Londra’nın en sembolik kamusal sanat alanlarından biri olan Trafalgar Square’in Fourth Plinth’i, 10 Eylül’de yeni bir heykele ev sahipliği yapmaya başladı. New Yorklu sanatçı Tschabalala Self’in Lady in Blue adlı eseri, meydanın kuzeybatı köşesindeki kaidenin yeni işi oldu. Böylece eser, Fourth Plinth programının 16. komisyonu olarak yerini aldı.
Kim yaptı?

Lady in Blue, 1990’da New York’un Harlem bölgesinde doğan ve New York’ta yaşayan sanatçı Tschabalala Self tarafından üretildi. Self, resim, baskı ve heykel alanlarında çalışıyor; özellikle kadın bedeninin ve figürünün temsiline odaklanan işleriyle tanınıyor.
Sanatçı, 2024’te Andra Ursuţa ile birlikte Fourth Plinth komisyonunun kazananlarından biri olarak açıklanmıştı. Komisyon, Ekow Eshun başkanlığındaki Fourth Plinth Commissioning Group tarafından seçildi; kısa listedeki çalışmalar için halktan da 10 binden fazla görüş alındı.
Yaklaşık anıtsal ölçekteki bronz figür, mavi bir elbise ve yüksek topuklu ayakkabılarla yürüyen siyah bir kadını gösteriyor. Heykelin yüzeyi canlı bir maviyle kaplanmış; takılarında da tarih boyunca pigment olarak kullanılan lapis lazuli taşının rengine gönderme yapılıyor.
Bu mavi yalnızca estetik bir tercih değil. Lapis lazuli, antik dönemlerden bu yana Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’da kullanılan, özellikle Avrupa sanat tarihinde önemli yeri olan nadir ve değerli bir pigment. Londra City Hall da eserin bu özelliğini, Trafalgar Square’deki tarihsel anıtlarla kurduğu ilişkinin bir parçası olarak tanımlıyor.
Neden Trafalgar Square?
Self’in yaklaşımının merkezinde, tarihî bir kişiliği temsil eden geleneksel anıt fikrinden uzaklaşmak var. Sanatçıya göre Lady in Blue bir kraliçeyi, politikacıyı, askerî lideri ya da geçmişten bir kahramanı temsil etmiyor. Günümüz Londra’sında yaşayan sıradan bir kadını — “everywoman”ı — anıtsal ölçekte görünür kılıyor.

Self, eserin bir “idole” ya da tarihî bir figüre tapınma nesnesi olmadığını; geleceğe doğru yürüyen, gündelik hayatın içinden bir kadın olduğunu söylüyor. Bu nedenle heykelin hareket hâlindeki formu da önem taşıyor: Kadın durmuyor, yürüyor ve ileriye bakıyor.
Siyahi bir kadının burada görünür olması neden önemli?
Trafalgar Square, İngiltere’nin askerî güç, imparatorluk ve ulusal tarih anlatısıyla güçlü biçimde ilişkilendirilmiş kamusal alanlarından biri. Meydanın anıtsal düzeni ağırlıklı olarak tarihî erkek figürleri üzerinden kurulmuş durumda.
The Independent’ın aktardığı Art UK verilerine göre, İngiltere’de tek bir isimli kişiyi anan 2.498 kamusal heykelin 2.054’ü erkeklere, 444’ü kadınlara ait; siyah kadınları temsil eden isimli kamusal heykel sayısı ise yalnızca yedi.Bu nedenle Lady in Blue’nun önemi, yalnızca siyah bir kadının temsil edilmesinden değil, sıradan bir siyah kadının ülkenin en görünür kamusal anıt alanlarından birinde “anıtsal” ölçekte yer alabilmesinden kaynaklanıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Lady in Blue, belirli bir tarihî siyah kadının anısına yapılmış bir anıt değil. Tam tersine, Self özellikle adı olmayan, gündelik bir kadını temsil etmeyi seçiyor. Dolayısıyla eser, “geçmişten unutulmuş bir kahramanı geri getirmekten” çok, bugün kimlerin kamusal alanda temsil edilmeye değer görüldüğü sorusunu gündeme getiriyor.
Fourth Plinth neden önemli?

Trafalgar Square’de başlangıçta IV. William’ın heykelinin yer alması planlanan ancak bütçe yetersizliği nedeniyle boş bırakılan Fourth Plinth, 1999’dan itibaren çağdaş sanat için dönüşümlü bir kamusal sanat platformuna dönüştü. Mark Wallinger’ın Ecce Homos’u ile başlayan programda Marc Quinn’in Alison Lapper Pregnant’ı, Katharina Fritsch’in dev horozu ve Samson Kambalu’nun Antelope’u gibi farklı işler yer aldı.
Lady in Blue, 2024–2026 döneminde kaidede bulunan Teresa Margolles’in Mil Veces un Instante (A Thousand Times in an Instant) adlı çalışmasının yerini aldı. Margolles’in işi, Londra ve Meksika’dan trans, non-binary ve toplumsal cinsiyet normlarının dışında tanımlanan insanların yüz kalıplarından oluşuyordu.
Bu açıdan Fourth Plinth, bugün yalnızca bir heykelin sergilendiği kaide değil; Londra’nın kamusal alanda hangi bedenlere, kimliklere ve hikâyelere yer açtığını tartıştığı bir platform haline gelmiş durumda.
Sanatçının geçmişindeki önemli ayrıntı
Lady in Blue‘nun kamusal alandaki görünürlüğü, Self’in daha önce İngiltere’de yaşadığı bir olay nedeniyle ayrıca dikkat çekiyor. 2022’de Londra’daki Coal Drops Yard’da sergilenen Seated adlı heykeli daha sonra Bexhill-on-Sea’deki De La Warr Pavilion’a taşındığında, eser yalnızca siyah ten bölümlerine beyaz boya püskürtülerek vandalize edilmişti. Self, The Guardian’a olayın ırkçı bir saldırı olduğunu söyledi.

Sanatçı buna rağmen Lady in Blue‘yu bir tepki veya protesto anıtı olarak tasarlamadığını belirtiyor. Onun için mesele, siyah bir bedenin yalnızca ırk kimliği üzerinden okunması değil; siyah bir kadının aynı zamanda herkes gibi gündelik, özgür ve kendi hayatının öznesi olarak görülebilmesi.
Lady in Blue, 2028’e kadar Trafalgar Square’in Fourth Plinth’inde kalacak. Ardından kaideye Rumen sanatçı Andra Ursuţa’nın yeni çalışmasının yerleştirilmesi planlanıyor.


