Türkiye’nin ilk İklim Kanunu TBMM’de yasalaştı ancak kanun, muhalefet partilerinden ve sivil toplum kuruluşlarından ağır eleştiriler aldı. “Doğa katliamına yasal kılıf” olarak nitelendirilen kanunun, gerçek iklim sorunu çözmekten ziyade sermayeye yeni rant alanları açtığı iddia ediliyor. İklim Kanunu’nun TBMM’ye sunulma süreci oldukça çalkantılı geçti. Kanun teklifi Şubat 2025’te meclise sunulmuş, mart ayında hükümet tarafından geri çekilmiş, ardından Haziran 2025’te tekrar Meclis Genel Kurulu’na getirilmişti. Bu geri çekilme, muhalefet ve sivil toplumun yoğun eleştirileri sonucunda gerçekleşti.
İşletmelere Yeni Dönem
Yeni İklim Kanunu ile birlikte Türkiye’de ilk kez Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulması kararlaştırıldı. Bu sistem kapsamında, doğrudan sera gazı salımı gerçekleştiren işletmeler, faaliyetlerini sürdürebilmek için İklim Değişikliği Başkanlığı’ndan izin almak zorunda olacak. Her bir işletme, doğrulanmış yıllık emisyon miktarına denk gelen tahsisatı sisteme teslim etmekle yükümlü hale gelecek.
Yasayla birlikte “iklim adaleti”, “net sıfır emisyon”, “adil geçiş”, “karbon kredisi” ve “ETS” gibi temel kavramlar da ilk kez yasal tanımlara kavuştu. Kanun, kamu ve özel sektördeki tüm tarafları kamu yararı gözetilerek alınan iklim önlemlerine uyma yükümlülüğü altına sokuyor.
Sistemin işleyişini denetleyecek Karbon Piyasası Kurulu da oluşturulacak. Bu kurulda; Çevre, Enerji, Tarım, Ulaştırma ve Maliye bakanlıklarının yanı sıra Cumhurbaşkanlığı, EPDK, SPK ve İklim Değişikliği Başkanlığı’ndan temsilciler yer alacak. Sivil toplum kuruluşları ile üniversiteler toplantılara yalnızca danışman statüsünde, oy hakkı olmadan katılabilecek.
İklim Kanunu İçin Sivil Toplumdan Ağır Eleştiriler
Doğa Derneği’nden İptal Çağrısı
Doğa Derneği, yasalaşan İklim Kanunu’na sert tepki göstererek, kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılması gerektiğini açıkladı. Dernek, kanunun “doğayı ve yaşamı güvence altına alan bütüncül bir yaklaşım yerine, karbon piyasasını önceleyen dar bir çerçeve sunduğunu” belirtti. ernek, “Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı vardır ve devlet bu çevreyi korumakla yükümlü” vurgusunu yaparak, kanunun anayasal hakları ihlal ettiğini iddia etti.
Doğa Derneği’nin kanuna yönelik temel eleştirileri şöyle:
- Kömürden çıkışa dair hiçbir bağlayıcı plan açıklanmıyor.
- Sera gazı salımını azaltmaya yönelik zorlayıcı düzenlemeler getirilmiyor.
- Biyolojik çeşitlilik ve ormanlar, tarım arazileri, sulak alanlar gibi yaşam alanlarının korunmasına dair bir hüküm yok.
- Karbon ticareti sistemi kuruldu, ama kamu yararı tanımlanmadı.
- Karbon piyasasına dair kararlar, sivil toplumun ve bilim insanlarının yer almadığı kurullar eliyle yürütülecek.
İklim Adaleti Koalisyonu: “İklim Kanunu Kirlilik Aklama Sistemi”
80 katılımcı örgüt tarafından kurulan İklim Adaleti Koalisyonu ise, teklif için “Şirketlere kirliliklerini para ile aklama sistemi sağlıyor, doğa talanını meşrulaştırıyor” açıklamasını yaptı. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, İklim Adaleti Koalisyonu ile birlikte yaptığı açıklamada, “Eğer bir kanun kömür, petrol ve doğalgazı sonlandırmayı hedeflemiyorsa; o, iklim kanunu değil, sermaye dostu bir ticaret sözleşmesidir” dedi.
Fosil Yakıtlar Sorunu
İklim Adaleti Koalisyonu, “Teklifte, kömür ve diğer fosil yakıtlardan çıkış için net bir takvim belirlenmemiş, fosil yakıt teşviklerinin sonlandırılmasına ve yeni projelerin durdurulmasına dair somut bir düzenleme getirilmemiştir” eleştirisini yöneltti. Kanunda, “iklimi içinde Çevre Mühendisleri Odasının değil de Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin bulunduğu, Meteoroloji Mühendisleri Odasının değil de Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneğinin bulunduğu” yapısal sorunlara dikkat çekildi.
Sonuç: Kutuplaşma
Türkiye’nin ilk İklim Kanunu, hedeflenen uzlaşı yerine derin bir kutuplaşma yaratmış görünüyor. Hükümet kanunu “tarihi adım” olarak sunarken, muhalefet ve sivil toplum “doğa katliamına kılıf” olarak niteliyor.