Turan Aksoy’dan "İçeriye Doğru" Bakmak -
İçeriye Doğru, İmkanız Bir Köprü, 2020.

Turan Aksoy’dan “İçeriye Doğru” Bakmak

Turan Aksoy’un Lefkoşa’daki ARUCAD Art Space’te açılan İçeriye Doğru başlıklı sergisi, sanatçının el yapımı sanatçı kitaplarını mekâna yayılan bir anlatı olarak kurguluyor. Gölge üçlemesinden İstanbul’a adanan çalışmalara uzanan seçki; temsil, kent, bellek ve içsel yolculuk temaları etrafında şekillenen Aksoy pratiğini görünür kılarken, kitabı bir nesneden çok düşünsel bir alan olarak yeniden tanımlıyor.

/

Turan Aksoy’un İçeriye Doğru başlıklı sergisi, 12 Mart–11 Nisan tarihleri arasında Lefkoşa’daki ARUCAD Art Space’te izleyiciyle buluşuyor. Sergi, sanatçının uzun yıllardır sürdürdüğü el yapımı sanatçı kitabı pratiğini odağına alırken, bu kitapların içinden taşan görselleri, metinleri ve düşünsel katmanları mekâna yayılan bir anlatı olarak kuruyor. Aksoy’un kitapları burada yalnızca okunacak ya da bakılacak nesneler olmaktan çıkıyor; kendi iç düzeneklerini kuran, izleyiciyi yavaşlatan ve bakma eylemini düşünmeye dönüştüren deneyim alanlarına dönüşüyor.

Bu sergide kitap, kapatılıp rafa kaldırılan bir form değil; açıldıkça genişleyen, mekânla temas ettikçe çoğalan bir yapı olarak ele alınıyor. Sayfalar arasındaki boşluklar, sergi mekânının boşluklarıyla örtüşüyor; kitap içindeki duraksamalar, izleyicinin mekândaki yürüyüşüne eklemleniyor. Böylece İçeriye Doğru, yalnızca bir işlerin toplamı değil, izleyicinin bedeniyle katıldığı bir düşünme hâli yaratıyor.

Anonim fotoğraf, Yanıltıcı Bir Gölge’den.

Bir Kitap Nesne Değil, Bir Düşünme Alanı

Farklı disiplinlerde üretim yapan Aksoy için sanatçı kitabı, tali bir alan ya da yan uğraş değil; başlı başına bir ifade biçimi. Bir fikir kimi zaman resim olarak beliriyor, kimi zaman üç boyutlu bir işe, kimi zaman da fotoğraf ya da kitaba evriliyor. Bu geçişkenlik, sanatçının üretiminde süreklilik taşıyan bir yöntem olarak okunabilir. Sergide kitapların açık sayfalar hâlinde sunulması, büyütülmüş görseller ve metin parçalarıyla birlikte mekâna yayılması, her bir kitabı adeta bağımsız bir mikro sergiye dönüştürüyor. İzleyici, sayfalar arasında dolaşırken aynı zamanda fiziksel bir anlatının içinde hareket ediyor.

Aksoy’un el yapımı kitapları, biçimsel olarak olduğu kadar düşünsel olarak da sınırları zorlayan işler. Sayfalar zaman zaman üç boyutlu bir nesneye dönüşüyor; katmanlar üst üste biniyor, bazı yüzeyler okunmaktan çok hissedilmeyi talep ediyor. Kolajlar, fotoğraflar, aforizmalar ve hazır imgeler bir araya gelerek parçalı ama yoğun bir görsel evren oluşturuyor. Bu evren, doğrusal bir anlatıdan çok, çağrışımlar üzerinden ilerleyen bir iç monolog gibi işliyor. Sanatçı, kitap formunu yalnızca bir taşıyıcı olarak değil, düşüncenin kendisini şekillendiren bir alan olarak kullanıyor.

İçeriye Doğru, Deplasman 2019.

Gölge Üçlemesi: Temsilin Arızaları

Serginin önemli bir bölümünü oluşturan ve sanatçının Gölge Üçlemesi olarak adlandırdığı kitaplar —Minyatürün Gölgesi, Yanıltıcı Bir Gölge ve Durmaksızın Değişen Gölge— Aksoy’un uzun süredir izini sürdüğü bir kavrama odaklanıyor: gölge. Gölge burada yalnızca fiziksel bir olgu değil; temsil, varlık, eksiklik ve müdahale üzerine düşünmenin de anahtarlarından biri olarak ele alınıyor.

Minyatürün Gölgesi, Doğulu görme biçimlerinin tarihsel ve siyasal arka planına bakarken, minyatür geleneğinin gölgesiz, iki boyutlu dünyasını tersyüz ediyor. Kültürel belleğin içine yerleşmiş imgeler, ironik düzenekler ve görsel eklemlerle yeniden kuruluyor. Aksoy, minyatürün simgesel dilini bugünden bakarak sorguluyor; gölgeyi, cisimselliği ve derinliği dışlayan bir temsil anlayışına karşı, imgelerin taşıdığı politik yükü görünür kılıyor.

Yanıltıcı Bir Gölge ise sanatçının eskicilerden ve antika pazarlarından topladığı anonim fotoğraflardan yola çıkıyor. Bu fotoğrafların ortak noktası, görüntüyü kaydeden kişinin gölgesinin kadraja sızması. Aksoy burada, görünmeyeni görünür kılan bu istemsiz müdahaleye odaklanıyor. Fotoğrafçının gölgesi, görüntünün saflığını bozan bir kusur gibi dursa da, aslında tam da bu nedenle anlam kazanıyor. Temsilin tarafsız olamayacağını, her görüntünün ardında kaçınılmaz olarak bir öznenin bulunduğunu hatırlatıyor.

Üçlemenin son halkası olan Durmaksızın Değişen Gölge, Claude Monet’nin “sürekli değişen ışık” fikrinden ilhamla, ışığın ve gölgenin akışkan doğasına yöneliyor. Figürlerin ve nesnelerin birbirine karıştığı, sınırların eridiği görüntüler izlenimci bir etki yaratırken, kitap yapısına eklemlenen sözcükler bu geçiciliği dil düzeyinde de çoğaltıyor. Burada gölge artık sabit bir iz değil; sürekli dönüşen, yer değiştiren bir varlık hâline geliyor.

Aksoy’un pratiğinde gölge, yalnızca görsel bir unsur değil; aynı zamanda öznenin dünyaya bıraktığı iz olarak okunabilir. Sanatçının ilgisini çeken şey, gölgenin neden olduğu küçük kırılmalar, görüntüde açılan arızalar ve bu arızaların taşıdığı duygusal yoğunluk. Gölge, hem müdahale hem tanıklık; hem eksiklik hem de fazlalık olarak beliriyor.

Turan Aksoy.

İstanbul: Kentle Kurulan Kırılgan Bir Diyalog

Sergide yer alan Deplasman ve İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü ise Aksoy’un kentsel deneyimlerine odaklanan işleri bir araya getiriyor. Özellikle İstanbul bağlamında üretilen bu kitaplar, sanatçının kentle kurduğu mesafeli ve kırılgan ilişkiyi görünür kılıyor. Deplasman, yer değiştirme fikrini bir sanat üretim stratejisi olarak ele alırken, beklenmedik mekânlarda karşılaşılan nesneler aracılığıyla bağlamın nasıl çözüldüğünü ya da dönüştüğünü gösteriyor. Fotoğraflar, stencil estetiği ve kısa metinler, kentte dolaşan huzursuz bir bakışın izlerini taşıyor.

İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü ise adını aldığı köprü metaforu üzerinden, İstanbul’un iki yakası arasında gidip gelen daha içsel bir yolculuğu anlatıyor. Köprü burada yalnızca mimari bir yapı değil; geçiş, ayrışma ve yalnızlık duygularını taşıyan bir imge. Aksoy’un boş sokakları, puslu yolları ve hayaletimsi köprü siluetleri, kenti bir deneyim alanı olmaktan çok, bir ruh hâline dönüştürüyor. Kamusal mekânların sessizliği, bireysel bir içe kapanma hâliyle örtüşüyor.

Açık Bir Süreç Olarak Sergi

Aksoy’un el yapımı kitapları, malzeme denemeleri ve düzensiz kurgularıyla, kontrol edilmesi zor bir görsel akış yaratıyor. Bu işler, klasik anlatı beklentilerini bilinçli olarak boşa çıkarıyor; izleyiciyi tamamlanmış bir hikâyeden çok, parçalar arasında dolaşmaya davet ediyor. Soyutlama, tekrar ve indirgeme üzerinden kurulan bu dil, şeylerin düzenli bir bütün oluşturmadığı bir dünyayı yansıtıyor.

İçeriye Doğru, tüm bu üretimleri bir araya getirirken sergiyi bir sonuçtan ziyade açık bir süreç olarak kuruyor. Aksoy’un kitapları, kentten gölgeye, anonim görüntülerden kişisel deneyimlere uzanan geniş bir düşünce alanı açıyor. Sergi, izleyiciyi dış dünyadan içeriye, imgelerden duygulara, nesnelerden hafızaya doğru yavaş bir geçişe davet ediyor.

Belki de bu yüzden İçeriye Doğru, bir sergiden çok bir eşik hâli olarak okunabilir: Gölgenin, kentin ve bireysel belleğin kesiştiği; bakmanın aynı zamanda içe dönmek anlamına geldiği bir ara alan.

 

Performansın Simyası

0 0,00