Tekinsiz ve Mavi Bir Alanın Peşinde -

Tekinsiz ve Mavi Bir Alanın Peşinde

Gülnihal Kalfa’nın ilk kişisel sergisi "Çiçeklenen Yokluk", Ka: Görsel Kültür ve Sanatsal Düşünce İçin Mekan’da izleyiciyle buluşuyor. Mavi Çiçek Romantizmi’nden ilham alan sergi, sanatçının kendi yaşantısından izleri ve ruhsal açılımlarını bir arada sunuyor.

/

Alman yazar Novalis, 1802 yılında bir olgunlaşma hikâyesi olarak kaleme aldığı Heinrich von Ofterdingen romanında, karakterinin rüyasına mavi bir çiçek yerleştirir. Rüyada beliren bu mistik imge, basit bir bitkiden çok daha fazlasıdır; ruhu büyüten, onu dönüşüme çağıran bir işarettir. Die Blaue Blume (Mavi Çiçek), tam da bu çağrıyla birlikte, bireysel bir düş olmanın ötesine geçer; zamanla Alman romantiklerinin düşünsel ve estetik dünyasında iz sürdüğü, ruhsal arayışı ve içsel yolculuğu simgeleyen güçlü bir akıma dönüşür.

Sanatçı Gülnihal Kalfa, Çiçeklenen Yokluk başlıklı ilk kişisel sergisinde kendi Die Blaue Blume kavrayışını izleyiciyle buluştururken, kişisel yaşantısından izleri ve iç dünyasına açılan katmanları bir araya getiriyor. Kalfa’nın eserleri yalnızca teknik ustalığıyla izleyiciyi içine çekmekle kalmıyor; detaylara dayalı bu teknik dil, sanatçının çok iyi hâkim olduğu bir alanda izleyiciyle kurduğu incelikli bir ilişkiye dönüşüyor.

İzleyici, bu resimlerde bir yandan Romantizm akımının en güçlü simgelerinden biri olan Die Blaue Blume’yi yeniden keşfederken, diğer yandan bu romantik mirasa eklemlenen derin bir psikolojik kavramla karşılaşıyor: tekinsizlik (unheimlich). Kalfa’nın üretimi, bu iki alan arasında kurduğu gerilimli geçişlerle, romantik olanla huzursuz edici olanı aynı yüzeyde buluşturuyor.

Kalfa, Die Blaue Blume ile unheimlich—tekinsizlik—kavramını yan yana getirirken, resimlerinde çok katmanlı bir görsel ve düşünsel alan kurar. Mavi rengin alışıldık dinginlik ve huzur çağrışımlarının ötesinde bir yerde durduğunu gösterir; onu psikolojinin, bilinçdışının ve soydan gelen bir yükün ışığında tekinsiz bir eşikte konumlandırır.

Sanatçının merkezine aldığı tekinsizlik kavramı, Alman psikiyatrist Ernst Jentsch’in 1906 tarihli On the Psychology of the Uncanny (Tekinsizin Psikolojisi Üzerine) adlı metninde ele aldığı unheimlich terimiyle doğrudan ilişkilidir. Jentsch, tekinsizi—kelime anlamıyla “evsiz, yuvasız, tanıdık olmayan”—çoğu zaman başlangıçta rahatsız edici bulunan, yeni ve bilinmeyen bir durum olarak tanımlar. Sözcük, “ev” anlamına gelen heim kökünden türeyen heimlichin, olumsuzluk eki un- ile tersyüz edilmesiyle ortaya çıkar. Tanıdık olanın içinden sızan bu huzursuzluk hâli, Kalfa’nın resimlerinde bir oyun alanına, bir keşif zeminine dönüşür; izleyiciyi içine alan ve derinleştikçe genişleyen bir deneyim alanı yaratır.

Tekinsizlik

Jentsch’e göre unheimlich ev benzeri huzurlu bir yerde var olamayan bir kimsenin başına gelen tekinsiz durumu ifade etmek için türetilmiştir. Freud’a göre ise unheimlich yersizlik, yurtsuzluk, evsizlik, tanıdık ile yabancı arasındaki gerilimli bir alan olarak tanımlanır.

Kelimenin aldığı ekle birlikte, dilsel bir alanda yeni bir keşfe ilerleriz Gülnihal Kalfa sayesinde ve tekin(siz) kelimesinin türemiş hâlinde bir tür ikircikli alanda buluruz kendimizi. Kalfa bu alanı şu şekilde açıklar: “Aslında aidiyet hissinin çok yüksek olduğu bir yerde (bir ev gibi) aşırı ait olunmayan bir durum…”

Büyükannelerin ve büyükbabaların olduğu bir ortamda yetişen Gülnihal Kalfa, onların ritüelleri ve inanışları içinde gündelik hayatını sürdürmüştür. Halk inanışına göre, hem bir şifacı hem de karanlık bir varoluşu ifade eden ve soydan aktarılan Fatma Ana’nın Eli, anneannesinde de babaannesinde de mevcuttur. Ancak biri kendini şifacılığa verirken, diğeri kara büyülerle uğraşmaktadır. Bu iki kadın, bu halleriyle Gülnihal Kalfa’nın çocukluk anılarının tam merkezindedir. Birbirine bağlanan çaputlar, kâğıtlara çizilen semboller, anagramlar, garip şekiller, yapılan büyülerin gündelik malzemeleri onun hem oyun hem de keşif alanı olmuştur. Günün sonunda, bu büyükanneler torunlarına olan sevgilerinde birleşir ve Gülnihal Kalfa’nın iç dünyasında zıtlıktan doğan bir ikiliğe, aydınlıkla karanlığın bütünsellikteki uyumuna dönüşür.

İkiz Olma Hali

Bu ikilik ile beslenen Gülnihal Kalfa resimlerinde iç dünyasındaki Gülnihal’i başkalaştırır. Freud’un unheimlich terimini ele aldığı gibi, tanıdık olandan tanımadığı yabancı birini, hayali bir ikizi yaratır. Böylece, persona grata ve persona non grata (yani hayali ikizi) ile birbirlerine karşı var olma mücadelesine girerler. Sergide, mavi çiçeğin romantik etkisi ve tekinsizliğin karanlığı ile üretilen eserler birbirleriyle iletişim hâlindedir. Diğer yandan, hem birlik olma hem de atışma hâlindedirler. Özellikle otoportre eserlerinde, kadının doğasındaki doğurma ve doğurduğu canlının bir gün ölecek olmasından dolayı ölüm trajedisini kullanır. Bu trajediyi yaşayan varlıklarla (yılan, çiçekler, bitkiler gibi) birlikte işler. Ölüm ve yaşam ikircikliğini iç içe geçmiş şekilde ele alır. Böylece, Kalfa’nın resimlerindeki figürler, mavi renk ve ele aldığı konular bir tür ikircikli durum sunar. Sanatçı, ikilikten doğan hem tanıdık (bilinen) hem tanıdık (aynı olmayan) ikiz olma hâlini sorgular.

Kalfa’nın resimleri mavinin derinliğinde bu tekinsiz alanda gezinirken, mavinin renk teorisindeki yerine ve ruhsal alandaki anlamına da değinmek gerekir. Mavi simyada ruhsal yücelme ve arınmayla ilişkilendirilir ve “çözülme” evresini temsil eder; bu, Büyük Çalışma’nın (Magnum Opus) temel bir adımıdır ve ham maddenin daha saf bir maddeye dönüşümünü başlatmak için çözüldüğü aşamayı ifade eder.

Bu rengin göz üzerinde tuhaf ve neredeyse tarif edilemez bir etkisi vardır. Ton olarak güçlüdür; ancak olumsuz tarafta yer alır ve en yüksek saflığında adeta uyarıcı bir yadsıma gibidir. Bu yüzden görünümü, coşku ile dinginlik arasında bir tür çelişki olarak ortaya çıkar. Bu bağlamda da ikircikli durumu görmek mümkündür.

Mavinin derinleşen anlamında, aslında çok da tekin olmayan bir şeyleri, bir alanı, bir yaşamı hatırlatır Gülnihal Kalfa.

M.K. Perker’den “Tersine” Sergi: LIVE

0 0,00