Kamusal Sanat Müzelerinin Doğuşu - ArtDog Istanbul
Wellcome Binası. Kaynak: Wellcome Collection.

Kamusal Sanat Müzelerinin Doğuşu

İlk kamusal müzeler, zengin koleksiyoncuların merak dolaplarından evrilmiş ve kısa sürede kültür için yararlı araçlar olarak kabul görmüştür. Peki ama tarihsel ve sosyopolitik koşullar müzeleri nasıl şekillendirdi? Buna karşılık, Batı müzeleri kültürü insanlara nasıl sundu?

/

İlk Halka Açık Müzeler

Çoğu müze, belirli bir koleksiyon etrafında şekillenir. Bu yolculuk, 16. yüzyılda “merak dolabı” (cabinet of curiosities) olarak adlandırılan kavramla başlar. Nadir ve sıra dışı nesnelerden oluşan bu koleksiyonlar, dünyayı anlamaya yardımcı olma amacıyla bir araya getirilmiş ve korunmuştur. Bu koleksiyonların sahipleri genellikle kraliyet mensupları, soylular ve varlıklı tüccarlardı.

1600’lü yıllarda, John Tradescant’ın Güney Londra’daki evi ve bahçesi, bağlantıları sayesinde bir insanın ömrü boyunca görebileceğinden çok daha fazla ilginç nesneyle doluydu.

Bu tür koleksiyonlar, 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa’daki ilk halka açık müzelerin temelini oluşturdu. İngiltere’de, British Museum 1753 yılında bir Parlamento yasasıyla, Sir Hans Sloane’un koleksiyonunu da kapsayacak şekilde kuruldu. Sloane, Londralı eczacı James Petiver’in koleksiyonunu da satın almıştı.

Wunderkammer (Merak dolabı) tahta baskısı, ‘Dell’Historia Naturale’den. Kaynak: Wellcome Collection.

Ancak 1789 Fransız Devrimi ve Batı Avrupa’da ulus-devletlerin yükselişi, bu aristokrat koleksiyonları halkın erişimine açarak büyük bir dönüşüm yarattı. Ağustos 1793’te Louvre Sarayı, daha önce kraliyet ve kiliseye ait sanat eserleriyle birlikte halka açık bir müze haline getirildi. Bu adım, yeni Cumhuriyet için siyasi bir zaferin sembolü ve özgürlük (liberté), eşitlik (égalité) ve kardeşlik (fraternité) ilkelerinin fiziksel bir tezahürü olarak görüldü.

Kültür, halkı bilinçlendirme ve yurttaş kimliği oluşturma çabalarında hükümetler için önemli bir araç haline geldi. Müzeler, “yurttaşlık motorları” olarak anılmaya başlandı.

1888’de yayıncı Thomas Greenwood, kamu müzeleri ve kütüphanelerinin belediyeler için kanalizasyon, emniyet ve akıl hastaneleri kadar önemli devlet kurumları olduğunu ilan etti. Reform hareketleriyle birlikte, yeni müze binaları tasarlanarak halka açıldı: Tate, 1897’de eski Millbank Hapishanesi’nin bulunduğu yerde açıldı.

Millbank Hapishanesi, Londra. Kaynak: Wellcome Collection.

Müzeler, aynı zamanda halka “uygun” bir eğlence biçimi olarak görüldü. Antropolog Franz Boas 1907’de müze ziyaretinin “bir bar ya da yarış pistinin etkisini ortadan kaldırdığını” söyleyerek bu görüşü destekledi.

Demokrasi ve liberalizmle birlikte Sanayi Devrimi (özellikle Britanya merkezli olarak) kamu müzelerinin bir başka akrabasını doğurdu: uluslararası sergi. Londra’daki 1851 Tüm Milletlerin Sanayi Eserlerinin Büyük Sergisi, imalat, bilim ve teknolojideki gelişmeleri sergileyerek sonraki benzer etkinliklere örnek oldu.

Bu sergi, uluslararası iş birliğinin ve ülkeler arasındaki barışçıl rekabetin bir göstergesi olarak sunuldu. Ancak, Britanya’nın sergilerdeki üstünlüğü ve serginin “Britanya ve imparatorluğu” ile “dünyanın geri kalanı” arasında bir ayrım içermesi, aynı zamanda Britanya’nın siyasi ve ekonomik gücünü yücelten bir ideoloji barındırdığını gösteriyordu.

Henry Wellcome ve Koleksiyonu

Henry Wellcome’un koleksiyonu sık sık “Wunderkammer” (Almanca ‘merak dolabı’) ile karşılaştırılmıştır. Wellcome, zamanına uygun olarak koleksiyonculuk yapmasına rağmen, tuhaf ve sıra dışı nesnelere özel bir ilgi gösteriyordu.

1851 sergisi, koleksiyonculuğun yalnızca bireysel bir merak konusu olmanın ötesinde, siyasi ve toplumsal değişimle bağlantılı geniş tartışmaların bir parçası olması gerektiğini gösterdi. Buna rağmen koleksiyonculuk hala prestij ve güçle ilişkiliydi ve özellikle gelişmekte olan orta sınıf tarafından benimsenmişti.

Wellcome, zeki bir girişimci olarak, ilaç şirketini tanıtmak için uluslararası sergilerin sunduğu fırsatları erkenden fark etti. Burroughs Wellcome & Co, yenilikçi ürünlerini 1893’te Chicago’da düzenlenen Dünya Kolombiya Fuarı’nda sergileyerek Amerikan ilerlemesi ve medeniyetinin üstünlüğünü vurgulayan bir sunum gerçekleştirdi.

Burroughs Wellcome & Co. Kaynak: Wellcome Collection.

Bununla birlikte, “ilkel”den bilime yükselişi simgeleyen sergi düzenlemeleri, yerli halkların Batılı ürünlerle yan yana sergilenmesi nedeniyle tartışmalı bir tablo ortaya koyuyordu.

South Kensington döneminin ardından, Birleşik Krallık’da müzeler ve galeriler Londra ve diğer şehirlerde hızla yayılmaya devam etti. Bu müzeler, hem teknolojik yenilikleri hem de sömürgecilik tarihini ve Darwinci evrim teorisini yansıtan koleksiyonlarla doluydu.

Modern Müze mi, Postmodern Müze mi?

Wellcome’un Tıbbi Tarih Müzesi (Medical Historical Museum) halka açık bir müze değildi, ancak yine de belirli unsurları taşıyordu. Kültürler ve dönemler arasında topladığı nesneler, insanlığın barbarlıktan uygarlığa doğru ilerlediğini göstermek amacıyla düzenlenmişti. Ayrıca, Euston Road’daki daha sonraki müzesi, klasik Greko-Romen mimarisine sahip bir binada yer alıyordu. Bu mimari, müzenin bir “bilgi tapınağı” olarak konumlandığını ve burada ziyaretçilerin aydınlanmış bireyler haline geleceğini ima ediyordu.

Tarihçi Mordaunt Crook, modern müzeyi “Rönesans hümanizminin, 18. yüzyıl Aydınlanma düşüncesinin ve 19. yüzyıl demokrasisinin bir ürünü” olarak tanımlar. Peki, 21. yüzyılın postmodern müzesi nasıl şekillenecek?

2016 tarihli The Culture White Paper’da, Britanya hükümeti kültürü genç nesillere ilham vermek, toplulukları canlandırmak ve uluslararası alanda Britanya kimliğini güçlendirmek için vazgeçilmez bir unsur olarak tanımlıyordu. Ancak 2015’te Müzeler Birliği’nin yaptığı bir araştırma, müzelerin temel önceliklerinin bağış toplama ve gelir elde etmek olduğunu, toplumsal katılım ve sosyal etki yaratmaya yönelik projelerin ise geri planda kaldığını ortaya koydu.

Crystal Palace, Hyde Park’ın açılışı. Kaynak: Wellcome Collection.

Koleksiyonculuk ve kimlik açısından müzeler, daha küresel bir dünyaya uyum sağlamaya çalışıyor. British Museum’un eski müdürü Neil MacGregor, müzeyi “dünya çapında sivil bir amaç” güden evrensel bir müze olarak tanımlıyor. Ancak bu “dünya hikâyesinin” anlatıcısı hâlâ büyük ölçüde Batılı değil mi?

Tate, 20. yüzyılda ana akım kurumlar tarafından göz ardı edilen coğrafi bölgelerden modern ve çağdaş sanat eserleri edinmek için, genellikle zengin özel koleksiyonculardan oluşan hayırsever edinim komiteleri kurdu. Ancak büyük şirketlerin müze anlatılarını finanse etmesi ve özel koleksiyoncuların kurumsal koleksiyonculuğa katılımı, müzelerin bağımsızlığı açısından ne gibi etkiler doğuracak? Müzelerin sömürge tarihleriyle ilgili konuşmalar, karmaşık ve rahatsız edici olsa da, çok kültürlü eserleri barındırmanın getirdiği sorumlulukları anlamak açısından kritik öneme sahiptir.

 

*Bu yazı, Elissavet Ntoulia tarafından Creative Commons BY 4.0 lisansı ile Wellcome Collection websitesinde yayımlanmış orijinal içeriğin Türkçe çevirisidir. Orijinal içerik için https://wellcomecollection.org/stories/museums-in-context-the-birth-of-the-public-museum bağlantısını ziyaret edebilirsiniz. Yazıdaki görseller Wellcome Collection dijital arşivinden alınmıştır.

Previous Story

Heritage Auctions 2024 Yılını Rekorlarla Tamamladı

Next Story

Koleksiyoner Olmadan Sanat ve Tarih Değerini Koruyabilir mi?

0 0,00