Bir Mitin Sinematik Dönüşümü: Odyssey -
Odyssey filminden

Bir Mitin Sinematik Dönüşümü: Odyssey

Homeros’un binlerce yıllık destanından uyarlanan Christopher Nolan’ın yeni filmi Odyssey, 17 Temmuz’da izleyiciyle buluşarak sinema dünyasının gündemine yerleşti.

Homeros’un destanında olduğu gibi Odyssey, Truva Savaşı’nın ardından Kral Odysseus’un 10 yıl süren İthaka’ya dönüş yolculuğunu ve bu serüven boyunca karşılaştığı engelleri mitolojik bir dille anlatıyor.

Efsaneye göre Truva Savaşı, Paris’in Helen’i kaçırmasıyla başlar ve Truva Atı planıyla sona erer. Bu stratejinin mimarı ise Odysseus’tur. Filmde Nolan, Truva Atı’nı anlatılardaki devasa ahşap at olarak kullanmak yerine, daha gerçekçi bir askeri strateji olarak yorumluyor. At, filmde görkemli ve efsanevi bir simgeden ziyade, savaşın yıkımı içinde düşmanı aldatmaya yarayan pratik bir araç olarak tasvir ediliyor.

Odyssey filminden

Goya Tablosundan Nolan Sinemasına

Filmde yer alan mitolojik karakterlerden biri olan Tepegöz tasarımının , Francisco Goya’nın Çocuklarını Yiyen Satürn tablosunu anımsatan görsel bir estetik taşıdığı yorumları yapılıyor.

Roma mitolojisindeki Satürn’ün (Yunan mitolojisindeki Kronos)  iktidarını kaybetme korkusuyla oğlunu yediği anı tasvir eden eser, Batı sanat tarihinin en çarpıcı ve sarsıcı yapıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Homeros’un destanındaki Tepegöz de benzer şekilde, kontrolsüz güç, vahşet ve insanın ilkel doğasını simgeleyen en dikkat çekici mitolojik karakterlerden biri olarak anlatılıyor.

Çocuklarını Yiyen Satürn, Francisco Goya

Goya referansı önemli çünkü Nolan burada yalnızca bir mitolojik karakter tasarlamıyor, aynı zamanda Batı sanat tarihinin en karanlık imgelerinden birini yeniden yorumluyor. Yani bu yalnızca Homeros’a değil resim tarihine de bir gönderme olarak okunabilir.

Filmlerinde CGI gibi dijital efekt yöntemlerini sınırlamayı tercih eden Nolan, sinemada fiziksel üretimin ve somutluğun gücüne olan inancını Odyssey’de de sürdürerek bu karanlık figür için dev bir kukla tasarlattı.

Nolan’ın Goya’dan esinlenerek tasarlattığı dev kukla

Filmin müzikleri Nolan’ın önceki yapımları Tenet ve Oppenheimer’da da birlikte çalıştığı Oscar ödüllü besteci Ludwig Göransson’a ait. Göransson, Odyssey’nin müziklerinde geleneksel bir orkestra kullanımından uzaklaşarak antik Yunan dünyasına ait enstrümanlardan ilham alan özgün bir ses dünyası oluşturdu.

Dijital Çağda Analoga Dönüş

Odyssey, tamamı IMAX kameralarıyla çekilen ilk uzun metrajlı film olarak sinema tarihinde bir ilke imza attı. IMAX kameraların görüntüyü fiziksel film şeridine kaydetmesi, dijital kameralara kıyasla farklı teknik zorlukları da beraberinde getiriyor. Kameraların çalışma sırasında ürettiği yüksek mekanik ses nedeniyle çekimlerde özel ses yalıtım kutuları kullanıldı.

Odyssey filmindeki ayna tekniği, Fotoğraf: IMDB

Aslında bu yöntem yeni değil; sesli sinemanın yaygınlaşmaya başladığı 20. yüzyılın ilk yarısında, gürültülü kameraların diyalog kayıtlarını etkilemesini önlemek amacıyla geliştirilen bu muhafazalar, dijital kameraların yaygınlaşmasıyla büyük ölçüde kullanım dışı kalmıştı. Odyssey ile birlikte bu yöntem yeniden büyük ölçekli bir yapımda kullanıldı. Kameraların etrafını saran bu sistem oyuncuların birbirlerini görmesini zorlaştırınca, karşılıklı sahnelerde kameralara aynalar yerleştirilerek analog film teknolojisinin getirdiği fiziksel sınırlamalara pratik bir çözüm üretildi.

Peki Nolan zorluklarına rağmen neden bu yöntemi tercih etti? Bu tercihin altında Nolan’ın izleyiciyi hikâyenin içine daha güçlü bir biçimde çekme isteği bulunuyor; IMAX formatının sunduğu fiziksel ve görsel deneyim de yönetmenin sinema anlayışıyla örtüşüyor.

Film, Nolan’ın tasarladığı formatta, yani IMAX 70 mm olarak dünya genelinde yalnızca 41 salonda izlenebiliyor.

Filmin yapımında yaklaşık 2,1 milyon fit (yaklaşık 640 kilometre) uzunluğunda IMAX film şeridi kullanılırken, sinema gösterimleri için hazırlanan nihai film kopyasının ağırlığının 846 libreye (yaklaşık 384 kilogram) ulaştığı belirtiliyor.

Odyssey filminin kamera arkasından, ©️AP photo

Bir İlham Kaynağı Olarak Homeros

Christopher Nolan’ın Homeros dünyasına ilgisi ise yeni değil. Yönetmen, kısa süreliğine 2004 yapımı Troy filmini yönetmek üzere Warner Bros. tarafından projeye dahil edilmişti. Ancak stüdyo, Wolfgang Petersen’in geliştirdiği süper kahraman projesini iptal edince Petersen Troy’a geri döndü ve filmi kendisi yönetti. Nolan ise yıllar sonra verdiği bir röportajda, Antik Yunan dünyasının uzun zamandır ilgisini çektiğini ve özellikle Truva Atı’nı sinemada nasıl ele alacağına dair bazı görsel fikirleri yaklaşık yirmi yıldır zihninde taşıdığını anlattı. Yönetmenin söylediğine göre özellikle Truva Atı’nın kuma gömülü, sahile vurmuş görüntüsü o yıllardan beri aklındaydı.

Başka bir röportajında ise şöyle diyor:

Odyssey gelmiş geçmiş en büyük destan. Daha önce yaptığım bütün filmlerin özü burada. O hikayelerin hepsi bu destanın içinde var. Interstellar olsun The Dark Knight olsun… Bütün o küçük detaylar Odyssey’den geliyor. Bu yüzden bir anlamda o kaynağa geri dönüyoruz.”

Odyssey filminden

Nolan’ın da belirttiği gibi Odyssey’e yönelmesinin temelinde, yıllardır sinemasında ele aldığı temaların Homeros’un destanında karşılık bulması yatıyor. Zaman, hafıza, kader ve eve dönüş arzusu gibi kavramlar, hem Odyssey’in merkezinde hem de Nolan’ın önceki filmlerinde kendini gösteriyor.

Odyssey’in Zamansızlığı ve Evrenselliği

Odyssey’in binlerce yıl sonra hâlâ anlatılmasının nedeni yalnızca eski bir mit olması değil, sonraki yüzyılların hikâye anlatma biçimlerini şekillendiren en eski ve temel eserlerden biri olması.

Destan; aidiyet, kahramanlık, kayıp, kimlik arayışı ve eve dönüş gibi evrensel insan deneyimlerini konu alıyor. Bu temalar, Homeros’un döneminden günümüze kadar farklı anlatılarda varlığını sürdürerek pek çok hikâyenin temelini oluşturuyor.

Joseph Campbell‘in “kahramanın yolculuğu” kuramı, büyük ölçüde Homeros’un destanlarında şekillenen anlatı yapısını temel alır. Bu nedenle Odyssey yalnızca Antik Yunan’ın değil, modern sinemanın da görünmez omurgalarından biridir.

Odyssey filminden

Aynı zamanda Odysseus’un kahramanlık anlayışı günümüzdeki ile örtüşüyor. Fiziksel gücünden çok zekâsı, stratejisi ve karşılaştığı zorluklara uyum sağlama becerisiyle öne çıkan Odysseus, modern anlatılardaki daha karmaşık kahraman figürlerinin erken örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Mitlerin kültürel hafızadaki gücü de Odyssey’in binlerce yıl boyunca varlığını korumasında önemli bir rol oynuyor. Destandaki canavarlar ve tanrılar yalnızca fantastik figürler değil; insanın korkularını, arzularını, kibirini ve kayıplarını yansıtan semboller olarak karşımıza çıkıyor.

Belki de Odyssey bugün yeniden ilgi görüyor çünkü çağımızın en temel sorularından biri artık “eve nasıl döneriz?” sorusu. Göçler, savaşlar, iklim krizi ve parçalanan aidiyet duygusu içinde Odysseus’un uzun yolculuğu, yalnızca antik bir kahramanın değil, çağdaş insanın da hikâyesine dönüşüyor.

Queer Film Seçkisi

0 0,00