“Bu dünyada kadın olmanın gereği, var olmak istiyorsan yanman gerek. Yanarken peşinden gelenlerin yolunu aydınlatman, kendini feda etmen gerek.”
1902-1941 yılları arasında yaşamış, Müslüman-Türk kadınlarının tiyatro sahnesinde yer almasına öncülük ederek Türkiye tiyatrosunda sembol hâline gelmiş Afife Jale’nin bu sözleri bugün hâlâ yakıcı bir çerçevede duruyor. Afife Jale’nin yaşam öyküsünden ilhamla yaratılmış hayali bir tiyatro kumpanyasının hikâyesini kuran Afife’nin yazarı, ilk oyunu Monologlar Müzesi / Aşk ile tanıdığımız Selin Cankı Ceylan…
Demet Evgar’ın Afife Jale’yi canlandırdığı müzikli-oyunun yönetmeni ve proje tasarımcısı, son yıllarda Alice Müzikali, Aydınlıkevler, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile hafızalarda yer edinen Serdar Biliş ile “işgal altında İstanbul’da cephesini perdesi bellemiş çok kültürlü bir tiyatro kumpanyasının sahne arkası”nı fon alan bir röportaj gerçekleştirdik.
Kişisel yaşamınız ile kültür-sanat dünyasına dair gözlemlerinizden yola çıkarak 2025 yılına ilişkin nasıl bir “Z Raporu” çıkarırsınız? Uzun ve kısa vadede dünyaya ve sanat üretimlerine dair öngörünüz ne olur?
Bir hikâye içinde kelebekler uçuşturur ve peşine düşersin. “Neden, niçin?” sorularını pek soran biri değilim. Fakat geriye dönüp baktığımda oyunlarımda pek çok ortak nokta olduğunu görüyorum. Ben pek kalıpları olan bir yönetmen değilim. Tamamen akustik oyunlar da yaptım, bol oyuncaklı oyunlar da. Nihayetinde bunların hepsi birer araç; asıl amaç hikâyeyi örmek ve damıtmaktır. Antik Yunan sahnesinde, dönemin teknolojisiyle tanrıları oynayan oyuncular yukardan indirilirmiş̧. Elektrikle beraber karanlıklar ve aydınlıklar kontrol altına alınmaya başlanmış̧. Eskiden görünür olmak için büyük maskeler takılırken, şimdi yakın lenslerle detayları seyirciye gösterebiliyoruz. Bütün bunlar olurken değişmeyen tek şey tiyatronun canlı oluşu; icracının ve seyredenin aynı havayı soluması. Giderek bireyselleşen hayatlarımızda tiyatronun geleceğini birlikteliklerde görüyorum. Çünkü “tiyatronun zamanı ‘şimdi’dir. Şimdi ve burada olan şey ile ilgilenir tiyatro.”

Afife Jale’nin hikâyesini yeniden sahnede canlandırmaya heves ettiren meramınız neydi?
Afife bir gün, Demet’le kahve içerken belirdi. Zaten sahnelerimizde hayalet gibi dolaşarak cesaretimizi kamçılayan bir varlık o. Afife olmak, cesaret etmek demek. Bu hikâye benim için, “öteki” olduğun bir dünyaya girmek istemenin çabasını, hırsını, burukluğunu anlatıyor. Hayalimdeki Afife sonradan altı çizilen mağdur ya da kurban kimliğinden çok daha dikenli, çok daha oyunbozan ve çok daha devrimci bir kadın.
Selin Cankı Ceylan’ın ikinci oyunu Afife… İkinizi bu projede buluşturan hangi inceliklerdi?
Oyun provaları yaklaşık iki ay kadar sürdü; fakat elbette hazırlık süreci çok daha geriye uzanıyor. Kocaman bir ekip kolları sıvadı ve hummalı bir çalışma başladı. Zorlu PSM Atölye’den öğrencimiz olan Selin Cankı Ceylan kalemine sımsıkı sarıldı ve Afife’nin ruhunu oyuna yansıtmayı başardı. Tiyatro bir ekip işi; bir ressam gibi, bir romancı gibi köşenize çekilip yapabildiğiniz bir şey değil -ki ben bazen “ah keşke” diyorum, tabii şaka bir yana. Hikâyenin başına toplanmış onca yaratıcı enerjiyi bir potada eritmek de işte yönetmenin işi. Ama tiyatronun büyüsü o ekiptir. Bir minik an sahnede su gibi aksın diye saatlerce prova edilir, hesaplar yapılır, çözümler bulunur. Bu zahmetli çalışmanın manevi kaynağı deliliğimiz, maddi kaynağı ise genellikle ikna, ikna ve yine ikna üzerine kurulu.

Sahneleme sürecinde hangi yaratıcı enstrümanları kullandınız? Anlatım güzergâhının temel dinamikleri nelerdi?
Bu uzun yolculuğun daha en başında, bunun “Afife olmak” ile ilgili bir hikâye olması konusunda nettik. Var olan bilgiler ışığında detaylı bir biyografik çalışmanın yapılamayacağı gerçeği bir yana, bu yolun Afife’nin gencecik bir kadın olarak başardığı şeyden çok trajik sonuna odaklanma riski de vardı. Hâlbuki biz onun diyonizyak enerjisini ve yılmaz varoluşunu kutlamak ve ondan aldığımız ilhamı tiyatro salonunu dolduran insanlara yaymak istedik. Afife yok olmayı değil, var olmayı seçmiş bir ruh. Aşkla bağlandığı tiyatro sahnesi elbette oyunun tam merkezinde olmalıydı. Ayrıca o dönem ustalarını selamlamamak olmazdı, ne yazık ki bizler, o Ermeni ustaların isimlerini bilmiyor, hatırlamıyor ve yaşatamıyoruz. Hepsine buradan da selam göndermiş olalım. Baş döndürücü bir dönemden söz ediyoruz: Cihan Harbi, işgal altında İstanbul, istiklal ülküleri, kıpır kıpır payitaht sokakları… Bütün bu tarihsel ve sosyolojik arka plan hikâyeye hem zenginlik hem de derinlik kattı.
“Afife olmak, içinde taşıdığın mücevher ışıldasın diye kapkara yollara girmeyi ve sevilmemeyi göze almayı anlatır.”
Afife Jale, sizin ve tiyatro arşiviniz için ne anlama geliyor?
Afife Jale bir ilk. İlk olmak, öncü olmak, bilinmeyene gözü pek atılmak… Ardından gelenlerin kolayca tahayyül edebileceği bir şey değil. Yol bir kez açıldı mı yürümek nispeten kolay.
Fransız filozof Albert Camus’nün şu tarifi manidar: “Bugünün insanı sayısız yığınlar hâlinde bu daracık yeryüzünde çile dolduruyor… Prometheus geri gelse, bugünün insanları onu yeniden kayaya çivilerdi.” Sizce, Afife bugün bize ne söylüyor?
“Afife olmak, içinde taşıdığın mücevher ışıldasın diye kapkara yollara girmeyi ve sevilmemeyi göze almayı anlatır.” Olimpos Dağ’ından ateşi çalarak insanlara hediye eden Prometheus gibi, Afife de hayalini, arzusunu, eylemini kendisine yasak olan bahçeye uzatmış; Muhsin Ertuğrul’un söylediği gibi, ebedi bir uykuya daldığı zannedilen Afife, Türk kadınlığı arasından büyük ruhlu biri olarak çıkarak tiyatroya intisap etmiş ve köleleşmiş eski taassubu defaten parçalamıştır.
Afife’nin “görünmek” için verdiği mücadele gününüz için ne ifade ediyor? Sizce “görünürlük” günümüzde hâlâ bir direniş biçimi mi, yoksa bir illüzyon mu?
Ele aldığımız dönem çok karmaşık ve renkli bir dünya. Harbin doğurduğu gerçeklik, birçok sosyal alanda yenilenmelere gebeydi. Kadınların iş gücüne katılımı ve günlük hayatta görünür olmaları da bunlardan biri. Ulusallaşma süreciyle birlikte de Türk-Müslüman kızlarının sahnelere çıkması çok yazılıp tartışıldı. Fakat ne yazık ki derinlere işlemiş önyargıları ve davranış kalıplarını kırmak hemen mümkün olmuyor. Bugün de burada bizimle hâlâ aynı kuvvette rezone yaratmasının nedeni de bu.

Yaratıcısı olarak Afife’yi tek bir cümleyle nasıl tanımlarsınız?
Afife, “öteki” olduğun bir dünyaya girmek istemenin çabasını, hırsını, burukluğunu anlatıyor. Sana çizilen sınırlara razı gelmeyerek inatla var olmaya çalışmayı, içinde taşıdığın mücevher ışıldasın diye kapkara yollara girmeyi ve sevilmemeyi göze almayı anlatıyor.
(Meraklısına not: 1987 yapımı, Şahin Kaygun’un yönettiği, Nezihe Araz ve Selim İleri’nin senaryosunu birlikte yazdığı, Müjde Ar’ın rol aldığı Afife Jale filmini yeniden izlemekte fayda var.)
2026 OYUN PROGRAMI:
22 Ocak / Zorlu PSM – Turkcell Sahnesi- İstanbul
27 Ocak/ Zorlu PSM – Turkcell Sahnesi- İstanbul
8-9 Şubat / Zorlu PSM – Turkcell Sahnesi- İstanbul
27 Şubat / Congresium Ankara / Ankara
28 Şubat / Congresium Ankara / Ankara


