Murat Önen'den "Resim Başka, Biz Başka" -
Murat Önen, İki adam ve sarı boşluk, Tuval üzerine yağlı boya 160 x 180 cm, 2025

Murat Önen’den “Resim Başka, Biz Başka”

Almanya’da yaşayan ressam Murat Önen’in Türkiye’deki ilk kişisel sergisi ‘resim başka sen başka’, 28 Mart’a dek Öktem Aykut’ta. Sanatçının bir ‘imge meyhanesi’ gibi izleyici ve kendisi ile paylaştığı resimleri, hem insan, hem de tasvirin varoluşsal çelişkilerine eziyetli, ama benzersiz bir dertleşme teklifinde bulunuyor.

Murat Önen’in Türkiye’deki ilk kişisel sergisi, İstanbul Tepebaşı’ndaki Öktem Aykut’ta 28 Mart’a dek izlenmeye devam ediyor. Özgün ismi ile, resim başka sen başka sergisi, sanatçının 2024 sonunda Düsseldorf Galerie Max Mayer ve 2025’te, Paris Edouard Montassut’de açtığı sergilere de devam niteliği taşıyor.

Önen’in çoğunluğu çerçevesiz teşhir edilen orta ebatlı resimlerini buluşturduğu ilk İstanbul sergisinde melankoli, eserleri birbirine bağlayan önemli bir ruh hali olarak kaydedilebiliyor. Zaten serginin adı da, bestekâr Avni Anıl’ın Kaderimde Hep Güzeli Aradım bestesine Fethi Dinçer’in yazdığı güftenin bir mısrasına dayanıyor.

Sanatçı sergiye bir (daha) özyaşam öyküsel detay ekleyerek, galerinin ardına bir çocukluk otoportresi ile şilte bırakıyor. Olabildiğince çıplak bir psikanalitik seans alanı gibi, izleyiciyi ürperten açıklık düzeyi ile bu yerleştirme, bir bakıma sergideki diğer yapıtların da galeriye özgürce kaçışmalarına vesile oluyor.

Resmin Mahrem Zamanı

Önen’in resimlerinde meseleler, genel bir bütünlüğe rağmen hayatta ve galeride kalmaya, asılı olmaya çalışıyor. İmgenin varlığını ve onun sözcülüğünü kendisi adına çok kırılgan bir vazife olarak duyumsayan Murat Önen, eserlerinde otoportreyi bir kimlik kostümü olarak sürekli kullanıyor. Resimlerin yarattığı etki, görülen rüyaların hatırlandıkça kaçıştığı o nazik, nadir anlara birer güzellemeye dönüşüyor. Absürtlüğün bir resmiyet halini aldığı sergi, bundan aldığı özgürlüğü ziyaretçiyle göz göze gelerek kutlarken, Önen’in seçtiği pastel renkler, resmin mahrem zamanına da romantik bir olgunluk makyajı yapıyor. Bu, resimlerin mevcudiyetleri ve sahiciliklerine de, kayda değer bir yardım haline geliyor.

Dresden Güzel Sanatlar Akademisi, Yeşim Akdeniz atölyesi çıkışlı ressamın sergisinde izleyici, tek ve ince bir öykü kitabına tutkuyla saplanmış gibi, art arda bir resimden ötekine sekiyor. Resimlerdeki ‘psikedelik’ samimiyet, sanatçının dışavurum seviyesi adına bakıldığında, galeriye Mehmet Güleryüz, Nevhiz, Komet, Van Gogh, Edvard Munch, Georges Rouault, Emil Nolde ve Neş’e Erdok gibi bir çok üstadı çağırabiliyor.

Murat Önen , Kendime günaydın,  Tuval üzerine yağlı boya, 65 x 55 cm, 2025

Gerçekle Gerçeküstü

1993 doğumlu genç palet Murat Önen’in sergisi, içinde kalındıkça tek gecelik biricik dostların edinildiği ıssız meyhanelerin o tekrarsız dert ortaklığını içeriyor.

Türkiye’den 2012’de ayrılmış ressamın resimlerinde elbette, nostaljinin tazyiğinde biçimlenen bilinçaltı kompozisyonların ağırlığı da duyumsanıyor. Gerçekle gerçeküstünü nereye kadar uzlaştırabileceğini tuval üzerinde fırçasını şımartmayan bir disiplinle münazara eden Murat Önen, serginin basın bildirisinde genelde birden fazla tuval üzerinde aynı anda çalıştığını vurguluyor.

Bu tavır, Önen’in hayatı, varoluşu ve bilinçaltını aynı zaman içinde deneyimlediğini, bir nevî kendi varoluş meyhanesi olarak tuvali seçtiğini, canındaki tüm masalara sabahlara kadar içtenlikle konduğunu bize işaretleyen kıymetli bir görsel aylaklığın da pasaportu halini alıyor.

Resimlerinin rasyonel limitini onların varoluşu lehine fedakârca gözeten Önen, belli bir süre sonra, tıpkı bir udî veya kanuncunun giriş taksimi gibi, kendini resmin eline bırakıp, neredeyse bir izleyici yabancılığı ile tuvalde olanlara merak ve içtenlikle seyirci kalmayı, sonra resimle birlikte resim yapmayı, birlikte söylemeyi ve susmayı, resmi dinlemeyi önemsiyor.

İmge İçinde İmge

Sözgelimi, sanatçının 2025 tarihli Biraz Yorgun Ama Yepyeni adlı eserini serginin geneli adına bir sözcü olarak kabul edersek, çalışma kendi içinde gerçekliği ve gerçeküstünü birbirine küstürmeyecek bir dengeyi izleyiciye ikram ediyor. Resim, kendi hakikatini de nasıl aşabileceğinin merakıyla, bir geçide dönüşerek bir üst hakikatin de tasvirini nasıl sahiplenebileceğinin araştırmasına koyuluyor. Eserde yatağından kendini çıkaran taşıyıcı / ressam / insan, gördüğü renkli an karşısında neyin hakiki olup olmadığı üzerine uyuşuk bir mucizenin varoluşçu saçmalığını yudumluyor.

Keza, sanki Aliye Berger’in Güneşin Doğuşu klasiğini anmaya yeltenmiş bir çarpıcı güneş başrolü ile, üç figür, ama iki ayrı varlık katmanı olarak bizi İki Adam ve Sarı Boşluk ile hemhal ediyor. İzleyicinin, bu resimlere ‘girip’, onlarda kendini ‘yüzmesi’ ve kendine ‘dalması’ için, belli bir efor sarf etmesi gerekiyor. Ama tam da bu çaba da, yine izleyicinin kendini ‘hiç bir şey yapmadan’ öteki diyebileceğimiz bu âleme bırakmasıyla mümkün olabiliyor.

“Doğu ve Batı kanonundan araç kutusu gibi faydalanıyorum. Soyut ve figüratif arasında bir ayrım gözetmiyorum; bunun yerine eserimin açık ve deneysel olması için ‘imge içinde imge’ yapısını ve resim sürecinin kendisini konu ediniyorum,” diyen Önen bunu, tıpkı Kendime Günaydın isimli, ‘aralıktaki’ otoportresi ile olduğu gibi, hep yapıyor.

Murat Önen, Biraz yorgun ama yepyeni, Tuval üzerine yağlı boya, 160 x 260 cm, 2025

Hayatın İzleri

Tıpkı zamanın ve varlığın olduğu / ya da olamadığı gibi, İmgenin de önü, ardı olabilir mi gibi çok basit, ancak nitelikli bir soru, sergi boyunca (tıpkı resimlerin de sizi seyrettiği duygusuna katılmanız gibi) hep bir hiçlikle, arkanızda duruyor. Hal böyle olunca da, onlardan kendi sabırsızlığınız ile sürekli uyandırılmışlığın huzursuzluğu, bu resimlerin size bıraktığı en önemli mirası oluyor.

Varlık böylece, sergi alanında kopan bir borç alacak meselesine dönüşüyor. İnsanın kendi hayatına aciz saplantısı, narsisizmden kaçmaya çalışan aslı ve sureti arasına sıkışan (öz)sevdası, hayatın izleri ve boşluğu arasındaki tercihin dayatmacı gazabı, hep bu resimlerin maruz kaldığı ve izleyenlerle tokuşturduğu biçimsel dertlere renk renk, ebat ebat meze oluyor.

Galeriden çıkana kadar sanki su altında rekor denemesi yapar gibi susan bu resimler; daha siz asansördeyken, sizden, herkesten ama en çok da birbirlerinden tıngır mıngır hesap soruyor. Sanatçının bir ‘imge meyhanesi’ gibi izleyici ve kendisi ile paylaştığı bu resimleri, hem insan, hem de tasvirin varoluşsal çelişkilerine eziyetli ama benzersiz bir dertleşme teklifinde bulunuyor

Kulaklığınıza kadar giren bu dertleşme, TRT Nağme’de çalan ilham perisi notalarla sürüyor.

Bestesi Avni Anıl’a, güftesi Fethi Dinçer’e ait şarkı sizler için Ferdi Özbeğen’den geliyor:

“Kaderimde hep güzeli aradım

İçimdeki sazlar başka söz başka

Hayalimde canlanırken muradım

Duvardaki resim başka sen başka

Gökyüzünde otağ kurdum oturdum

Yeryüzünde hayat başka ruh başka

Bu sevdadan artık ben de yoruldum

Yaz yağmuru kış yağmuru bambaşka”

Bilgi: https://oktemaykut.com/past-exhibitions/murat-onen-resim-baska-sen-baska

 

Beyazıt Öztürk’ten “Şeyler” Sergisi

0 0,00