçoğu hafızamın bir köşesinde saklı duran, kimisiyle ise yeni karşılaştığım görsellerin her biri birbirinden keskindi. Arter’deki sergilenmesi sırasında izleyicilerde de güçlü duygusal tepkiler yarattığına tanık oldum.

4. İstanbul Bienali için ürettiğiniz İçeri girmedik çünkü hep içerdeydik / Dışarı çıkmadık çünkü hep dışardaydık (1995) işinde “içerisi” ile “dışarısı” kavramları arasındaki gerilim ve bunların ima ettiği alt fikirler çok güçlü. Bugünden baktığınızda, bu işin Türkiye bağlamının ötesine geçtiğini düşünüyor musunuz?

Evet; bu yerleştirmenin AGWA’daki sunumu da, gerek New York’ta Protocinema tarafından gerekse Yekaterinburg’da 6. Ural Endüstriyel Bienali kapsamında sergilendiğinde olduğu gibi, bulunduğu coğrafyanın politik ve kültürel koşullarını da içine alır hâle geldi.

Daha önce, tıpkı Beirut (2005–2007) videonuzda olduğu gibi, sorunlu coğrafyalarda yaşanan çatışmalara yönelik işler ürettiniz. İlk kez Yunanistan’da gösterdiğiniz Vurdumduymazlığın Konforundansa Kalbimi Açarım Daha İyi (2024) yerleştirmesi de açık biçimde Filistin’de yaşanan soykırıma referans veriyor. Serginin açılış konuşmasında da bu mesajı doğrudan verdiniz. Oldukça hassas bir meseleye bu kadar doğrudan bir pozisyon almak nasıl bir karardı; hiç çekinmediniz mi ve bu iş nasıl tepkiler aldı?

Bu yerleştirmeyi 2024 yazında ürettim. Üzerinden neredeyse bir yıl geçtikten sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne bağlı bağımsız komisyon, Eylül 2025 tarihli raporunda İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin soykırım suçu kapsamında olduğunu belirledi. Filistin’de insanlar hâlâ, her ama her gün, öldürülmeye ve dayatılan koşullar altında yaşamlarını yitirmeye devam ediyor; her yaştan, bebekler dâhil. Orantısız güç kullanımı, uluslararası anlaşmaların ve yaşam hakkının yok sayılması tüm dünyayı ilgilendiriyor. Ses çıkarmak zorundayız; alternatifi yok. Korkunun da ecele faydası yok. Dünya vatandaşları olarak canlı yayınlanan bir soykırımın tanığı olduk, oluyoruz. Avustralya’daki açılış konuşmamda da altını çizdiğim nokta, soykırıma tanıklık etme ve zorla edilgenleştirme politikalarına maruz bırakılma karşısında adalet ve haysiyetimizi geri istemek zorunda oluşumuzdu. Avustralya’da Filistin’e yönelik geniş bir destek var. Sergideki diğer işlerle birlikte bu yerleştirme de ilgi gördü ve çok olumlu tepkiler aldı.

Hale Tenger

Geçen hafta ise ne yazık ki Avustralya, Sydney’deki Bondi Plajı’nda gerçekleşen terör saldırısıyla sarsıldı. Avustralya’nın yakın tarihindeki tek toplu silahlı saldırı—ailevi sebeplerle gerçekleştirilmiş bir olay—1996’da yaşanmıştı. Bondi Plajı katliamında saldırganlardan birinin elinden silahı alan cesur kişi bir Suriyeli göçmendi; bu sayede ölü sayısının daha da artması engellendi. Öldürülenler için yapılan anmada, sırtında kefiye olduğu için polis tarafından alandan zorla uzaklaştırılan yaşlı bir kadın ise şunları söylüyordu: “Ben Yahudiyim, ailemde Holokost kurbanları var. Bugün bu anmada İsrail bayrakları olmasaydı benim sırtımda da kefiye olmazdı.”

Bu kadar geniş bir zaman aralığında üretilen işlere bugün yeniden bir arada bakmak sizde nasıl bir his yarattı?

Farklı dönemlere ait büyük boyutlu işlerimi bir arada görmek beni çok duygulandırdı. Serginin, otuz yılı aşkın bir zaman dilimine yayılmasına rağmen pek çok işimin güncelliğini koruduğunu göstermesi de etkileyiciydi. Dert edindiğim meselelerin—güç ilişkileri, şiddet, sınırlar, aidiyet, kırılganlık ve direnç gibi temaların—bugünle hâlâ örtüşmesi üzücü; ama ne yazık ki gerçeklik böyle.

ArtDog Istanbul 32. Sayı140,00350,00Ocak – Şubat 2026

32Sayı şimdi basılı ve dijital versiyonuyla satışta.

Basılı dergi siparişiniz 5-7 iş günü içerisinde adresinize teslim edilir. Dijital sayı siparişiniz ise e-posta adresinize PDF olarak gönderilir.

Başarılı

Yıkımın Ortasındaki Gazze’de Kültür, Bellek ve Kayıt

Uluslararası Rotterdam Film Festivali Sınıf Mücadeleleri, Anlam Arayışları ve İnanç Mekanizmaları…

0 0,00