Halil Altındere: Mizah Benim İçin Politik Bir Taktiktir -
Halil Altındere, Turkish Military Drones Rug, robotik tufting, yün ve viskoz, 320 × 220 cm, 2023. Sanatçı ve PİLOT Galeri’nin izniyle.

Halil Altındere: Mizah Benim İçin Politik Bir Taktiktir

Art Basel’in Katar’daki ilk edisyonunda PİLOT Gallery’nin solo sunumuyla yer alan Halil Altındere’nin işleri, göç, kimlik ve sosyo-politik meseleler etrafında şekillenen seçkisiyle, sanatçının gündelik olanla kurduğu mesafeyi ve bu mesafeden geliştirdiği düşünsel hattı görünür kıldı.

//

Uluslararası sanat sahnesinde dolaşımda olan bir pratik Halil Altındere’ninki. Video, heykel, performans ve yerleştirme arasında dolaşırken, politik ve toplumsal meseleleri temsil etmekten çok, onları yaşayanlarla birlikte düşünmeyi seçiyor. Ortaya çıkan üretimler ise tek bir merkezden değil, farklı seslerin yan yana geldiği bir alandan konuşuyor. Altındere’nin işleri, 7 Şubat’ta tamamlanan ve bu yılın dikkatle izlenen yeni duraklarından biri olarak öne çıkan Art Basel Qatar kapsamında izleyiciyle buluştu. Gözetimden askerî teknolojiye, tarihsel imgelerden gündelik hayata sızan absürtlüklere uzanan bu üretimler, sanatçının pratiğinde olağan ile olağan dışı arasındaki tanıdık gerilimi bir kez daha görünür kıldı. Otuz yılı aşkın süredir yapıtlarında mizah ve ironiyle iktidar, gözetim ve kültürel kodları sorgulayan Halil Altındere ile Art Basel Qatar’daki solo sunumu vesilesiyle konuştuk.

Art Basel Qatar’ın ilk edisyonunda Pilot Galeri ile yer aldınız. Bu karşılaşmayı sizin pratiğiniz açısından nasıl bir eşik olarak görüyorsunuz?

Art Basel Qatar’ın ilk edisyonunun, Wael Shawky tarafından klasik fuar formatının ötesinde, sergi mantığıyla ve küratöryel bir bütünlük içinde kurgulanmış olması benim için özellikle dikkat çekici. Booth sınırlarının geçirgenleştiği, kavramsal sürekliliğin ve deneysel yaklaşımın öne çıktığı bu model, hem kendi pratiğimle hem de Pilot Galeri’nin programatik yaklaşımıyla örtüşüyor. Bu nedenle bunu bir “eşik”ten ziyade, heyecan verici ve düşünsel olarak besleyici bir karşılaşma alanı olarak görüyorum.

Ayrıca Doha edisyonunun, coğrafi konumu ve katılımcı seçkisi itibarıyla Basel, Miami ya da Paris’ten farklı bir içeriksel yönelim geliştireceğini düşünüyorum. Paralel sergiler ve konuşmalar da bunu işaret ediyor; küresel sanat ekseninin yeniden konumlandığı bir anda,“Doğu”nun merkezileştiği yeni bir kültürel harita oluşuyor.

Halil Altındere, Star Wars: Royal Hunt, suluboya, sarı ve beyaz altın, bitkisel boyalı kâğıt üzerine; deri ciltli el yapımı muraqqa, 14 parça, her biri: 24 × 26 cm, 2023. Sanatçı ve PİLOT Galeri’nin izniyle.

Bir söyleşinizde “Sadece sanat dünyasının anlayacağı eserler üretmek istemedim” diyorsunuz. Art Basel Qatar gibi küresel ama aynı zamanda kamusal yönü güçlü bir bağlamda, işlerinizin kimlerle temas etmesini önemsiyorsunuz?

Pratiğimin en başından beri üretimimi yalnızca sanat dünyasının iç referanslarına hapseden bir çerçevede kurmak istemedim. İzleyicilerimi farklı sosyal ve kültürel katmanları içerecek biçimde geniş hayal ettim. Bu, hem estetik hem de etik bir tercihti. Sokağın nabzı, gündelik hayatın dili ve toplumsal gerilim alanları benim için her zaman belirleyici oldu. Özellikle Ortadoğu coğrafyasından beslenen işlerin yine bu coğrafyada karşılık bulması, yalnızca temsil değil, diyalog açısından da önemli. İşlerimin farklı toplumsal kesimlerle temas edebilmesi, benim için sanatsal üretimin asli motivasyonlarından biri.

Medyumlar Arası Bütünlük

Bu seçkide MOBESE, Turkish Military Drone Rugs ve Miniature Serisi birlikte yer alıyor. Bu işleri yan yana getiren, sizin için bu sunumu bir bütün hâline getiren temel mesele ne? Bu seçkinin Katar gibi farklı politik ve kültürel katmanlara sahip bir bağlamda nasıl okunacağını düşünüyorsunuz?

Bu seçkide yer alan işler arasında zamansal bir mesafe olsa da tematik bir süreklilik söz konusu. 2011 tarihli MOBESE, küresel ölçekte artan gözetim kültürünü odağına alırken; 2023’te ürettiğim insansız askeri gözetleme drone halıları, teknolojik savaş ve gözetim rejimlerinin yeni biçimlerine işaret ediyordu. Bu iki iş arasında gözetim, iktidar ve görünürlük rejimleri üzerinden kurulan bir devamlılık mevcut.

Benzer şekilde, minyatür ve tekstil işleri de günümüzün politik ve jeopolitik atmosferini tarihsel referanslarla birlikte ele alıyor. Bu seçki, çağımızın siyasal iklimini farklı medyumlar aracılığıyla “koklayan” bir bütünlük oluşturuyor. Katar gibi çok katmanlı bir politik ve kültürel bağlamda ise bu işler hem bölgesel deneyimlerle kesişen hem de küresel güç ilişkilerine dair eleştirel bir çerçeve sunan bir okuma imkânı yaratabilir.

Art Basel Qatar, Wael Shawky’nin küratöryel yaklaşımıyla “becoming” teması etrafında, klasik stant düzeninin dışında bir format sunuyor. Bu açık sergileme biçimi, işlerinizin okunma biçimini sizce nasıl etkiliyor?

Art Basel Qatar sürecini PİLOT ile birlikte bir bienal sergisine hazırlanır gibi ele aldık. Yalnızca tekil işlerin gücünü değil, aralarındaki kavramsal ve görsel ilişkiyi de önemsedik. Sergileme mantığına uygun, bütünlüklü bir yerleştirme tasarladık.

Açık ve geçirgen bir mekânsal düzen, işler arasındaki diyaloğu görünür kılıyor; izleyicinin parçalı değil, ilişkisel bir okuma yapmasını mümkün kılıyor. Bu da üretimimdeki süreklilikleri ve kavramsal omurgayı daha belirgin hâle getiriyor.

Halil Altındere, MOBESE, altın kaplama paslanmaz çelik, teleskopik sistem, 50 × 50 × 250–450 cm, Unique, 2011.
Sanatçı ve PİLOT Galeri’nin izniyle.

Körfez coğrafyasında yükselen yeni sanat merkezleri, küresel sanat haritasında dengeleri değiştiriyor. Sizce bu merkezleşme, sanat üretimi kadar sanatın dolaşımını ve alımlanışını da dönüştürüyor mu?

Sharjah Bienali ve Art Dubai ile ivme kazanan süreç; Abu Dabi’de uluslararası müze şubelerinin açılması, Doha’daki yeni müzeler, devlet destekli koleksiyonlar ve uluslararası ölçekte ses getiren sergilerle yeni bir kültürel ekosistem yarattı. Art Basel Qatar bu sürecin doğal bir uzantısı.

Kamusal alan heykellerinin hem şehir merkezlerinde hem de çöl coğrafyasında konumlandırılması, Ortadoğu’da yeni bir kültür-sanat rotasının oluştuğunu gösteriyor. Bu yalnızca üretim koşullarını değil, sanatın dolaşımını, alımlanışını ve kültür turizmiyle kurduğu ilişkiyi de dönüştüren yeni bir merkezleşme süreci.

Erken dönem işlerinizden bugüne, politik şiddet, kimlik ve temsil meseleleri pratiğinizde hep güçlü biçimde yer aldı. Geriye dönüp baktığınızda, sizi en çok şaşırtan süreklilik ya da kırılma ne oldu?

2011’de Suriye’de başlayan ve tarihin en büyük zorunlu göç hareketlerinden birine dönüşen süreç, pratiğimde belirgin bir dönüm noktası oldu. Space Refugee, Homeland ve Köfte Airlines gibi işlerimde mülteci bir astronot ya da hip-hop sanatçısıyla kurduğum işbirlikleri, hem sanat dünyasında hem de gündelik hayatta güçlü yankılar uyandırdı. Bu işler, temsil meselesini yalnızca imgesel düzeyde değil, özneyle kurulan doğrudan işbirliği üzerinden ele almamı sağladı. Bu açıdan, pratiğimde hem süreklilik hem de yeni bir açılım alanı yarattılar.

Resim, video, fotoğraf, heykel, minyatür ve tekstil gibi çok farklı medyumlarla çalışıyorsunuz. Bir fikrin hangi malzeme ve teknikle hayata geçeceğine nasıl karar veriyorsunuz?

Bir fikri üretirken herhangi bir forma ya da malzemeye öncelik tanımıyorum. Önce temayı ve kavramsal çerçeveyi kuruyorum; ardından o fikri en güçlü biçimde taşıyacak medyumu, formu ya da gerekiyorsa iş birliği yapacağım kişileri belirliyorum. Dolayısıyla medyum, fikrin hizmetinde olan bir araç; önceden belirlenmiş bir estetik programın sonucu değil.

Halil Altındere, Old Battles, New Protocols, tuval üzerine akrilik boya, sarı ve beyaz altın, 125 × 85 cm, 2025. Minyatür sanatçıları: Filiz Adıgüzel, Fatma Akdaş. Sanatçı ve PİLOT Galeri’nin izniyle.

“Mizah ve İroni Politik Bir Taktiktir”

İşlerinizde mizah ve ironi, çoğu zaman sert politik gerçekliklerle yan yana duruyor. Mizah, sizin için eleştirel bir mesafe mi yaratıyor, yoksa izleyiciyle daha doğrudan bir temas alanı mı açıyor?

Mizah ve ironi, benim için yalnızca estetik bir tercih değil, politik bir taktiktir. Situasyonistlerin, özellikle Guy Debord’un “gösteri toplumu” eleştirisinden ve ‘68 hareketinin yaratıcı sloganlarından beslenen bir direnme biçimi söz konusu.

Mizah, sert politik gerçekliklerle izleyici arasında hem eleştirel bir mesafe kurar hem de doğrudan bir temas alanı açar. Bu çift yönlü işlev benim pratiğimde önemli bir anahtar.

Bazı işleriniz, üretildikleri dönemde gerçeküstü ya da absürt bulunurken, zamanla yaşananlarla çarpıcı biçimde örtüşüyor. Sizce bu durum, sanatın zamana nasıl temas ettiğini gösteriyor?

2016’da ürettiğim Köfte Airlines işinin 2021’de Afganistan’da yaşanan siyasi gelişmelerle beklenmedik biçimde örtüşmesi çarpıcıydı. Sanatın hayatı taklit ettiği düşünülürken, kimi zaman hayatın sanatı taklit ettiği hissine kapılabiliyoruz. Bu durum, sanatın zamana yalnızca tanıklık etmediğini; kimi zaman sezgisel bir öngörü kapasitesiyle, henüz görünür olmamış olasılıkları işaret edebildiğini gösteriyor.

“Bir stüdyoya kapanıp resim yapmıyorum, yaşadığım döneme ve coğrafyaya ilişkin işler yapıyorum” diyorsunuz. Bugün, dünyadaki bu yoğun kırılmalar içinde, sanatın rolünü nasıl tanımlıyorsunuz?

Sanatın rolüne dair kapsayıcı ve “ulvi” bir tanım yapma iddiasında değilim. Ancak kendi pratiğim açısından söyleyebileceğim şu: Ben bir stüdyoya kapanıp zamandan ve coğrafyadan yalıtılmış işler üretmiyorum. İçinde yaşadığım dönemin kırılmalarına, çelişkilerine ve gerilimlerine temas etmeye çalışıyorum. Sanatın rolü belki de tam burada, bu temasın biçiminde ve yoğunluğunda beliriyor.

7. Mardin Bienali Sanatçıları Açıklandı

0 0,00