Doğu – Batı sanatı ve kültürü arasında özgün bir sentez kuran Erol Akyavaş’ın “Mânâ Gerek, Dava Gerekmez” adlı yeni sergisi, İstanbul Galeri Nev’de açıldı. Sergi, 1999’da ölen sanatçının çoğu ilk kez izleyici önüne çıkan eserlerinden oluşuyor. Sergide, “Kaligrafik Çalışmalar”, “Kentler”, “İkonalar”, “Sufi Soyutlamalar”, “Modern Anlatımlar” ve “Sürreal Peyzajlar” gibi çeşitli tematik ve biçimsel özellikleri üzerinden gruplanan bir seçkiyle Akyavaş’ın çağdaş sanatın diliyle tasavvuf felsefesinin düşüncesi ve sanatsal betimlemelerini bir arada çözümleyen eserlerini görmek mümkün.
ArtDog Istanbul’un yayımlanmış tüm sayıları ve 1 yıllık abonelik.
*ArtDog Istanbul’un ilk 5 sayısına ulaşmanın tek yolu.
İslam ve tasavvuf felsefesine gönderme
Batı dışı modernite arayışının en başarılı isimlerinden Erol Akyavaş, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde resimle tanışır. Daha sonra Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nde Rönesans ustalarını öğrenir ve Paris’teyse André Lhote ve Fernand Léger atölyelerinde çalışarak pratiğinin yanı sıra sanat kuramı alanındaki perspektifini de geliştirir. 1954’te New York’a giden sanatçı, burada farklı müze ve galerilerde birçok sergi açar. 1967’de ise Amerika’ya yerleşir. Akyavaş bir söyleşisinde, New York’ta geçirdiği kimi sıkıntılı günlerde tasavvufun tutunduğu bir tür ip olduğunu söyler. Sanatçı, önceleri mimarlık eğitimi etkisiyle sıra dışı mimari perspektifli geometrik yapılı resimler yapsa da 1980’lerin başından itibaren İslam ve tasavvuf felsefesine göndermeler yapar.
Doğu-Batı Sentezi
Akyavaş, sanat dilinde yerel ikonografik mirasın kaynakları, Doğu felsefesi ve mistisizmi, tasavvuf gibi düşünce dünyaları ve sembolleri her zaman ön planda görülür. Yıllar boyu İstanbul ile New York arasında yaşamanın getirdiği doğal bir sonuçla Doğu-Batı senteziyle sürdürdüğü hayatı ve çok fazla ilgi alanına sahip olması, onun düşünsel evreninde büyük bir zenginlik ve çeşitlilik yaratır. Yazılar, semboller, renk arayışları, formel denemeler, mimari unsurlar, ışık-gölge kullanımı, Doğu’nun ilahi ve ruhani derinliğiyle birleşerek özgün bir dünyayı yansıtır. Modern Batı sanatının dilini kullanarak sanat serüvenine başlayan sanatçının Doğu ve özellikle Sufi estetiğe duyduğu ilgiyle gelişen sanat üretiminde kat ettiği tüm evreler, sanatında çok sesli bir ifade alanı oluşturarak izleyiciyle derin bağlar kurar.
Akyavaş’ın sanatının ilgi alanı sadece mistisizm üzerine değil, aksine çok kültürlülüğün insanlığa sunduğu tarihsel ve içsel bir birikim üzerine kurulur. Orta Çağ kent planlarından labirent ve kalelere, örülmüş duvarlardan hatlara, erotik figürlerden minimal soyutlamalara, ikonalardan minyatürlere ve fermanlara uzanan evren, aslında Erol Akyavaş’ın entelektüel ve estetik birikimlerinin yüzeye çıkışıdır. Bunca çeşitliliğe rağmen, tüm sanatsal üretimini birbirine bağlayan veya bir arada tutan ortak bir görsel dil her zaman mevcuttur.