İnisiyatifler: Sanatın Odağı mı Alternatifi mi? – Kültürhane -
Kültürhane arşivinden.

İnisiyatifler: Sanatın Odağı mı Alternatifi mi? – Kültürhane

Bir aradalık gerçekçi olmayan bir iyimserlik midir yoksa gerçekle başa çıkma yönteminin kendisi mi? Her şey olup biterken, her şeye karşın bir inisiyatif etrafında neler yapılabilir? Bir inisiyatifin çoklu bir finansal modelle ayakta kalması, dahası büyümesi mümkün mü? “İnisiyatifler: Sanatın Odağı mı Alternatifi mi?” söyleşi dizimizin bu bölümünde, Mersin’deki Kültürhane’nin “Takım Yıldızı” ekibiyle bir direniş yöntemi olarak “bir aradalığı” konuştuk.

/

Birçok olumsuzluğun içinden geçtiğimiz günümüzde dayanışma yapılarına her zamankinden daha çok gereksinim duyuluyor. Mersin’de 2017 yılında kurulan Kültürhane, üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin dayanışma itkisi ile kurduğu bir insiyatif. Yazılı olmasa da bir kültür politikası güden inisiyatif için sanat etkinlikleri de bu direniş ve dayanışmanın bir parçası.

Kültürhane’nin “Takım Yıldızı” ağı ile bu kolektif itirazı ve sürdürülebilir dayanışmayı konuştuk.

Kültürhane’nin kuruluşunun şu anki politik coğrafyayla ilintili, ilginç bir hikâyesi var. Üniversitedeki işten çıkarılmalarla başlayan; pandemi ve depremde bir dayanışma ortamına dönüşen bir hikâye. Sizden dinlemek isteriz bir de.

Kültürhane, 2017 yılında sadece bir mekân olarak değil, bir itiraz ve ikame çabası olarak doğdu. KHK ile üniversiteden ihraç edildiğimizde, sadece işimizden değil; kürsülerimizden, kütüphanelerimizden ve öğrencilerimizle kurduğumuz o kamusal zeminlerden de koparılmak istendik. Biz de buna, tüm baskılara rağmen bilimsel, özgür düşüncenin, kamusal tartışma ve buluşma zeminlerinin yaşayacağını, boşaltılan ofislerden çıkan kitapların kolilerde kapalı kalarak okuyucularından ayrı kalmayacağını, ayrımcılık ve nefret dilinin yaygınlığına inat barış ve dayanışmadan vazgeçilmeyeceğini göstermek gibi bir meramla açtık Kültürhane’yi. Kuruluşumuzdan itibaren Mersin’deki hemşehrilerimizin ve dostlarımızın katkılarıyla genişleyen, adına “Takım Yıldızı” dediğimiz o müthiş ağ oluştu. Bu topluluk sayesinde Kültürhane; sadece bir kafe değil, bir müşterek alana dönüştü.

Bu direngenlik kapasitemiz, peşi sıra gelen krizlerde sınandı. Pandemide kapılarımız kapalıyken dijital içerikler ve “sefertası” gibi dayanışma modelleriyle bağlarımızı diri tuttuk. 6 Şubat depremlerinin o ilk karanlık saatlerinden itibaren ise bir lojistik üssüne, bir sığınma limanına dönüştük. Topluluğumuzun seferberliğiyle, hem bölgeye giden yardımlara köprü olduk hem de kente sığınan depremzedelerin yaralarını sarmaya çalıştık. Bugünden dönüp bakınca, Kültürhane’nin depremzedelerle dayanışmasının yanı sıra oranın sakinleri olarak bizler için de sağaltıcı bir işlevi olduğunu daha rahat görüyoruz. Güvenli yapılar ne kadar şartsa güvenli birliktelikler de o kadar şartmış. Mersin deprem kentleriyle olan ilişkileri ve ilk sığınma noktası olarak işlev görmesi nedeniyle fiziksel yıkımın olmadığı şehirler arasında depremden belki de en çok etkilenen şehirdi. Tüm bu yıkımdan Kültürhane’nin dayanışma çatısı altına beraberce sığınarak mümkün mertebe korunduk.

“Henüz on yılımızı doldurmadan OHAL’i, pandemiyi, bir ‘kıyamet’ provası gibi geçen depremi ve bitmek bilmeyen ekonomik krizi bu çatı altında göğüsledik.”

Bizim hikâyemiz, körü körüne bir iyimserlikten beslenmiyor. Aksine, her şeyin daha da kötüleşebileceği ihtimalini bir veri kabul edip; karşılaşmayı, konuşmayı ve yan yana durmayı bir savunma hattı olarak kuruyoruz. Henüz on yılımızı doldurmadan OHAL’i, pandemiyi, bir “kıyamet” provası gibi geçen depremi ve bitmek bilmeyen ekonomik krizi bu çatı altında göğüsledik. Valla yalan yok; hayat bizi en zor yerlerden sınadı ama biz de o dayanışmanın gücüyle hepsine cevap vermeye çalışmaktan vazgeçmedik. Sanki hiç de fena iş çıkarmadık gibi geliyor bize.

Kültürhane arşivinden.

2025 Haziran’ında “nadasa çıktığınızı” duyurdunuz. Şimdi yeni bir yapılanma ve mekânla geri döndünüz. 2024 öncesi Kültürhane’yi, nadas döneminizi ve bugünü anlatmanız mümkün mü?

2022 yılı sonlarında Kültürhane’nin etkinlik alanlarını genişletip, hemen yanımızdaki atıl bir yeşil alana yeniden dönüştürülmüş konteynırlarla kamusal bir işlev kazandırma düşüncesi ile başladı her şey. Burası acil durumlarda afet toplanma alanı da olabilir diye düşünürken 6 Şubat kıyametini yaşadık ve böylesi yerlerin ne kadar kritik roller üstlenebileceğini gördük. TECE Mimarlık bu fikri harika bir tasarıma dönüştürdü, biz de farklı ulusal ve uluslararası kurumlardan gerekli finansmanı bulmayı başardık ve konteynırların dönüşümünü tamamlayabildik. Tasarımıyla, ruhuyla “imkânsızı” başardık ama ne yazık ki yerel yönetimin bürokratik labirentlerine ve siyasi tıkanıklıklarına takıldık.

“Ya sıradan bir kafeye dönüşecektik ya da özümüzü korumak için toprağı dinlendirecektik. Biz nadası seçtik.”

Genişleme alanı olarak düşündüğümüz konteynırların ağırlaşan ekonomik şartların etkisi ile yegâne mekânımız olacağını anlayınca, ilk adresimizden ayrıldık ama bu süreçte sığındığımız geçici tesisler, Kültürhane’nin ruhuyla doku uyuşmazlığı yaşadı. Tenis kortlarının arasında, sesimizi duyuramadığımız, eski heyecanımızı o dar alana sığdıramadığımız bir döneme girdik. “Dertlerin, birlikteliğin keyfine galebe çaldığı” o noktada, bir karar vermemiz gerekiyordu: Ya sıradan bir kafeye dönüşecektik ya da özümüzü korumak için toprağı dinlendirecektik. Biz nadası seçtik.

Nadas dönemi bizim için bir veda değil, bir hatırlama süreciydi. Bu süreçte Kültürhane’nin yokluğu, varlığının değerini daha da çok hissettirdi. Kültürhane’de büyüyen çocuklar, orada filizlenen dostluklar ve beraberce göğüslenen kıyametler var… Burası artık belirli bir amaçla kurulmuş bir mekânın ötesinde bir şeye işaret ediyor. Bunu söylerken idealize edilmiş ya da ulvi bir şeyden bahsetmiyoruz; aksine, olabildiğince yalın ve çıplak bir gerçeği kastediyoruz: Nadasla beraber eksikliğini hissettiğimiz şey bütün bir Kültürhane macerasında farkında olmadan alıştığımız o bir arada olma biçimi ve kazandığımız beraberce eyleme isteği… Haziran 2025’te verdiğimiz o mola; hem bizi yoran bürokratik hantallıktan arınmak hem de “Kültürhane bir kafe olmak için açılmadı” iddiamızı kendimize ispatlamak içindi. Toprak dinlendi, biz dinlendik ve şimdi o nadasın bereketiyle, mayalanmış, demlenmiş bir yapılanmayla geri dönüyoruz.

Bugünkü Kültürhane, o liman arayışındaki yorgun yolcu değil; kendi kıyısını yeniden inşa eden, deneyimlerinden süzdüğü derslerle daha dirençli ve ne istediğini bilen bir yapı olmasını umuyoruz.

İnisiyatiflerin finansal sürdürülebilirliği hiçbir zaman kolay olmuyor. Kültürhane’nin modelinden söz edebilir misiniz?

Kültürhane bugüne kadar birbirini besleyen üç sacayağı üzerine kurulu bir ekosistem sayesinde mali sürdürülebilirliğini sağlayabildi. Bunların ilki ticari bir işletme olmamız. Kafede sunduğumuz yiyecek ve içecekler, ürettiğimiz dijital içerikler, sosyal ve bilimsel projelere verdiğimiz katkılar ile yerel yönetimlerle işbirliği örüntüleri Kültürhane’ye özerk bir mali kaynak oluşturuyor. Tüm bu ilişkiler kâr değil sürdürülebilirlik odaklı, adil ticaret ilkelerini gözeten bir hassasiyetle yapılıyor.

“En önemlisi ve bizi ayakta tutan dayanak ise kuşkusuz Kültürhane’nin meramını paylaşanların gösterdiği dayanışma.”

İkinci mali kaynağımız, ulusal ve uluslararası fonlardan, hibelerden beslenen projelerimiz. Bu kaynakları sadece “finansman” olarak değil, bilgi ve birikimlerimizi toplumsal faydaya dönüştürdüğümüz, kültürel ve bilimsel üretimimizi zenginleştirdiğimiz birer kaldıraç olarak görüyoruz. Buna hizmet etmeyeceğini, meramımızla örtüşmeyen projelerden uzak durmaya çalışıyoruz.

Kültürhane arşivinden.

En önemlisi ve bizi ayakta tutan dayanak ise kuşkusuz Kültürhane’nin meramını paylaşanların gösterdiği dayanışma. Takım Yıldızı adını verdiğimiz o geniş topluluk mekânı bir hane olarak gördüğü için tüm maddi, fiziki gerekliliklerine cevap vermeye çalışıyor, kararlara müdahil oluyor, stratejiler geliştiriyor. Dayanışma çemberimiz Takım Yıldızı’nın ötesine geçen çok daha geniş bir ağ. Bağışlar, askıda kütüphane, bilet ve yemek gibi dayanışma pratikleri ile Kültürhane’nin mali işleyişine daimi bir destek veren çok fazla destekçisi var.

Özetle, piyasanın içinde ama onun kâr odaklı ihtiraslarına kapılmadan, dayanışmadan beslenen ama hayırseverliğin bağımlılığına düşmeden, projeler yapan ama hibelere bel bağlamayan ticari gelirle nefes alıyor, projelerle üretiyor, dayanışmayla büyüyoruz.

Kültürhane’nin bundan önceki ve gelecekteki sanat odaklı projelerini anlatmanız mümkün mü? Sanat odaklı projelerde kriterleriniz, önceliğiniz nedir?

Mersin kültür sanat hayatının oldukça canlı olduğu bir kent. Kültürhane topluluğu içerisinde de edebiyat, müzik, sinema ve görsel sanatlar alanından pek çok kişi var. Bu da Hane’yi çok disiplinli bir sanat platformu haline getiriyor.

“Yazılı olmasa da paylaştığımız bir kültür politikası var diyebiliriz. Seçkinci de popülist de olmayan bir kültür tanımıyla yolumuzu buluyoruz.”

Her pazartesi akşamı film izleyip, üzerine tartışmak gibi ritüellerimiz de var. Bununla birlikte sergiler, konserler, film gösterimleri, söyleşiler ve seminer hakkında kararlar ortak bir hassasiyetle alınıyor. Yazılı olmasa da paylaştığımız bir kültür politikası var diyebiliriz. Seçkinci de popülist de olmayan bir kültür tanımıyla yolumuzu buluyoruz. Kültür sanatı topluluk oluşturan bir yaratıcılık alanı olarak görüyoruz. Anlamın, duygunun, değerin üretiminin kolektifleştiği anlar ve durum yaratmanın peşindeyiz. Çünkü üretimi esnasında olduğu gibi okunması, izlenmesi, dinlenmesi sırasında da sanat insanları ortak bir duyarlılıkta buluşturuyor. Kentimizde üreten sanatçıları desteklemek kadar, tüm dünyada tanınırlığı olan sanatı Mersin’de göstermeyi de sorumluluk olarak kabul ediyoruz. Sanat alanını, paylaştığımız ideallerin, hayal ettiğimiz geleceğin şimdiden somutlaştığı, duyulur, görülür, dokunulur hale geldiği bir mecra olarak görüyoruz. İşin aslı birlikte film izlemekten, konser dinlemekten, sergi gezmekten büyük keyif alıyoruz.

İstanbul’un 200 Yıllık Sanat Tarihi Artİstanbul Feshane’de

0 0,00