The Met‘in oryantalizmi doğrudan merkezine alan ilk kapsamlı sergisi Orientalism: Between Fact and Fantasy 12 Haziran’da açıldı. Küratörlüğünü Islamic Art bölümünden Deniz Beyazıt ve Maryam Ekhtiar ile European Paintings bölümünden Asher Miller’ın üstlendiği sergi, aynı zamanda müzenin bu iki bölümünün ilk büyük ortak çalışması. 28 Şubat 2027 tarihine kadar dört galeride izlenebilecek sergi, 12 Met departmanından yaklaşık 180 işle dünyanın farklı yerlerinden ödünç alınan işleri bir araya getiriyor.
Sergi, Napolyon’un 1798 Mısır Seferi’yle açılıyor, 19. yüzyıl boyunca Akdeniz’in iki yakası arasında dolaşan biçimleri, teknikleri ve figürleri izleyerek Osman Hamdi Bey‘de sonlanıyor. Ingres, Delacroix, Gérôme, John Frederick Lewis ve John Singer Sargent’ın tuvalleri, Owen Jones, Edward C. Moore ve Philippe-Joseph Brocard gibi tasarımcı ve mimarların İslam sanatından devşirdiği motif ve tekniklerle yan yana yerleşiyor. Resim tek başına ele alınmıyor, fotoğraf, tekstil, seramik, cam, silah, zırh ve mimari çizimler dönemin temsil ekonomilerinin farklı katmanlarını görünür kılıyor.

Dört Bölüm
Sergi dört bölüm halinde kurulu. The Alhambra: Gateway to Orientalism, Endülüs’ü “doğu’ya açılan kapı” olarak konumlandıran anlatıyı ve Alhambresque tarzın yayılımını inceliyor. Hard and Soft Power: Orientalism and Design, 19. yüzyıl dünya sergilerini ve endüstrileşmeye karşı el sanatlarına yönelişi mercek altına alıyor. Facing the Orient ise Batılı ressamların Doğu’yu temsil ederken kullandığı portre, benzerlik ve tip kategorilerinin geçirgen sınırlarını sorguluyor. Bu bölüm, Met ziyaretçilerinin uzun süredir tanıdığı bir Osmanlı paralı asker portresi olan Gérôme’un Bashi-Bazouk (1868–69) tablosunu, aynı konu etrafında dönen başka yapıtlarla yan yana konumlandırıyor.

Osman Hamdi Bey Bölümü
Osman Hamdi Bey‘e ayrılan son bölüm, ressamın nadiren gösterilen bir grup yapıtını çağdaşlarınınkilerle yan yana koyuyor, aralarında Met’in 2025’te Türkiye Yüzüncü Yıl Fonu ve Zeynep Oğuz Bilimer, Evren Bilimer bağışı ile koleksiyonuna kattığı “At the Mosque Door “(1879) da bulunuyor. Küratöryel çerçeveleme, Hamdi Bey’i Paris akademisinin tekniğiyle Osmanlı’nın kozmopolit modernliğini içeriden resmeden bir figür olarak öne çıkarıyor. Küratör Deniz Beyazıt‘a göre bu yan yana getirme, 19. yüzyılın hiçbir sanatçısının Osmanlı İmparatorluğu’nun modern kozmopolit yaşamını Hamdi Bey kadar içeriden temsil edemediğini ortaya koyuyor:
“Onun tabloları, kuşaklar boyu Avrupalı oryantalist ressamların ürettiği egzotikleştirilmiş ve klişeleşmiş ‘Doğu’ tasvirlerine göz açan bir yanıt sunuyor.”



