Nefretin Sessizce Örgütlendiği Yer -
Fotoğraf: Logan Weaver / Unsplash

Nefretin Sessizce Örgütlendiği Yer

Bir kadının “en nefret edilen” ilan edilmesi, dizinin başrol oyuncusunun hedefe konması veya bir kadın cinayetinin çabuk unutulması tesadüf değil. Laura Bates’in "Kadınlardan Nefret Eden Erkekler" kitabından yola çıkarak, bunların Manosfer’in popüler kültürdeki yansımaları olduğunu ve dijital nefretin sokakta şiddete dönüştüğünü gösteriyor.

Yılın ilk günlerinde, her sene olduğu gibi bir önceki yılın “en”leri paylaşıldı: en sevilenler, en çok gülünenler, en çok nefret edilenler. Peki 2025’te dünyanın en nefret edilen ünlüsü kim oldu dersiniz? Tecavüzle yargılanan futbolcular, savaş suçlusu politikacılar ya da ağzımızdaki lokmaya göz diken dolandırıcılar değil. Bir kadın: Meghan Markle.

Çerçeveyi biraz daha daraltalım. Geçen yılın son günlerinde ülke gündeminde en çok konuşulan başlıklardan biri Jasmine dizisiydi. Aynı günlerde, gündüz vakti, İstanbul’un göbeğinde bir erkeğin elinde bir kadının hayatı söndü. Bu cinayet iki gün sonra unutuldu. Buna karşın, bir hayat kadınının maruz kaldığı sömürüyü, aşağılamaları ve haksızlıkları anlatan Jasmine dizisini günlerce, haftalarca konuştuk. Gözümüzü kapayınca bu hikâyeler yok olacakmış gibi, dizi jet hızıyla sansürlendi. Başrol kadın oyuncu ise bir anda sosyal medyada hedef tahtasına oturtuldu. Utanması gereken Jasmine’miş gibi, onu oynayan kadın oyuncuymuş gibi, hatta tüm kadınlarmış gibi.

“Kadınlardan Nefret Eden Erkekler” kitabının yazarı Laura Bates.

Dijital Linçten Gerçek Şiddete: Manosferin Görünmeyen Haritası

Markle’ın iki yıl üst üste dünyanın en çok nefret edilen kişisi seçilmesi ya da Jasmine dizisinin oyuncu kadrosu içinde yalnızca başrol kadın oyuncusunun linç edilmesi, magazin haberlerinde tüketilip geçilecek detaylar değil. Bunlar, Laura Bates’in deyimiyle devasa bir “Manosfer” (Erkek-küre) buzdağının su üzerindeki görünen kısmı. Sosyal medyada kadınlara yönelen bu linç dalgası, Bates’in Kadınlardan Nefret Eden Erkekler kitabında anlattığı üzere, gerçek hayatın bir tür test sahası. Kamusal alanda sesini yükselten kadınların organize biçimde itibarsızlaştırılması, dijital mecralarda kurgulanan ve zamanla sokağa taşan nefret mekanizmasının popüler kültürdeki provası.

Bates’e göre bu yapı yalnızca anonim trollerden ibaret değil; her biri farklı bir radikalleşme evresini temsil eden çok katmanlı bir ağdan oluşuyor. Kitap, incel felsefesinden “Kendi Yoluna Giden Erkekler”e (MGTOW), tacizi profesyonel bir zanaat gibi pazarlayan tavlama sanatçılarından (PUA) antifeminist hak savunuculuğu yapan gruplara kadar uzanan geniş bir ideoloji haritası sunuyor. Bu grupları bir arada tutan temel fikir ise ortak: Kadını bir özne değil, devre dışı bırakılması gereken; bedeni ve fikri hakları bir erkeğin kontrolünde olması gereken bir nesne olarak kodlamak. Kitaptaki araştırmalar, bu dijital odalarda kendi sözlüklerini, hukuklarını ve “siyah hap” (blackpill) gibi kaderci felsefilerini nasıl inşa ettiklerini ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.

Bates’e göre meselenin en tehlikeli boyutu, bilinçli biçimde uygulanan fiziksel, psikolojik ve sözlü şiddetin “şaka” ya da “haylazlık” maskesiyle normalleştirilmesi. Discord sunucularında, X’te ya da oyun odalarında dolaşan cinsiyetçi mizah, radikalleşme piramidinin en sinsi basamağını oluşturuyor. Gülünüp geçilen şakalar, cahil denip göz ardı edilen yorumlar zamanla kolektif bir inanç sistemine dönüşüyor. Bu teorik karanlık, yakın zamanda Türkiye’de Ayşenur Halil ve İkbal Uzuner cinayetleriyle korkunç bir biçimde somutlaştı. Katillerin dijital ayak izleri izlendiğinde karşılaşılan radikal Discord grupları, Bates’in yıllar önce küresel ölçekte işaret ettiği tehlikenin artık bizim de kapımıza dayandığını gösteriyor. İncel topluluklarının ifşası ve ardından gelen yasaklar, bu meselenin bir internet geyiği değil, örgütlü bir şiddet dalgası olduğunu ortaya koyuyor.

Pek çok kadın cinayetinin arkasında, hem gerçek hayatta hem de dijital mecralarda sistematik taciz pratikleri bulunuyor. Üstelik bu şiddetin faili çoğu zaman, her gün işe giderken yanından geçtiğimiz, markette aynı kasada beklediğimiz, toplu taşımada yan yana oturduğumuz bir erkek. Bates’in yedi yıl süren kapsamlı araştırmalarının ürünü olan Kadınlardan Nefret Eden Erkekler, okurlarını görmeye, fark etmeye ve en önemlisi konuşmaya çağırıyor. Eğer bir cinayet haberinin ardındaki kadın düşmanlığını ve onu besleyen ideolojik zemini açıkça tartışamıyorsak, güvenli alanlarımızı savunmak da her geçen gün daha zor hale geliyor. Bu görünmez kuşatmanın panzehiri sansür ya da inkâr değil; şiddetin ideolojik köklerini deşifre etmek ve utancı, onu yaratanların omuzlarına geri yüklemek.

Necati Tosuner: 1944–2026

0 0,00