İnsanlık tarihinden ve gündemden kesitleri, zaman zaman ironik, kendine özgü bir dille yorumlayan ve hakim güçlerden daha adil bir dünya talep eden Marcel Dzama’nın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Marcel Dzama: Ay Işığıyla Dans, Pera Müzesi‘nde açıldı. Aynı zamanda müzenin 20. kuruluş yılı sergilerinden biri olarak da öne çıkan Ay Işığıyla Dans, savaşlar, kötü yönetimler ve çevresel yıkım gibi konulara odaklanıyor. Dzama’nın görsel sanatlar, film ve heykel gibi farklı disiplinlerdeki üretimlerini bir araya getiren serginin küratörlüğünü Alistair Hicks’in üstleniyor.
Dzama’nın çalışmalarını “Taşkın ve bazen de fazla dokunaklı şiirler gibi abartılı çalışmaları başımızı döndürebilir. Dzama, izleyiciyi dahil etmeye hevesli; imgelemi oldukça baştan çıkarıcı olabilir,” ifadeleriyle yorumlayan Hicks, “Dzama’ya bugün neden ihtiyacımız var?” başlıklı sergi kataloğu yazısında ise şunları kaleme alıyor:
“Dünyada hiçbir zaman bu kadar çok insan özgür olmamıştı, bu yüzden Marcel Dzama’nın diktatörlerin, savaşların ve gezegenimizin yok edilmesinin tehlikelerine dair kehanet niteliğindeki uyarıları, vahşi doğadan münferit bir ses gibi duyuluyor. Goya, bugün ‘Savaşın Felaketleri’ olarak bilinen ve ölümünden otuz beş yıl sonrasına kadar halktan gizlenen gravürlerini bir arkadaşına verdiğinde, dosyaya şöyle bir başlık atmıştı: İspanya’nın Bonapart ile Kanlı Savaşının Ölümcül Sonuçları ve Diğer Kapitalistler. İki yüzyıl sonra, Goya’nın tüm eserlerindeki dehşet ve güzelliğe bakabilir ve bu ikisini nasıl ilişkilendirdiğini düşünebiliriz. Aynı denge, Dzama’nın çalışmalarında da bulunur. Sanatçı bizimle dünyanın mutlu ve büyülü bir vizyonunu paylaşsa da eserlerinin salt bu yönüyle baştan çıkarılmamalıyız. Gerçek sihir, zirveye ulaşan tüm sanatçılarda olduğu gibi, iyiyi, kötüyü ve çirkini bir arada yakalayabilmek.”
Marcel Dzama: Ay Işığıyla Dans
Sergi, Dzama’nın sanat pratiğinde öne çıkan üç temel temayı mercek altına alıyor: Kötü yönetimlerin eleştirisi, çevresel yıkım ve savaşın sebep olduğu felaketler. Dzama, bu konuları kimi zaman kara mizahla kimi zaman da Dadaizmin en önemli temsilcilerinden, adaşı Marcel Duchamp’tan esinlendiği satranç metaforuyla ele alıyor.
Dzama’nın sanatsal dili, yalnızca politik çöküşleri ve otoriter yapıları eleştirmekle sınırlı kalmıyor, aynı zamanda sanatın şekil değiştiren, yeniden tanımlanan ve izleyiciyi dahil eden yapısını da vurguluyor. Pettibon’la iş birliği, bu anlamda Dzama’nın kolektif yaratım sürecine olan ilgisini de gözler önüne seriyor.
Raymond Pettibon ile Ortak Çalışmalar
Sanatsal üretim sürecinde bireysel kimliğin yanı sıra kolektif iş birliklerine de büyük önem veren Dzama’nın, New York’lu sanatçı dostu Raymond Pettibon ile ortak çalışmaları serginin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Dzama ve Pettibon, satranç tahtasındaki iki rakip gibi bir yaratıcı diyalog içinde eserlerini ortaya çıkarıyor. Dzama’nın gerçeküstü karakterleri, Pettibon’un politik eleştirileri ile birleşerek izleyiciyi toplumsal meseleler üzerine derinlemesine düşündürüyor. Öte yandan bu çalışmalar, sanatın bir diyalog alanı olarak nasıl işleyebileceğine dair güçlü bir örnek oluşturuyor.
Marcel Dzama Serginin Öne Çıkan Eserleri
Marcel Dzama: Ay Işığıyla Dans serginin öne çıkan eserleri arasında, Dzama’ya ait dört video yer alıyor: Kafirler (2010), Bir Satranç Oyunu (2011), Ay’da Yaşamak (Lorca için) (2023) ve Ölüm Disko Dansı (2024). Bu videolar, oyun ve savaş arasındaki ince çizgiyi vurgularken, satranç tahtasını bir strateji alanı olmanın ötesinde politik gücün ve toplumsal düzenin bir metaforu olarak ele alıyor. Dzama, Duchamp’ın, “Tüm sanatçılar satranç oyuncusu olmasa da, tüm satranç oyuncuları sanatçıdır,” sözünden ilham alarak sanatçının topluma bakış açısını ve entelektüel bir strateji geliştirme gerekliliğini vurguluyor.
suluboya, grafit ve kolaj 108 x 131.4 cm, 2024. Sanatçılar ve David Zwirner izniyle
Dzama’nın eserleri, 20. yüzyıldaki otoriter rejimlerin sanatçılar üzerindeki etkilerini bugünün politik dünyasıyla ilişkili şekilde sorguluyor. Savaşın kaotik ve yok edici etkisini grotesk bir anlatıyla gözler önüne sererken, popülist liderlerin kitleleri nasıl manipüle ettiğini ele alıyor.
Dzama’nın, Albert Camus’nün, “Özgür olmayan bir dünyayla başa çıkmanın tek yolu, varlığınızın kendisi bir başkaldırı hareketi hâline gelene dek özgürleşmektir,” sözüyle özetlenebilecek felsefesini, sanatsal pratiğine entegre ettiği görülüyor.
Dzama’nın Sanatsal Pratiği
Sanatçı sergi kataloğunda Ulya Soley ile yaptığı söyleşide üretimlerindeki insanlık durumuna ilişkin yaptığı fantastik imgeleri şöyle anlatıyor:
“Ne yazık ki haberleri takip ediyorum, politik olan sanatın çoğu neredeyse o gün sinirlendiğim şeylerin bir şeytan çıkarma ayini. O çizimde onu dışarı atıyorum ve böylece geceleri ne kadar korkunç olduğunu düşünmeden uyuyabiliyorum. En azından öylece bırakıp gitmek yerine onunla bir şey yapmışım gibi hissediyorum. Sanat gerçekten bir şeyleri değiştirebilir mi bilmiyorum ama en azından bir kişinin zihninde bir değişiklik yaratabilir, yani bu bakış açısı var. Tabii gerçekçi olmak gerekirse zihni değişmesi gerekenler muhtemelen sanatla ilişki kurmuyor.”
(çerçeveli), 2020. Sanatçı ve David Zwirner izniyle
Dzama’nın eserleri, ilk bakışta popüler kültürden ve güncel siyasetten tanıdık ögeleri bir araya getiren çok katmanlı ve mizahi bir anlatı sunuyor; ancak yakından incelendiğinde, sanat tarihine dair zengin birikimi ve dünya tarihinden evrensel meseleleri ele alış biçimi ortaya çıkıyor. Sanatçının pratiği yalnızca çizim ve resimle sınırlı kalmıyor; diorama, kukla, kostüm, sahne tasarımı, film, şarkı, fanzin ve heykel gibi pek çok farklı disiplini kapsıyor.
Farklı anlatım biçimlerini bir araya getiren bu üretim anlayışı, Dzama’nın dünyasını daha da derinleştirirken, sanatıyla kurduğu ilişkide sınırları ortadan kaldırıyor. Çeşitli projelerde Spike Jonze, Maurice Sendak, Beck, Kim Gordon, Raymond Pettibon, Bob Dylan ve New York City Ballet başta olmak üzere, çeşitli disiplinlerden isimlerle gerçekleştirdiği iş birlikleri de sanatçının çok yönlü yaklaşımını ve geniş ilgi alanlarını gözler önüne seriyor.
*Sergi 17 Ağustos’a kadar ziyaret edilebilir.