Berlin’de 12–22 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Berlinale, kırmızı halının ışıltısından çok açılış günlerinde patlak veren politik tartışmalarla gündeme geldi. Krizin fitilini ateşleyen, jüri başkanı Wim Wenders’ın basın toplantısında yaptığı açıklamalar oldu; bu sözlerin ardından festival yönetimi kapsamlı bir savunma metni yayımlarken, Hintli yazar Arundhati Roy Berlinale’den çekildi. Türkiye’den yönetmen Emin Alper ise galada yaptığı konuşmayla Gazze’de yaşananlara dikkat çekerek salondan uzun süre alkış aldı.

“Siyasetin Dışında Kalmalıyız”
Açılış basın toplantısında Gazze soykırımıyla ilgili soruları yanıtlayan Berlinale jüri başkanı Wenders, sinemanın insanları dönüştürme gücüne sahip olduğunu ancak politikayı doğrudan değiştiremeyeceğini söyledi. “Filmler dünyayı değiştirebilir, ama politik bir şekilde değil,” diyen; Perfect Days başta olmak üzere pek çok filmin yönetmeni Wenders, bilinçli biçimde politik filmler yapıldığında sinemanın siyasetin alanına girdiğini savunarak film yapımcılarının “politikacıların değil, insanların işini yapması gerektiğini” ve bu nedenle siyasetin dışında kalmayı tercih ettiklerini ifade etti.
Jüri üyesi Polonyalı yapımcı Ewa Puszczyńska da Almanya hükümetinin İsrail’e verdiği destekle ilgili soruları “karmaşık” ve “biraz adil değil” sözleriyle geçiştirdi; sanatçıların devletlerin politik kararlarından sorumlu tutulamayacağını ileri sürdü.
Bu açıklamalar kısa sürede sosyal medyada büyük tepki topladı. Berlinale’ye konuk yazar ve konuşmacı olarak davet edilen Roy, festivalden çekildiğini duyurduğu yazısında, “Sanatın politik olmaması gerektiğini duymak akıl almaz,” ifadelerini kullandı. Arundhati Roy, bu yaklaşımın “insanlığa karşı işlenen bir suç sürerken konuşmayı susturmanın bir yolu” olduğunu belirterek sözlerin milyonlara ulaştığını ve bunun ağır bir sorumluluk taşıdığını vurguladı.

Festival Yönetiminden Savunma
Artan eleştirilerin ardından Berlinale Direktörü Tricia Tuttle, cumartesi gecesi kapsamlı bir açıklama yayımladı. Tuttle, sanatçıların ifade özgürlüğüne sahip olduğunu ancak istemedikleri sürece her politik başlıkta konuşmaya zorlanmamaları gerektiğini belirtti. Açıklamada, basın toplantılarında yapılan bazı alıntıların bağlamından koparıldığına dikkat çekilerek jüri ve jüri başkanının, bu sanatçıların yıllara yayılan üretimleri ve temsil ettikleri değerler göz ardı edilerek hedef alındığı savunuldu.
Tuttle ayrıca, film yapımcılarının kontrol edemedikleri festival politikaları hakkında görüş bildirmeye mecbur bırakılmasının adil olmadığını söyledi: “Giderek artan biçimde sanatçılardan her soruya yanıt vermeleri bekleniyor. Yanıt vermezlerse eleştiriliyorlar; verirlerse ve söyledikleri beğenilmezse yine eleştiriliyorlar.”

Emin Alper’den Berlinale’de Güçlü Çağrı
Jürinin “politikadan uzak durma” çağrısına karşın açılış gecesi kırmızı halı çeşitli dayanışma mesajlarına sahne oldu; bazı konuklar İran’daki duruma dikkat çeken pankartlar taşırken faşizme karşı mesajlar verdi.
Bu atmosfer içinde Emin Alper’in Altın Ayı için yarışan filmi Kurtuluş‘un galasında yaptığı konuşma, festivalin en net politik anlarından biri olarak öne çıktı. Alper, filminin bir toplumun nasıl korkunç suçlar işleyebileceğini anlattığını belirterek, “Kurtuluş, bir topluluğun nasıl korkunç suçlar işleyebileceği üzerine bir film. Tarih bu tür hikâyelerle dolu… Ne yazık ki günümüz de öyle. Bugün, İsrail’in Gazze’de işlediği soykırıma tanık oluyoruz. Bu suçları durdurabilecek tek şey, dünyanın güçlü bir tepki göstermesi, ancak biz Filistin’i yüzüstü bıraktık. İster bu suça ortak olmuş Batılı güçler, ister Batı dışında kalan otokrat devletler olsun, hükümetlere güvenemeyiz. Sadece kendimize ve dünya halklarına güvenmeliyiz; uyanık olmalıyız, birlikte ayağa kalkmalıyız ve değişimin gücü olmalıyız.” dedi.




