Sanat ve tasarımın ortak düşünme alanında buluştuğu bir dönemde, objeler sadece işlevleriyle veya estetik görünümleriyle değil; taşıdıkları hafıza, üretim süreci ve bağlamla birlikte okunuyor. Biriktirme kültürü; bu noktada edinme eyleminden çok, obje ile kurulan bağ etrafında şekilleniyor. Collectible Design alanında öne çıkan bu yaklaşım, objeyi estetik bir formun ötesine taşıyarak, kültürel katmanlarıyla birlikte düşünmeye alan açıyor.

Biriktirme kültürü, objeleri edinmenin ötesinde, her parçanın taşıdığı kültürel izler ve geçmişle kurulan bağ üzerinden okunuyor. Bir objenin değeri, zaman içinde kazandığı anlamlarla şekilleniyor. Sanat eserlerinden tasarım objelerine uzanan bu geniş alanda nesneler, geçmişle kurulan bağı yeniden düşünmeye alan açan parçalara dönüşüyor.
Sanat ile Collectible Design arasındaki bu kesişim noktası, objenin görsel etkilerinin ötesinde bir bellek nesnesi olarak yeniden tanımlanmasını sağlıyor. Tasarımlar, zaman, mekan ve üretim süreciyle kurdukları ilişki üzerinden anlam kazanıyor. Bu ilişkilerin ortaya çıkardığı kültürel katmanlar ise nesneyle kurulan bağı derinleştiriyor.

Nesnenin Hafızası: Geçmişle Kurulan Diyalog
Bu bağlamda Glif, nesnenin hafızasını çağdaş tasarımla buluşturan özgün bir yaklaşım benimsiyor. Var olan objelerin geçmişini görünür kılarak yeniden yorumluyor; tasarımı bir tür hafıza üretimi olarak ele alıyor. Böylece tasarım sadece biçimsel bir sonuç değil, üretim sürecinde kültürel anlamı yeniden inşa eden bir pratik haline geliyor.
Glif’in Altered Heritage Koleksiyonu, geçmişin izlerini çağdaş bir sahneleme anlayışıyla günümüze taşıyor. Her parça, geçmişten gelen bir objenin, rafine malzeme seçkisi ve zanaatkar işbirlikleriyle yeniden ele alınmasıyla şekilleniyor ve kendi koleksiyon kültürünü oluşturuyor. Ahşap, mermer ve metal gibi malzemeler; kolektif bir üretimden geçerek, objenin geçmişine yeni katmanlar ekliyor. Bu çok katmanlı üretim süreci, kusursuz bir son üründen ziyade, izleri görünür kılan tasarım nesneleri ortaya çıkarıyor. Böylece tasarım, hafızanın, mekanın ve ortak üretim sürecinin iç içe geçtiği bir anlatıya dönüşüyor.

İstanbul’un çok katmanlı yapısını taşıyan Zülfaris, Glif ile doğrudan bir diyalog kuruyor. Farklı dönemlerin, işlevlerin ve izlerin oluşturduğu bu yapı, Altered Heritage koleksiyonunun dönüşüm fikrini mekânsal ölçekte yansıtıyor. Tasarımlar, bu tarihsel bağlam içinde bir arka planın parçası olmaktan çok, mekânla yan yana durarak Glif’in hafıza ve dönüşüm odaklı yaklaşımını destekleyen bir bütünlük yaratıyor.





