Bazı sanatçılar konuşurken aslında yalnızca yaptıkları işleri anlatmazlar. Konuşma boyunca kendi düşünce dünyalarının kapılarını aralarlar. İnci Eviner’in Yapı Kredi Kültür Sanat’taki konuşması da böyle bir akşam oldu.
Sanatçı, üretimini anlatırken bir noktada beklenmedik bir cümle kurdu:
“Çizmek insanın yüzünün yok olmasıdır.”
Eviner sanatsal pratiğini nasıl düşündüğünü belki de en açık biçimde ifade ediyordu. Çizmek onun için bir imge üretme meselesi değil; insanın kendisinden kurtulabildiği bir alandı..
Dirimart tarafından yayımlanan Çizginin Üzerinde ve Ötesinde Hareket başlıklı monografinin lansmanı vesilesiyle düzenlenen konuşmada Eviner, yıllara yayılan üretim pratiğini anlatırken çizginin hayatındaki yerini de açtı. Moderatörlüğünü Merve Çağlar’ın yaptığı buluşma, kısa sürede bir sanatçı söyleşisinden çok, Eviner’in düşünce dünyasına doğru açılan bir yolculuğa dönüştü.
Sanatçı konuşmanın başlarında çizgiyle kurduğu ilişkinin çocukluğuna kadar uzandığını söyledi.
Altı Yaşından Beri Çiziyor
Bunu bir yetenek ya da disiplin olarak anlatmıyor. Daha çok bir uzantı gibi.
“Çizmek benim devamım gibi,” diyor.
Bu yüzden Eviner’in pratiğinde çizgi yalnızca bir teknik değil. Çizgi düşünmenin bir biçimi. Hatta bazen sanatçının kendisini yönlendiren bir güç.
“Bazen çizmek beni kontrol eder,” diyor.
Eviner için çizmek aynı zamanda bir kaçış. Ama romantik bir kaçış değil. Gündelik hayatın sıradanlığından kurtulma çabası.
Konuşmanın bir yerinde bunu çok açık bir şekilde ifade ediyor:
“Beni gündelik hayatın bayağılığından kurtarsın diye çiziyorum.”
Bu cümle Eviner’in sanatını anlamak için belki de en güçlü anahtarlardan biri. Çünkü onun çizgileri hiçbir zaman yalnızca estetik bir form kurmakla ilgilenmez. Çizgi, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmenin bir yolu olur.
Eviner’in üretimi bu yüzden çizimle sınırlı kalmaz. Çizgi zamanla video, performans ve hareketli imge çalışmalarına doğru genişler. Sanatçının erken dönem video işlerinden Harem, çizginin hareketle birleştiği ilk örneklerden biridir.
Ama Eviner’in konuşmasında dikkat çeken bir başka nokta daha vardı.
Yazı.
Sanatçı monografiyi anlatırken defalarca aynı şeyi vurguladı:
Bu kitapta metinler çok önemli.
Çizimle tanınan bir sanatçı için bu özellikle dikkat çekici bir vurgu. Eviner için yazmak görsel pratiğin dışında kalan bir alan değil; tam tersine onu tamamlayan bir düşünme biçimi.
Gençliğinde her yaz Rus klasiklerini okuma alışkanlığından bahsediyor. Sürekli olarak şiir okuduğunu da ekliyor sözlerine. Bu okumaların düşünce dünyasını şekillendirdiğini ve yazıyla kurduğu ilişkiyi derinleştirdiğini söylüyor. Bu yüzden Eviner’in pratiğinde metin ve çizgi birbirinden ayrı iki alan değil. İkisi de düşünmenin farklı biçimleridir diyebiliriz belki.
Konuşmanın ilerleyen bölümünde Eviner sanat yapmanın kendisi için ne anlama geldiğini anlatırken başka bir cümle kuruyor:
“Kendi yüzümden, kendi ağırlığımdan kurtulmak için…”
Bu ifadeye göre sanat, Eviner için bireysel kimliğin parlatıldığı bir alan değil . Tam tersine, insanın kendi ağırlığından sıyrılabildiği bir alan!
Eviner konuşmanın ilerleyen bölümünde Hasköy’de ki atölyeden de söz etti. Atölye onun için yalnızca üretim yapılan bir mekân değil; düşüncenin geliştiği bir alan. Sanat pratiğini uzun soluklu bir süreç olarak tarif eden sanatçı “Ben her gün oraya giderim, arada bir Bodrum’a gidip tatil yapayım gibi bir düşünce aklımdan geçmemiştir” diyor.
Süreklilik ve Dayanıklılık
Eviner, sanat üretiminin temelinde bu iki kavramın yattığını söylüyor.
Kitapta yer alan “Ortak Eylem Aygıtı” bölümü de bu düşüncenin bir uzantısı. Eviner’in akademide yürüttüğü kolektif üretim süreçlerini belgeleyen bu bölüm, sanatın yalnızca bireysel bir ifade alanı olmadığını, aynı zamanda ortak düşünme biçimleri yaratabileceğini gösteriyor.
Konuşmanın sonunda Eviner sanatın dünyayla kurduğu ilişkiye geri dönüyor. Ona göre sanat yapmak, dünyayı anlamanın bir yolu.
Çizginin Üzerinde ve Ötesinde Hareket başlıklı monografi de tam olarak bu ilişkiyi görünür kılıyor. Kitap Eviner’in üretimini tek bir anlatı içinde sabitlemek yerine, sürekli hareket eden bir düşünce alanı olarak ele alıyor.
Konuşmadan geriye ise şu düşünce kalıyor:
Bazen çizgi bir figür çizer.
Bazen bir hikâye anlatır.
Ama esas sanatçının kendi ağırlığından kurtulabileceği bir alan açar.



