İzmir Karşıyaka Vapur İskelesi, Gülfem Kessler’in Kısa Bir An başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. İnce, geçirgen organze ve tül kumaşlardan oluşan üretimlerin yer aldığı sergi, gündelik geçişlerin içinden geçen bir kamusal alanda kısa ama etkili karşılaşmalar yaratıyor. Küratörlüğünü Esra Okyay’ın üstlendiği Kısa Bir An, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı ile İZDENİZ iş birliğiyle, Kendine Ait Bir Oda (KABO) tarafından düzenlenen İskele Sergileri’nin ikinci edisyonunun son buluşması olarak, mekânın geçici doğasıyla doğrudan ilişki kuran bir yerleştirme olarak kurgulanıyor. Kessler’in tavan boyunca sıralanan yeni çalışmaları, iskelede bekleyen yolcular için kısa bir durma ve soluklanma alanı oluştururken, sanatçı bu projedeki temel motivasyonunu “izleyicinin sergiyi izlerken kendini iyi hissetmesi” olarak tanımlıyor.

Kamusal Bir Sergi
Vapur bekleyen izleyiciler için kısa süreli ama kalıcı bir duyusal deneyim öneren sergiyi Gülfem Kessler ile konuştuk.
Serginin başlığı “kısa an” sizin için nasıl bir deneyimi ya da duyguyu tarif ediyor?
Zamanın hızlanarak aktığı bir çağdayız, insanların odak süreleri çok kısaldı, anlayış ve hissedişleri de çok anlık, sanki hiçbir şeyin kalıcı olmayacağı gerçekliğine eşlik eden bir doğrulama. Benim istediğim, vapuru bekleme sürecinde insanlara bir görsellik hizmetinde bulunmaktı.
Tekstil, tarihsel olarak bedene, ev içi alana ve gündelik yaşama yakın bir malzeme. Kısa Bir An sergisinde tekstilin bu hafızası sizin için nasıl bir rol oynuyor?
Tekstili; bekleme salonu yarı açık ve geniş bir alan olduğu için hava akımıyla salınacak şekilde kurguladım. Kâğıt veya tuval çalışmalarım çok sıradan geldi. Ayrıca, malzemenin hareketliliğini hayal ettiğimde şekilleri tekstille canlandırdım.

Organze ve tül gibi geçirgen kumaşlar hem görünürlük hem de kırılganlık hissi yaratıyor. Bu şeffaflık, serginin kavramsal dünyasında neye karşılık geliyor?
Tekstilde, transparan seçimim hem ışığı hem havayı geçirmesi ile ilintili. Transparan niteliği; geçici bir hayal, belli belirsiz bir rüya hissi yaratıyor.
Tekstil sizin pratiğinizde nerede duruyor? Kumaşla düşünmek, resimle düşünmekten nasıl ayrışıyor?
Çocukluğumdan beri tekstile hep meraklıydım. Hollanda’da yaşadığım sürede kısa bir dikiş eğitimi almıştım ve tekstille ilgili hep bir çalışma yapmak istiyordum. Kumaşla düşünmek veya resimle düşünmek çok farklı şeyler. Tekstilin teknik olarak uygulaması daha yavaş, dikkat ve bilgi istiyor diyebilirim. Resimde çok daha anlık kararlarla ve akışta kalarak doğaçlama ilerliyor. Resim daha özgür bir ifadeye alan açıyor. Tekstilin teknik engelleri ve bir yaratım süreci var.
Saydam Kompozisyonlar’da formlar arasındaki akış ve ritim dikkat çekiyor. Bu akış, üretim sürecinizde nasıl oluşuyor?
Tekstil tasarımlarında yarım defter dolusu olasılık çalıştım. Takiben tüm tasarımların uygulama olasılıklarını ve teknik olarak uygulanabilirliğini değerlendirdim, seçkilerin birbiriyle nasıl bir uyum içerisinde olabileceğini hayal ettim, sonra da seçtiklerimin renk bütünlükleri üstüne çalıştım. Her parçanın diğeriyle olan etkileşimini mekân içinde düşünerek ilerledim.

İşleriniz rüzgâr, ışık ve zamanla sürekli değişiyor. Kontrol edemediğiniz bu unsurları üretiminizin bir parçası olarak nasıl düşünüyorsunuz?
İşleri kendi bütünlüğü içinde mekândaki hareketliliğinin ve saydamlığının istediğim etkiyi sağlayacağını düşünerek ürettim ve yerlerine asıldıklarında bu etkiye ulaştığını görüp çok mutlu oldum.
Bu sergide kontrolü bırakmak, pratiğinizde nasıl bir eşik ya da dönüşüm alanı oluşturuyor?
Üretim safhasında kontrolü bırakmak gerekti, eserin kendi ruhunu bulabilmesi için başlangıçtaki tasarımın dışına çıktım. Kimi zaman üretirken, bazı yerlerde tasarımdan uzaklaşarak değişiklikler ve bütünü etkileyecek eklemeler yapmam gerekti. Bu da eserin kendi ruhuna giden yolu oluşturuyor.
Kamusal bir geçiş alanında, izleyicinin durup durmama ihtimali belirsiz. Bu belirsizlik, işleri tasarlarken sizi nasıl etkiledi?
Çalışırken çoğunlukla önceliğim ve çabam yaptığım eserin ruhunu bulmasına odaklanmaktır. Bu projede işlerimi daha kalabalık ve belki de sanatı günlük hayatında pek düşünmeyen, görmeyen bir topluluğu göz önünde bulundurarak yaptım. Tekstil ve organze kumaşı da hava akımından kazanacağı hareketliliği de düşünerek seçtim. Kıpırdayan bir şeyin sabit bir eserden daha çok dikkat çekeceğini varsaydım. Yaptığım işin ruhunu kendim görebiliyorsam, üretimimin bakan gözlere ulaşacağı gibi bir inancım var.


