Tavandan düşen su damlalarının sesi kaydedilip sekiz hoparlör aracılığıyla yeniden mekâna yayılıyor, böylece sarnıç kendi doğal sesini üretirken aynı ses yeniden dolaşıma giriyor. Kırmızı dikey heykeller sarnıcın taş sütunlarının ritmiyle eşleşiyor. Beyaz bir plexi oval, kendi iç anatomisini bir gözetleme deliğinden izleyiciye açarken suyun içine yerleşen biyomorfik kırmızı form ise yansımalarla birlikte sürekli değişen yeni siluetler üretiyor. Seçkin Pirim‘in kurgusu, sarnıcın kimliğini görünür kılarken serginin temel yaklaşımını da haber veriyor: müdahale etmektense dinlemek, yarışmaktansa diyalog kurmak.
Dün ile Bugün, 12 Haziran – 31 Ağustos tarihleri arasında Dirimart ve İBB Kültür AŞ iş birliğiyle Şerefiye Sarnıcı‘nda görülebilir. Seçkin Pirim’in on bir yıllık üretim pratiğinden seçilen işler, yeni bir seri üretmek yerine tarihî mekânla kurdukları ilişki üzerinden yeniden bir araya geliyor. Sanatçının ifadesiyle bazı eserler, “sanki buraya özel hazırlanmışçasına” mekâna ayak uyduruyor. Böylece Şerefiye Sarnıcı serginin ev sahibi olmanın ötesinde kurucu unsurlarından da biri hâline geliyor.

Pirim‘in son üç kişisel sergisinin başlıklarını yan yana koyduğumuzda dikkat çekici bir hat beliriyor: İnziva, Günübirlik İnşa ve şimdi Dün ile Bugün. Önce içe çekilme, ardından bugünün geçiciliği üzerine düşünme, son olarak ise geçmiş ile bugün arasında kurulan bir zaman ekseni. Dün ile Bugün bu yönüyle sanatçının son yıllarda hafıza, mimari ve zaman üzerine yoğunlaşan araştırmasının yeni bir uğrağı olarak okunabiliyor. Bu okumaya, 2010 yılında yeniden kamusal kullanıma açılarak çağdaş sanat ve kültür etkinliklerine ev sahipliği yapmaya başlayan, yaklaşık 1600 yıllık geçmişe sahip Şerefiye Sarnıcı da kendi tarihini ekliyor. Böylece serginin başlığındaki dün tek bir zamana işaret etmiyor, 5. yüzyıldan bugüne ulaşan mimari hafıza, sanatçının on bir yıla yayılan üretimiyle aynı mekânda kesişiyor. Geçmiş ile bugün, birbirine karşıt iki zaman dilimi olmaktan çıkıp aynı deneyimin katmanları hâline geliyor.
Dün ile Bugün vesilesiyle Seçkin Pirim ve İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Osman Cenk Akın ile tarihî bir yapıda sergi üretme sürecini, çağdaş sanatın kültürel mirasla kurduğu ilişkiyi ve zaman fikrinin sanatçının pratiğinde nasıl dönüştüğünü konuştuk. Pirim’in söyleşide kurduğu şu cümle ise serginin çıkış noktasını belki de en iyi özetliyor:
“Geçmişi olmayan bir çağın geleceğinin çok kolay kurgulanabileceğini düşünmüyorum.”

Seçkin Pirim
Şerefiye Sarnıcı gibi 1600 yıllık bir yapıda sergi açmak işlerinizi nasıl dönüştürdü? Bu mekanın size dayattığı ya da sunduğu şeyler neler?
Mekan aslında sergi yapmak için zorlayıcı ama bir o kadar da çekici. Şerefiye Sarnıcı ile işler bir yarış haline asla giremez, sadece diyalog kurabilir. Burada sergilemek istediğim işleri de bu doğrultuda yani mekan ile konuşan işler olabilecek şekilde seçtim.
Sergi 2014’ten 2025’e on bir yıllık bir yelpazeden işler içeriyor. Bu kadar farklı dönemden eserleri Şerefiye’de bir araya getirirken nelere dikkat ettiniz?
Aslında bir önceki soruda biraz değinmiş oldum. Dediğim gibi mekanla bir dili olan hem yapısal hem alt metni olarak bir dili olan işleri bu sergiye dahil etmek istedim. Son dönem sergilerimden işler de var 2014’teki yapmış olduğun bir müze sergisindeki seriden işler de var. Özellikle son sergim olan günübirlik inşa da yer alan işlerden bir kısmı sanki buraya özel bir sergi hazırlamışcasınatam mekana ayak uydurdu.
Mekanla diyalog kurmanın ötesinde neredeyse bir teslimiyet pozisyonu tarif ediyorsunuz. Şerefiye Sarnıcı karşısında “yarışmamak” sizin için ne anlama geliyor?
Senelerdir Antik Çağlar’daki yaşamın hem sosyolojik hem yapısal hem kültürel olan tüm alanlarına karşı ilgim var. Burada beni heyecanlandıran aslında ilk yapısal yaklaşımdan başlarken orada etkilendiğim tüm davranış biçimlerinin beni sosyolojik ve kültürel alandaki davranış biçimlerini de araştırmaya yönelterek daha geniş kapsamlı bir düşünme biçimine yöneltmesi oldu. Burada ‘yarışmamak’ mekansal olarak, kendi adıma bile söyleyebilirim, kaybetmiş olduğum hassasiyetlerin karşısında ortaya çıkardığım yapıtların yanında mekana ve zamana saygı göstermek anlamına geliyor. Geçmişi olmayan bir çağın geleceğinin çok kolay kurgulanabileceğini düşünmüyorum.

Şerefiye’nin damlayan su sesini kaydedip sergiye entegre etmek, mekanın hafızasını işitsel olarak da içeri taşıyor. Bu jesti, mekanın sesini ödünç almak mı yoksa birlikte konuşmanın bir yolu olarak mı görüyorsunuz?
Kurum sırasında, mekanda genel bir müzik olması fikri ortaya atıldı. Bu noktada mekanın zaten kendi bir sesinin olduğunu fark ettim. Çok fazla değil sadece tek bir yerden birkaç damla su damlıyordu. Zaten mekanın kimliği ve hafızası doğrultusunda mekan bize ses olarak da bir jest yapmıştı zaten. Benim fikrim sadece bunu biraz daha görünür kılmaktı.
Sarnıç içinde özellikle boş bıraktığınız alanlar dikkat çekiyor. Bu boşluk kararını mekansalve kavramsal olarak nasıl konumlandırdınız?
Sergiyi bir galeri mekanı sergisi gibi düşünmemek lazım. Zor bir mekan. Ki alanın yapısal işlevi sergi yapılsın diye değil tabii ki. Sergiye işleri seçmeden önce 3-4 kez gittim ve mekanda zaman geçirdim. Kendi galeri sergilerimde bile galeriyi boşluklarıyla değerlendirmeyi çok severim. Şerefiye sarnıcında da gene bu hissiyatla ilerledim. Aslında boşluklar heykellerin alanlarını daha iyi ortaya çıkarmaya yarıyor. Heykelin plastik açıdan sorunsallarından biri olan boşluk doluluk kavramını heykel içerisinde düşünürken sergileme biçiminde mekan içerisinde de düşünmek bence bir gereklilik.
Sergideki palet siyah, beyaz, kırmızıdan oluşuyor, mavi ise sarnıcın üst katında. Bu üç renk sarnıcın atmosferiyle nasıl ilişkili, maviyi neden sarnıcın dışında bıraktınız?
Bu renk paleti aslında genel üretimimdeki var olan tek renk palet. Daha önceki işleme bakarsanız bu renk skalasından dışarı çıkmışlığım yoktur. Hatta bir çok kez neden sadece bu renkler üzerinde devam ettiğim sorusu çok gelmiştir bana. Yaşadığım tüm süreçler hayatımdaki tüm iyiler kötüler yaptığım sanatla çok doğru orantılı. Hiçbir zaman bir gün kalkayım da şu heykeli de sarıya boyayım diye bir fikirle yol almadım. Üniversite dönemde bütün işleri ziya boyarken rockçı bir gençlik olarak 🙂 aldığım ve zorlanarak giydiğim mavi tişört heykellerimi maviye boyamama neden oldu. Bu şekilde renkler heykellere dahil oldu. Genel anlamda anlatırsan bu ama sancı iş seçerken özellikle içinde olacak heykellerin kırmızı olmasına dikkat ettim. Kırmızının sudaki yansıması çok güçlü çünkü ve boşluk doluluk derken aslında gölgeleri ve suya yansımalarıyla yapıt bir bütün haline geliyor. Tüm bunları düşünerek hareket etmek önemli..

Son üç kişisel serginizin başlıklarına birlikte bakınca ilginç bir seri ortaya çıkıyor: İnziva, Günübirlik İnşa ve şimdi Dün ile Bugün. Önce geri çekilme, sonra bugünün geçiciliğiüzerine düşünme, ardından tarihle yüzleşme. Siz bu üç sergiyi nasıl ilişkilendiriyorsunuz?
Bahsettiğiniz aslında bu sıralama tam da düşündüğünüz gibi teşekkür ederim. İnziva sergisinde dünyanın geldiği noktayı ilk önce kendi içinde geri çekilerek dinleyerek susarak cevaplarını aramaya çalıştım. Geçmişle ilgili her zaman merakım vardı. Hatta bunu dünyanın ilk oluşumuna kadar götürebiliriz. Son 4-5 yıldır radarımda olan ve ilgi alanım olan Antik Kentlerdeki araştırmalarım günübirlik inşaat sergisini doğurdu. Dünya tarihinde aslında çok kısa bir dönemde nereden nereye geldiğimizin sebeplerine ve sonuçlarına baktım. Ve son sergide dediğiniz gibi bir yüzleşmeydi aslında.
Retreat (2022) serginizde Var Olmayan Bir Geleceğin Planı işinizde kolektif inziva ile yeni bir geleceğin inşasını düşünüyordunuz, dört yıl sonra Dün ile Bugün ise geçmişten bugüne nasıl bu hâle geldik sorusuna odaklanıyor. İnzivadan beklediğiniz o geleceğin bugün vardığı yeri ve ütopik gelecekten geçmişin anlatısına kayışı, kendi içinizde nasıl bir hareket olarak görüyorsunuz?
Kollektif bilinç var olduğuna inandığım bir olgu. Bunu her zaman hayat kurtarıcı olarak düşündüm. Belki fazla iyi niyetli bir düşünce. Bu sebeple biraz daha geçmişten öğretiler için geriye bakmaya ihtiyaç duyuyorum. Tekrar var olmayan bir geleceğin planı 2 işini yapana kadar.

Kullandığınız pleksi, alüminyum, polyester gibi malzemeler 2014’te post-fütürist makineestetiği bağlamında konuşulurken bugün antik dayanıklılığa eşlik ediyor. Malzeme ile kavramı bir arada düşünme biçiminiz nasıl işliyor?
Malzemeyle olan ilişkim aslında yine kendi doğallığıyla ortaya çıktı. Tabi bir de Heykeltraş olarak malzemeye karşı bir merak da var. Örneğin son dönemlerde mermerle çalışmak antik kentleri olan ilgimden geldi. Son 4-5 senedir mermerle çalışıyorum. Gene mesela bir iş yaptım. Ve bunun gerçekten dışarıya konduğunda etrafın bütün görüntüsünü üzerinde yansıtmalıydı. İşin ismi bulut kapısı. Bu yüzden hayatımda ilk defa Paslanmaz Çelik’ten iş yaptım. Gene örneğin ki iyi bir örnek olabilir bu, öldüğüm anlar sergimde 2022 sanırım, ilk defa Pleksiyi kullandım. Çünkü sergi kişiliğin şeffaflığı üzerineydi. Bu yüzden de şeffaf malzeme o zaman hayatıma girdi.
Hafıza ve unutma kavramları, Türkiye’deki tarih ve miras politikalarıyla da doğrudan ilişkili. Siz bu sergiyi daha geniş bir kültürel hafıza tartışmasının neresinde görüyorsunuz?
Bu tarz sergiler, unutmamak adına çok değerli. Var olan tarihsel değerlere yeni bir vizyonla eşlik etmek, bu çağın vizyoner düşünde tanımlarından biri diye düşünüyorum.
Son yıllarda hayatınızın büyük kısmı Londra’da geçiyor. Bu durum pratiğinizi nasıl etkiledi, iki şehir arasındaki bu bölüşüm size ne getirdi?
Tabi ki Londra bir çok sanatsal etkinliğe ev sahibi yapan bir şehir. Bu anlamda beni çok fazla besliyor. Ne yapmayacağını bilmen konusunda iyi bir ders. Bir proje vesilesi ile başlayan Londra sürecinde kalma kararı vermek en azından bazı düşünce biçimlerimin değişmesinde etkili oldu. Bu hem yaşamım ve duygularımla ilgili hem de sanatımla. Ama şunu asla düşünmedim, bu bir ülkeyi terk ediş hiçbir zaman olmadı benim için. İstanbul’daki atölyem hala aktif ve nerdeyse her ay gelip orda da çalışıyorum. Bu gidip gelme hali sanırım şu an için bana iyi geliyor…

Son dönem işleriniz nelerden besleniyor? Hangi okumalar, olaylar, karşılaşmalar zihninizi meşgul ediyor?
Son dönem işler, geçmiş ile gelecek ve bugün arasında gidip geliyor. Biraz arafta hissettiğim bir dönem oldu. Beslenmelerim genelde görmek ve bakmak üzerine. Kitap okuyamıyorum bu dönemde. Sayfanın başından sonuna geldiğimde çoktan ilk satırı unutmuş oluyorum tüm sayfa boyunca aklıma gelen düşünceler yüzünden. Bu nedenle görmek daha iyi geliyor. Ayrıca heykeltraş olarak yapıtların yani heykelin plastik sorunsallarını da her zaman düşünerek hareket ediyorum. Benim için alt metin ile ortaya çıkan form her zaman birlikte hareket etmeli.
Bu sıralar geceleri uykunuzu ne kaçırıyor?
Üzerinde çalışmaya başladığım yeni sergi.
Dün ile Bugün. Peki ya yarın? Yarını nasıl bir yerden hayal ediyorsunuz?
Zor bir soru.Heykeller dışında hayaller biraz rafa kalktı. Yaşantı olarak biraz akışında artık herşey. Hayal yerine olduğu anda hareket etme refleksindeyim. Ama tabi ki herkes gibi ilk olarak iyi bir dünya hayal ediyorum.

Osman Cenk Akın
“Dün ile Bugün” sergisi nasıl ortaya çıktı?
Şerefiye Sarnıcı, İstanbul’un farklı zaman katmanlarını aynı anda hissedebildiğimiz, şehrin en özel hafıza merkezlerinden biri. Kültür AŞ olarak bu tür tarihî mekânların yalnızca geçmişi anlatan yapılar olarak değil, güncel kültür ve sanat üretimleriyle yaşayan alanlar olarak değerlendirilmesini önemsiyoruz.
“Dün ile Bugün” sergisi de bu anlayışın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Seçkin Pirim’in tekrar, katmanlaşma, dönüşüm kavramları etrafında şekillenen eserlerinin, yüzyıllardır farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan Şerefiye Sarnıcı’nın mimari belleğiyle güçlü bir diyalog kuracağını düşündük. Bu birliktelik, tarihî bir yapının güncel sanat aracılığıyla yeniden yorumlanmasına ve ziyaretçilere farklı bir deneyim sunulmasına olanak sağladı.
“Dün ile Bugün”, geçmiş ile bugünü karşı karşıya getiren bir yaklaşım yerine, farklı zaman dilimlerinin birbirini nasıl beslediğini ve dönüştürdüğünü görünür kılıyor. Bir yanda 1.600 yıllık bir kültürel miras alanı, diğer yanda çağdaş sanatın güncel ifade biçimleri aynı mekânda buluşuyor.
Bizim için bu proje, kültürel miras ile çağdaş sanat arasında anlamlı bağlar kurabilen çalışmaların ne kadar güçlü sonuçlar ortaya çıkarabileceğini gösteren önemli bir örnek. Şerefiye Sarnıcı’nın tarihî atmosferiyle Seçkin Pirim’in eserleri arasında kurulan ilişki, ziyaretçilere hem geçmişi hem de bugünü aynı deneyimin içinde hissetme fırsatı sunuyor.
1600 yıllık bir su altyapısını çağdaş sanat mekânı olarak kullanmak hassas bir denge gerektiriyor. Bu sergide hangi sınırlara dikkat ettiniz?
Tarihî bir yapıda çağdaş sanat sergilemek, öncelikle bir koruma sorumluluğu gerektiriyor. Bu nedenle süreç boyunca temel önceliğimiz, Şerefiye Sarnıcı’nın özgün karakterini ve tarihî kimliğini korumak oldu.
Bizim için önemli olan, sanat eseri ile tarihî mekân arasında dengeli bir ilişki kurabilmek. Bu sergi sayesinde ziyaretçiler hem sergiyi hem de Şerefiye Sarnıcı’nın 1.600 yıllık atmosferini aynı deneyimin parçası olarak hissedebiliyor.
Şerefiye Sarnıcı’nın günlük yoğun ziyaretçi akışı içinde sergiyi nasıl konumlandırıyorsunuz?
1.600 yıllık geçmişiyle Tarihî Yarımada’da yer alan en eski su yapılarından biri olan Şerefiye Sarnıcı, yalnızca geçmişin izlerini taşıyan bir yapı değil; aynı zamanda bu şehrin derin belleğini yansıtan eşsiz bir kültür mirasıdır. Bu nedenle sergiyi mevcut ziyaret deneyiminden ayrı bir etkinlik olarak değil, onun tamamlayıcı bir parçası olarak değerlendiriyoruz.
Şerefiye’yi görmeye gelen bir ziyaretçi, çağdaş sanatla karşılaştığında mekâna farklı bir perspektiften bakma imkânı buluyor. Bizim için önemli olan da tam olarak bu karşılaşma anı. Sergi, ziyaretçilerin tarihî mekânla kurduğu ilişkiyi zenginleştirerek deneyimi daha derinlikli bir hâle getiriyor.

İBB Kültür AŞ’nin çağdaş sanat programı içinde Şerefiye’nin yeri nedir? Başka tarihî yapılarda da benzer sergiler düşünüyor musunuz?
Şerefiye Sarnıcı, İBB Kültür AŞ’nin kültür sanat programı içinde farklı disiplinleri bir araya getirebildiğimiz önemli mekânlardan biri. Tarihî niteliğinin yanı sıra, sergilerden konserlere uzanan programlarıyla yıl boyunca farklı içeriklere ev sahipliği yapıyor.
Bu çeşitlilik, Şerefiye’yi yalnızca ziyaret edilen bir yapı olmaktan çıkarıp düzenli olarak takip edilen bir kültür sanat mekânına dönüştürüyor. “Derinden Gelen Sesler” konser serisinin gördüğü ilgi de bunun önemli göstergelerinden biri. Klasik müzikten caza, dünya müziğinden deneysel ve çağdaş yorumlara uzanan farklı türlerdeki performanslar, Şerefiye’nin atmosferiyle buluşarak ziyaretçilere özgün bir deneyim sunuyor.
İBB Kültür AŞ son yıllarda tarihî mekânlarda çağdaş sanata daha fazla yer veriyor. Bu yönelimi şekillendiren kültürel yaklaşım nedir?
İBB Kültür AŞ olarak kültürel mirasın korunması ile güncel kültür sanat üretimlerinin desteklenmesini birbirinden ayrı alanlar olarak görmüyoruz. İstanbul’un tarihî mekânlarının, bugünün sanatçıları ve izleyicileriyle yeni bağlar kurabilmesini önemsiyoruz.
Bu yaklaşım, kültürel mirasın yalnızca geçmişe ait bir değer olarak değil, günümüzün kültürel hayatının da bir parçası olarak değerlendirilmesine imkân tanıyor. Şerefiye Sarnıcı’nda gerçekleştirdiğimiz sergi ve konser programlarının yanı sıra, Dijital Deneyim Merkezi’nde teknolojiyi kültürel içerikle buluşturan uygulamalar, Taksim Sanat’ta düzenlediğimiz güncel sanat sergileri ve farklı kültür mekânlarımızda hayata geçirdiğimiz disiplinlerarası projeler de bu anlayışın birer yansıması.
Amacımız, İstanbul’un zengin kültürel birikimini farklı ifade biçimleriyle buluşturarak daha geniş ve çeşitli kitlelerle buluşturabilmek.
“Dün ile Bugün” Şerefiye’de geçmiş ve bugünü yan yana getiriyor; siz bu mekânın yarınını nasıl hayal ediyorsunuz?
Şerefiye Sarnıcı’nın yarınını; İstanbul’un köklü geçmişini geleceğin kültürel kodlarıyla yeniden yorumlayan, yaşayan bir kültür ekosistemi olarak hayal ediyoruz. Hedefimiz, burayı sadece bir kez gelinip fotoğraf çekilen statik bir sarnıç olmaktan çıkararak, İstanbul’un kültürel kodlarını her ziyarette farklı bir derinlikle hissettiren canlı bir mekâna dönüştürmek.
Bu nedenle yapının mimari karakterini, akustiğini ve mistik atmosferini odak noktasına alan disiplinlerarası projelerle, Şerefiye’yi her adımda yeni bir yönü keşfedilen dinamik bir çekim merkezi hâline getireceğiz. Uzun vadede hedefimiz, Şerefiye Sarnıcı’nı İstanbul’u ziyaret eden yerli ve yabancı misafirler için şehrin keşfedilmeyi bekleyen kültürel duraklarından ve özgün deneyim noktalarından biri haline getirmek.


