Sokakta Sanat Var - ArtDog Istanbul
Banksy, "Rage, Flower Thrower", 2003

Sokakta Sanat Var

Sokak sanatı, yalnızca bir sprey kutusuyla yapılan duvar resimlerinden ibaret değil; insanlığın en eski ifade biçimlerinden birinin çağdaş dünyada nasıl dönüştüğünü ve toplumla kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlıyor. Mağara resimlerinden metro duvarlarına, aşk itiraflarından politik manifestolara uzanan bu yazı; Keith Haring’den Banksy’ye, Swoon’dan Miss Van’a kadar birçok sanatçının izini sürerek sokak sanatının tarihini, estetik gücünü ve direniş dilini detaylı bir anlatıyla ortaya koyuyor. Duvarların dili varsa, o dilin adı bugün sokak sanatı.

Tarih, çoğu zaman saray duvarlarında yazılır. Ama bazen bir hikâyeyi anlatmanın en doğru yeri, şehrin tam ortasındaki o eski, çatlamış duvardır. İşte sokak sanatı tam da burada başlar: görünmeyenin görünür olduğu, suskunun çığlığa dönüştüğü, sanatın müzelere değil hayatın içine karıştığı noktada. Bir sprey kutusunun ucu kadar sivri, bir şablon kadar net, bir imza kadar kişisel… ama bir o kadar da kolektif bir hafızadır bu.

Mağara duvarlarına çizilen ilk figürlerden bugünün stencil’larına, sokak sanatı insanlığın en eski anlatı arzusunun çağdaş ve politik bir yeniden doğuşudur. Bu yazı, Cornbread’in aşkını anlatmak için attığı ilk imzadan Banksy’nin müzayede salonunda kendi eserini parçalamasına; Keith Haring’in metrolardaki tebeşirli figürlerinden Swoon’un kadın cinayetlerine adadığı portrelere; Jean-Michel Basquiat’ın sokaklardan müze duvarlarına uzanan isyanına kadar uzanan bir hikâyeyi anlatıyor. Sanatın yalnızca estetik bir mesele olmadığını, aynı zamanda direniş, temsil, adalet ve kimlik arayışı olduğunu gözler önüne seriyor. Her biri kendi travmasından, kültüründen ve tutkusundan doğan bu sanatçılar, duvarlara yalnızca imgeler değil; toplumsal yaraları, bastırılmış sesleri ve değişim çağrılarını kazıyor.

Mağara Duvarlarından Şehrin Duvarlarına

Taş Devri mağara resimlerinden Banksy’ye kadar uzanan bu yolculuk, insanlığın en eski ifade biçimlerinden birinin modern dünyada nasıl yeniden doğduğunu ve sanat dünyasını nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Sokak sanatı, sadece sprey boyayla duvarlara yapılan resimler değil; aynı zamanda toplumsal mücadelenin, kimlik arayışının ve demokratik ifadenin en çarpıcı örneği. İnsanlık tarihi kadar eski olan sokak sanatının kökleri, Stone Age mağaralarındaki ilk çizimlere kadar uzanıyor. Lascaux mağaralarındaki 30.000 yıllık resimler, modern grafiti sanatçılarının duvarlarla kurduğu diyalogun ilk örnekleri. Lascaux mağaralarının derinliklerinde, elinde ilkel boyayla ayakta duran ilk ‘grafitici’ hiç düşünmüş müydü acaba? Duvarına çizdiği o av sahnesi binlerce yıl sonra Banksy’nin stencil’larıyla aynı amaca hizmet edeceğini…

1967: Cornbread’in Aşk Manifestosu

Philadelphia’daki bir gencin sevdiği kıza ulaşma çabası, sanat tarihinin akışını değiştirecekti. Cornbread, sevgilisinin otobüs güzergahına ismini yazmakla başladı işe. Basit bir aşk itirafı, sokak sanatı devriminin fitilini ateşledi.

Cornbread. Fotoğraf Icon Magazine’den alınmıştır.

TAKI 183

İki yıl sonra, 1969’da Manhattan’da TAKI 183 kurye işi nedeniyle gittiği her yere imzasını atıyordu. Şehrin beş bölgesinde de görülen bu gizemli imza, New York Times’ın dikkatini çekti. 1971’de çıkan “Taki 183 Spawns Pen Pals” başlıklı makale, sokak sanatının ilk medya bombası oldu.

TAKI183. Fotoğraf: Martha Cooper

Dönüm Noktası: TAKI 183’ün attığı her imza, aslında şu mesajı veriyordu: “Ben buradayım, ben varım, beni görmezden gelemezsiniz!” Sokak sanatı da aslında tam da bunu söylüyordu.

Keith Haring’in 5000 Şaheser Serüveni

1980’de 22 yaşındaki Keith Haring, Times Square metro istasyonunda siyah bir reklam paneli gördü. Hemen yerüstüne çıktı, tebeşir aldı ve ilk çizimini yaptı. Bu an, sanat tarihinin en demokratik atölyesinin doğuş anıydı.

Times Square metro istasyonu. Keith Harings’in eseri. Fotoğraf: Hank O’Neal

Beş yıl boyunca, her gün metro istasyonlarında çizim yapan Haring, toplam 5000 eser üretti. Sadece tebeşir kullanması, gündüz çalışması ve insanlarla etkileşim kurması onu diğer grafiti sanatçılarından ayırıyordu.

“Metro sisteminde çok ‘gerçek’ bir şey var. Belki dünyada bu kadar farklı insanın ortak bir amaç için bir araya geldiği başka bir yer yoktur.” – Keith Haring

İronik Gerçek: Haring’in metro çizimleri o kadar değerli hale geldi ki, insanlar panelleri çalmaya başladı.

SAMO©: Manhattan’ın Duvarlarında Felsefe

1978’de, 17 yaşındaki Jean-Michel Basquiat ve 19 yaşındaki Al Diaz, “SAMO©” (“Same Old Shit” kısaltması) imzasıyla özellikle rap, punk ve sokak sanatının erken hip-hop kültürüne dönüştüğü Lower East Side’da gizemli aforizmalar yazmaya başladı.

  • “SAMO© AS AN ALTERNATIVE TO GOD”
  • “SAMO© SAVES IDIOTS”
  • “SAMO© AS AN ESCAPE CLAUSE”

Bu gizemli mesajlar, sanat dünyasının ilgisini çekti. 1978’de Village Voice gazetesinin araştırması SAMO©’nun kimliğini ortaya çıkardığında, Basquiat çoktan bir sonraki sanat aşamasına geçmişti.

Basquiat, sokak sanatından çağdaş sanata geçişin sembolik figürü haline geldi. Çalışmaları zenginlik-yoksulluk, entegrasyon-ayrıştırma gibi karşıtlıkları ele alıyordu. Trajik bir şekilde, 1988’de AIDS’ten hayatını kaybeden Basquiat, henüz 27 yaşındaydı. Ancak eserlerinden biri 2017’de 110 milyon dolara satılarak, sokak sanatının piyasadaki gücünü kanıtladı.

Banksy Etkisi: Anonim Devrimin Anatomisi

Bristol’dan çıkan, kimliği gizli kalan sanatçı, dünyanın en ünlü sokak sanatçısı haline geldi. Banksy’nin gücü anonimliğinde saklı. Kim olduğu bilinmediği için, mesajları daha güçlü yankılanıyor. Kamusal alanları tuval olarak kullanan Banksy, savaş, yoksulluk ve hükümet yolsuzluğu gibi konulara dikkat çekiyor, izleyicileri günlük yaşam çevrelerinde bu sorunlarla yüzleşmeye zorluyor. Banksy’nin politik görüşleri anti-kapitalist, anti-din ve anti-savaş niteliğinde, zekice bir dokunuşla ifade ediliyor.

Duvardan Müzayede Salonuna

Banksy’nin ikonik eseri Girl with Balloon, 2002’de Londra’daki duvarlarda belirdi; “There is Always Hope” yazısıyla hafızalara kazındı. Sanatçının 2006’da bir arkadaşına hediye ettiği çerçeveli versiyon, 2018’de Sotheby’s müzayedesinde 1.042.000 sterline satıldı. Ancak asıl drama, müzayedecinin çekicini vurduğu an yaşandı: Tablo, çerçevenin altından hızla kayarak kendi kendini parçalamaya başladı. Siren sesleri ve izleyicilerin şaşkın çığlıkları arasında, eser yaklaşık yarıya kadar parçalandı.

Love Is In The Bin © Banksy 2018. Fotoğraf: Sotheby’s

Banksy’nin on iki yıldır planladığı bu eylem, sanatçının 2006’da eseri arkadaşına verirken çerçeveye bir parçalama mekanizması yerleştirmesiyle başlamıştı ve eserin bir gün müzayedeye çıkması halinde bu anın gerçekleşeceğini öngörüyordu. Olayın ardından Banksy, Instagram hesabından Pablo Picasso’dan alıntı yaparak “Yok etme dürtüsü aynı zamanda yaratıcı bir dürtüdür” sözleriyle sanatın ve piyasanın kurallarına meydan okuduğunu dile getirdi.

Mesaj netti: Sanat, parayla satın alınamaz.

İroni: Banksy sanat piyasasını eleştirmek için yaptığı eylem, paradoks olarak eserin değerini 18 kat artırdı ve sanat tarihinin en pahalı şakası haline geldi.

Blek Le Rat

Blek Le Rat (Xavier Prou), 1951’de Paris’in batı banliyösü Boulogne-Billancourt’da doğdu. 1972’de New York ziyareti sırasında hayatında ilk kez grafiti gördü. Paris’e döndükten sonra École des Beaux-Arts’ta gravür, serigrafi ve litografi okudu.

Fare Filozofu: 1981’de “şehirdeki tek özgür hayvan” olarak gördüğü farelerin şablonlarını yapmaya başladı. “Sokak sanatını veba gibi her yere yayan” sembol olarak kullandı. İsmi “Blek le Roc” çizgi romanından, “rat” ise “art”ın anagramı. 1991’de Caravaggio’nun Madonna and Child replikasını yaparken tutuklandı. O günden sonra önceden hazırlanmış posterlerle çalışmaya başladı.

Blek le Rat, Madonna in Leipzig 1991. Fotoğraf: Blek le Rat

Swoon

Eserlerini Swoon adıyla üreten Amerikalı çağdaş bir sanatçı Caledonia Curry, 1977’de doğduğunda ebeveynleri opioid bağımlılığıyla mücadele ediyordu. 10 yaşında annesi onu emekliler için sanat derslerine kaydettirdi. “80 yaşındaki emekli ressamlar beni evlat edindi, bana nasıl resim yapacağımı öğrettiler. Onlar sayesinde odaklanmış, kendine güvenen bir sanatçı oldum” diyen sanatçı Uluslararası tanınırlık kazanan ilk kadın sokak sanatçısı olarak kabul ediliyor.

Swoon’un işlerinden. Fotoğraf: Jaime Rojo

Kadın Cinayetleri İçin

2008 yılında yaptığı Silvia Elena Morales’in Anısına adlı eseri, Meksika ve Orta Amerika’da 1993’ten bu yana binlerce kadının hayatını kaybettiği kadın cinayetlerini konu alır. Juarez’e yaptığı ziyarette kayıp kızlarının yasını tutan anneler ve adalet için çalışan aktivistlerle bir araya gelen Curry, bu portreyi Silvia Elena’nın kaybolduğu düşünülen Benito Juarez Meydanı’na, şiddetin artışı nedeniyle dört yıl gecikmeli olarak, 2012’de yerleştirdi.

C215 ya da Christian Guémy

Sorbonne’dan Tarih ve Sanat Tarihi mezunu. Takma adı hapishane hücresinden geliyor. Kariyerinin dönüm noktası: eşinden ayrılınca 4 yaşındaki kızı Nina’nın şablonunu yaptı. Dilenciler, evsizler, mülteciler gibi toplumun unuttuğu kişilerin portrelerini yapıyor. 2019’da “Sanat ve Edebiyat Düzeni Şövalyesi” unvanı aldı.

C215. Paris 13 // Ekim 2013.Fotoğraf: @vidos

Miss Van: Feminen Sokak Sanatının Öncüsü

Vanessa Alice Bensimon, namıdiğer Miss Van, 20 yaşındayken sokaklara resim yapmaya başladı. Sanatında “Poupée” (bebek) adını verdiği karakterlerle tanındı: sensüel, dolgun dudaklı, hayvan maskeli ve burlesque kıyafetli kadın figürleri, erotizm ve masumiyeti bir araya getiriyor. Frida Kahlo ve Tamara de Lempicka’dan ilham alan bu figürlerde, vintage dokular ve Çingene folkloruna özgü renkli bir atmosfer öne çıkıyor.

George Floyd ve Duvarların İsyanı

2020 yazında, George Floyd’un ölümünün ardından dünya çapında binlerce duvar resmi yapıldı. Sokak sanatı, protestoların ve toplumsal değişimin en güçlü araçlarından biri haline geldi. Bu durum, sokak sanatının hâlâ sokağın sesi olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Minnesota’lı bir grup sanatçı, George Floyd için bu duvar resmini 12 saatte tamamladı. Fotoğraf: Carlos Barria / Reuters

Duvarlardan Taşan Bir Sanat Dili

Burada sanatçılarından sadece birkaçını anabildiğimiz sokak sanatı bugün yalnızca görsel bir şölen değil; aynı zamanda teknolojiyi, aktivizmi ve kimlik mücadelesini harmanlayan çağdaş bir direniş biçimi. Her figür, her katman, yalnızca bir estetik tercih değil; sosyal adaletin, demokratik katılımın ve kültürel çoğulluğun görsel bir manifestosu olarak belirir.

Berlin’in East Side Gallery’si hâlâ Soğuk Savaş’ın izlerini duvarlarında taşır; bir zamanların utanç duvarı, barışın ve direnişin simgesine dönüşür. São Paulo, dünyanın en büyük sokak sanatı koleksiyonuna ev sahipliği yaparak, devasa boyuttaki duvar resimlerinde Latin Amerika’nın karmaşık ruhunu yansıtır. Melbourne, resmi olarak koruma altına alınmış grafiti sokaklarıyla, sanatın kamuya ait olabileceğini ilan eder. İstanbul ise Karaköy’den Kadıköy’e uzanan renk cümbüşüyle, çok katmanlı geçmişini, geçişken kimliğini ve dinamik ruhunu resmeder.

Sokak sanatı, insan olmanın en temel yanını koruyor: Hikâyemizi anlatma cesareti. Hayat da, sanat da sokakta…

 

*Bu yazı, sokak sanatının tarihsel gelişimi ve toplumsal etkisini konu alan çeşitli kaynaklar taranarak derlenmiştir.

Previous Story

Van Gogh Müzesi Kapanma Tehlikesiyle Karşı Karşıya

0 0,00