Küratörlüğünü Fırat Arapoğlu and Bozhana Dimitrova’nın üstlendiği serginin başlığı Summer Diaries yaz mevsimine referans veriyor, özünde ise bu mevsim dolayısıyla inşa edilen sosyo-ekonomik sistemle ilgileniyor. Yaz sadece bir iklimsel süreç olarak değil, tüketime dayalı kültürel bir döngü olarak ele alınıyor.
Televizyon, plastik sandalye, tekne ve iskele gibi nesneler, yaz mevsiminin toplumsal hafızasını taşıyan unsurlar hâline geliyor. Sanatçı, bu nesneleri remin yüzeyine çıkarıyor, onları arşivsel bir kayda dönüştürüyor. Henri Lefebvre’in mekânın toplumsal ilişkilerle üretildiğine dair teorisi ile paralel olarak kıyı, sabit bir manzara ve mekan olarak değil, sürekli yeniden kurulan çok-zamanlı ve ilişkisel bir alan olarak ele alınıyor. Sahil, tüketilebilen, düzenlenen ve yeniden üretilen bir alana dönüşüyor. Cosentino yazı, kıyıyı romantize etmekten ya da eleştirmekten kaçınıyor, onun yerine gündelik ritmini, tekrarlarını ve dönüşüm biçimlerini kayıt altına alıyor, mevsimsel bir düzenin görsel arkeolojisini sunuyor.
Çağrışımlar, Geçicilik
“İnsanların insanlarla olan münasebetlerinden buna ne demeli bilmiyorum bir aksiyon bir boşluk bir maraz hepsi birden oluşuyor. Arzular, bunun sonucunda oluşan durumlar, akıyor günler. Acıkmalar. Rutinlerle geçiyor günler, işte yapılması gereken gündelik işler var, bulaşıklar, makul miktarda temizlik hem etrafı hem kendini. Enerjin yerindeyse kitap okuyabilirsin resim yapabilirsin bunları en azından kendim için söylüyorum, işte çılgınca fikirler gelebilir aklına artık nesi çılgıncaysa bilmiyorum çılgın olan da hiçbir şey kalmadı. Kısa kısa, çakmağı çaktığımızda saçılan kıvılcımlar gibi düşünce kırıntıları dolu kafamda, eften püften şeyler. Ama hatırlamıyorum rüyalarımı nerelerde dolaştığımı kiminle dalaştığımı, savuşturduğumu, bahar yüzünü gösterdi.”
Antonio Cosentino

Sanatçının ifadeleri serginin teorik çerçevesini daha kişisel ve parçalı bir anlatı formuna taşıyor. Tekrar eden imgeler; arabalar, televizyon ışıkları, süpermarketler, gökyüzü, sahil kasabaları, gündelik hayatın barındırdığı kırılganlığı, akışkanlığı ve geçiciliği gösteriyor. Cosentino’nun anlatısında gerçeklik doğrudan temsil edilebilen bir kavram değil; imgeler aracılığıyla kurulan, dönüşen ve zamanla yeniden şekillenen bir deneyim.
Sanatçının ‘imgelem’ üzerine kurduğu düşünce, serginin bütününü de aydınlatıyor: İnsanların, nesnelerin ve mekânların anlamı materyal varlığından değil, ürettikleri etki ve hafıza üzerinden oluşuyor. Summer Diaries, yazı sadece yaşanan bir mevsim olarak değil; nesneler, ilişkiler ve anılar tarafından devamlı olarak yeniden üretilen kolektif bir deneyim olarak sunuyor.


