Art On İstanbul’daki Haz ile Göklenir Dünya adlı sergiden başlayalım. Sergide yağlı boya resimleri görüyoruz. Hepsi de günlük yaşantıdan sahneler gibi görünüyor ama derinine inince aslında insan varoluşunun temel durumlarını görüyoruz. Ölüm, kayıp, doğanın insan ruhundaki yeri gibi… Biraz eserlerin oluşum sürecinden bahseder misiniz?
Haz ile Göklenir Dünya oluşmadan önce, Uyku Cumhuriyetinde Muhteşem Bir Cumartesi, Muhtemel Bir Pazar (2023-2025) Uyku Cumhuriyetinin Bayrakları (2022) adlı iki eser gövdesi oluşmuştu. Uyku ve düşlere dalmayı gerçeğe konforlu bir mesafeden bakmayı, gerçeği rüyalara yansıdığı kadarıyla görmeyi benimseyen bir tutum vardı. Şimdi hazla uyanış var. Bazı anlar var ki, hazla zaman duruyor, varlığımız o anda dünyaya kökleniyor. Bu, Roland Barthes’ın Metnin Hazzı’nda salt keyiften (plaisir) ayırdığı, öznenin bütünlüğünü sarsan ve “bir kayıp hali dayatan” aşkın bir haz, yani jouissance. İçinde olduğumuz an, zaman bir akordiyon gibi açılıyor ve genişliyor. Bir süredir o anları çizmeye çalışıyorum.
Haz ile Göklenir Dünya’da yer alan yerleştirme Domino Etkisi’nde seramikten yaptığım sırlı oyun taşlarından oluşuyor. Seramiğin sert ve sınırlı yüzeyine çizmek, Uyku Cumhuriyeti’nin Bayraklarında yastık ve yorganın üzerine boyadığım, fırça ile yumuşak yüzeylerin karşılaşmasından sonra çarpıcı bir geçişti. Domino taşlarının yüzeyine resimlerde sıkça çizdiğim imgeleri çizdim. Sırlananlar fırından çıktıktan sonra, onlarla oynamak ve farklı diziler oluşturmak, sabit bir film şeridini (verili yaşantı) hafızadan çıkararak, yeniden öykülemeye, kurgulamaya benziyor. Domino taşların devrilebilirliği ve kırılgan yapısı, boyamaya eşlik eden bir korku/gerilimi beraberinde getirdi. Yorganın yumuşaklığı, seramiğin sertliğinin ardından yeniden tuvalin açık alanına geçmek ferahlatıcı. Kırılganlık, korku ve gerilimle dolu dönemlerden geçtiğimizi, anması olmayan kayıplar yaşadığımızı, tüm bunların göbeğinde huzuru, keyif ve hazzı yaşamda nasıl var edebileceğimiz sorularının bir çoğumuz için geçerli olduğunu düşünüyorum. Kırılanlar için yas tutmaya, yıkıcı ve sonlandırıcı hamlelerle göz göze gelmeye, çürüyen, köklenen ve yeniden filizlenenlerin bir arada olduğu bahçede tüm parçaları bir araya getirmek istedim.
Sergideki eserlerde, “Eşikte var olma” hâli; ne tamamen içeride ne de dışarıda, ne tam olarak geçmişte ya da gelecekte, ne de şimdide olma durumu’’ olduğunu ifade ediyorsunuz. Psikoterapist olmanız daha doğrusu bu alanı eserlerinizde katmanlı anlatımlarla görülüyor diyebilir miyiz?
Psikoterapist olmak bireylere (geçmişi) anımsama, (şimdiyi) deneyimleme ve (geleceği) düşleme anlarında eşlik etmek demek. Bilincin kavşağında bu üç sapaktan herhangi birine girebileceği, birine girdiğinde diğer sapakları kaçırdığı anlara şahit oluyorsunuz. Bazen şimdi sapağından girmişken, gelecek düşlerine veya geçmiş anılarının yollarına da sapabiliyor. Tüm bu zihinsel manevralar ve trafik resimlerde izlerini kimi zaman yer, yön ve yol işaretleri, kimi zamanda araba metaforları ile karşımıza çıkıyor.
Psikoterapi pratiğinde de geçmişi konuşmak, bir puzzle’ın kayıp parçasını arar gibi daha önce aktarılanları, sözlenen ve çizilenleri birbiri ile bağlantılı hale getirmek üzere taramak var. İki pratik de arkeolojiye benzetilebilecek kazılar yapmaya toprağın derinliklerinde kalanı gün ışığına kavuşturmaya, alt-üst etmeye dair bir güdümlemeler içeriyor. Ayrıca, psikoterapistlik ve resim yapmak benzer biçimde retrospektif pratikler, önünüzde katman katman boyadığınız, boyadıkça derinleşen bir form oluşuyor. Hep bir önce verdiğiniz kararın izine bakarak ilerliyorsunuz. Uzamsal olarak ileriye bakarken, zamansal olarak geriyi izliyorsunuz, bu enteresan bir çarpıklık.
Domino Taşları ve Hafızanın Devrilebilirliği
Sergide yağlıboyalara eşlik eden, domino taşları, boks torbaları ve telefon ahizeleri gibi nesneler görüyoruz. Bu nesneler resmi derinleştiriyor mu ya da anlatımı güçlendiriyor mu?
Resimlerde geçen bir nesneyi, resmin içinden çekip çıkarmak ve izleyenin etkileşim alanına yerleştirmek eş zamanlı olarak bizi (izleyiciyi) resmin içine alıyor. Telefon kulübesinin içine girip resimlerin sesini dinleyebilmek, boks torbasının çevresinden dolaşabilmek bizi nesnenin geçişken/akışkan doğasına yakınlaştırıyor.
Salınan bir boks torbası üzerine boyanmış bir surat, antrenmandan yumruklar için belirlenmiş bir hedef gibiyken ve yanından yürüyüp geçerken rüzgârda sallanan bir ağacın ruhunun sureti gibi. Açık bir zarfa bakıp, nu önce bir eve sonra bir benzetebilen esnek zihin halleri ile katmanlanan bilince işaret etmek istiyorum.
Resimlerinizin görünen yüzeylerinin yanında (renk ve fırça darbeleri gibi) görünmeyen katmanları ve farklı manalara açılan alanları var. Bunlardan bahseder misiniz? Yaşam yolculuğunuzda karşınıza çıkan insanlar, onların hayatları ya da sizin duygu durumunuz mu bu katmanlar ve manalar?
Mutlaka bir takım örtüşmeler var, ancak otobiyografik bağlantılar kurulduğunda ve konu buraya bakıldığında resim bir artifact’e dönüşüyor. Benim hikâyemden özgürleştiğinde, başkalaştığında ise kendi ayakları üzerinde durabiliyor. Sanat terapisti olarak, sanatsal ifadenin bireyin iç dünyasına ayna tutan yapısıyla hayli haşır neşirim ama bir ressam olarak kendime yabancı olduğum resmi yapıyor olmak, resimle aramdaki mesafenin baki kalması, içindeki alanda kılavuzsuz kalmak, estetik bir sezgiyle yolumu aramak, resmi anlamak için kurşun kalemle yeniden çizmek, çizerken aklıma gelenleri yazmak ve seslendirmek; son olarak ses ile birlikte resmi bir film gibi izlemek benim onu bir öteki olarak tanıma çabalarım arasında geliyor.
Köklenmek mi, Çürümek mi?
Neyi, neden çizdiğimi bilmemek, son ana kadar anlamamak, bana büyüleyici geliyor. İnsan ruhunun şifresini kolay kolay çözemiyor. Resimlerin bulmaca gibi olması, anlamın baktıkça değişebilirliği bana tükenmez bir haz veriyor. İmgelerin anlatım dilinde bir çok ikililik var: yersel-göksel, bedenin içerisi-dışarısı, imgesel-jestürel resimde bir arada. Serginin adını düşünürken, ilk aklıma gelen Köklenmek ile Çürümek Arasında idi, sanki varoluş bir sarkıt gibi bu iki ihtimal arasında gel-git yapıyordu. Ardından tantrik metinlerden Hazla Köklenir Dünya ifadesi karşıma çıktı. İhtiyaçtan bir kelime uydurdum. İnsan bazen bir ağaç gibi köklenmeye, bazen de bir kuş gibi kanatlanmaya, uçmaya, süzülmeye dair arayışları olan bir varlık. Göklenme kelimesini uydururken, insanın bir bitki gibi hayata tutunmak için toprağa duyduğu kadar, havaya ve ışığa olan ihtiyacının altını çizmek istiyorum. Haz ile köklenmek, dünyevi varoluşa bağlılığın artması ise, haz ile göklenmek çoşkunun devamı olan yarını ve yaşamı düşlemek demek.
Resimdeki dışavurumcu bir yapı içinde aslında içsel olarak daha yumuşak ve şiirsel bir alan görüyoruz. Bazı resimlerde bir insan figürü ya da sadece bir nesneyle ortaya çıkıyor. Biraz bu yaklaşımdan bahsedebilir misiniz?
Bu sene resimlerde beliren figürleri manzara içinde kaybetmeden, kamufle etmeden ortaya koymak konusunda cesaretliyim. Dağın veya kum torbasının bir yüzünün olması, yüzün soyutlanan, meçhul bırakılan parçaları (gözler, kulaklar) ile somut detayları ele veren çizgiler bir arada sanırım sözünü ettiğin şiirselliği oraya çıkarıyor. İçeride ocağın yakınlarında olmasını beklediğimiz çaydanlık, dışarıda çimenlerin arasında olduğunda ve kapkara olduğunda, demlenme, dibin tutması; bir portre ile yan yana geldiğinde beklemek ve zamanın işlevi üzerine bir poetik bir durum oluşturuyor.
Resimlerdeki görsel dile, şiirsel yazılı bir dilin de eşlik ediyormuşçasına bir akım ve ilerleyiş kendini gösteriyor. Sanki her şey bir arada da tüm bir şiir ya da kısa kısa birçok şiiri bir araya getirmiş gibi bir hissiyat mevcut sergide. Sizin yaşantınızda ve üretim sürecinizde yazı ve dil nasıl bir rol oynuyor?
Kelimelerle oynanan oyunlar (scrabble,bulmaca vb.), şiirde kafiye ve aliterasyon çok ilgimi çekiyor. Bir harf değişince, seslerin anlamının değişmesi, bir anlamın diğerine sadece bir harf uzaklığında oluşu beni çok heyecanlandırıyor.
UYKU OYUNU
Uyku
Uyuş
Uyum
Uyu
Duyu
Duyumsa
Doyumsa
Doyum
Dokum
Doku
Oku
Ok
Oy
Oyuk
Oyun
Kelimelerle oynarken bir harf değişiminde olduğu gibi, resim yaparken de bir fırça vuruşu ile tüm ifade yön değiştirebilir. Yön değiştirmeleri, sapmak, u-dönüşleri, direksiyon kırmak, virajı alamadığı için savrulmak, domino oynarken bir taşın bütün seriyi devirebilmesi, yani hiper-dinamizmi ifade edebilmek için resim olduğu kadar kelimelere, ses ve yazıya başvuruyorum. Haz ile Göklenir Dünya’da resimlere bağlı telefon ahizelerinden yükselen seslere kulak verdiğinizde imge ve text ilişkisini duyacaksınız.



