Türkçe dilbilgisi kuralları ile bir ‘konuşma’ çizgisi ve hayatı ‘tırnak içinde’ tüm soru işaretleri ile yorumlayan, bağımsız, ironik duruşu ile Açık Radyo 30’uncu yılını kutluyor.
Ancak ‘kâinatın tüm sesleri, renkleri ve titreşimlerine’ açık kurum, iki yıl önce kaybettiği 95.0 sıralı FM radyo frekansını geri kazanmak adına da, bugünkü dijital yayın kimliği Apaçık Radyo adı üzerinden var olmaya çalışarak, bir süredir hukuki ve kamusal bir hak mücadelesi veriyor.
İşte bu çabanın bir dökümü, 31 Mart Salı sabahı İstanbul Tophane’deki Tütün Deposu’nda, radyo kurucusu Ömer Madra ile yönetici editör, yapımcı İlksen Mavituna ve radyonun hukuk uzmanları, avukatlar Erdem Türkekul ve Ufuk Altaş eşliğinde, basın ve kamuoyu ile paylaşıldı.
Sayısı 50’yi geçen yerli ve yabancı basın mensupları ile radyo programcıları, dostları ve emektar çalışanlarını simitler, çaylar, kahveler ve basın dosyaları ile tekrar bir araya getiren, yine misafirperver bu toplantıya, Ermeni asıllı Türkiyeli güncel sanatçı Larissa Araz’ın 2022’de Cem Mısırlıoğlu ile hazırladığı Uzaktan Gelen Ses adlı radyo ve ses yerleştirmesi de derinlik kattı. Toplantıya Türkiye Gazeteciler Sendikası, Bianet ve Agos ile ArtDog İstanbul gibi birçok yayından katılım gösterildi.
Açık Radyo yayın lisansının iptaline dair hukuki sürecin paylaşıldığı toplantıda özetle, “gelinen durumun yalnızca bir radyo kuruluşuna yönelik bir idarî işlem değil, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukuk devleti ilkeleri açısından da ‘kritik bir eşik’ olduğu” mesajı aktarıldı.
Bu kapsamda, en baştan söylemek gerekirse, Açık Radyo davası Danıştay’a taşınmış bulunuyor. Hukukçular, Danıştay’ın ise yapacağı incelemeyi en erken Mayıs 2026 sonunda tamamlayacağını ve radyo kaderinde bu anlamda yine önemli bir yol ayrımının yakında olduğuna dikkati çekiyor.

Açık Radyo Bu Sürece Nasıl Gelmişti?
Hatırlanacağı gibi, 24 Nisan 2024 tarihinde, Açık Radyo canlı yayınına, günlük yerel ve uluslararası basını işleyen Açık Gazete programı içinde katılan konuğun, T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan taziye mesajı sebebiyle, o günün anmalarından bahsederken, ilgili kişinin “soykırım olarak adlandırılan” ve “Ermeni soykırımı anması” ifadelerini kullanması gerekçe gösterilerek, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından radyoya en üst sınırdan para cezası verilmiş, ayrıca program yayınının da beş kez durdurulmasına karar verilmişti.
Ancak bu süreçte Açık Radyo tarafından RTÜK’ün elektronik yolla tebliğ ettiği kurul kararının yayın durdurma tarihlerini içeren ekine teknik nedenlerle de erişilememişti. Bu durum, o günlerde RTÜK’e bildirilse de, herhangi bir yanıt alınamamış, ardından 3 Temmuz 2024 tarihinde ise yayın durdurma tedbirinin uygulanmadığı gerekçesiyle, RTÜK’ten bir de Açık Radyo’nun yayın lisansı iptali kararı gelmişti. Kurum bu aşamada ilgili para cezasını ödemiş, sürece ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmiş bulunsa bile, adli merciler tarafından savunması dahi istenmeden, teknik aksaklıklar da gözetilmeden FM 95.0 frekans yayını lisans iptali kararı verilmişti.
İşte Açık Radyo, bu durum üzerine ise ilgili hukuki itirazlarını yerine getirerek, hukuki ve bilimsel görüşlerle bu karara karşı iki dosya ile itiraz etmiş ve davalar ilk derece ve istinaf mahkemelerinde reddedilmişti. Radyonun hukuki temsilcileri, bu kapsamda özetle “yayında kullanılan ifadelerin ifade özgürlüğü dahilinde olması ile ilgili yayına katılan kişilerin beyanlarından ötürü, yayının bütünü ve maksadı değerlendirilmeksizin, ilgili yayın kuruluşunun bu şekilde sorumlu tutulamayacağı” görüşlerini savunarak kayda geçirmişti. Açık Radyo, bu aşamada, Tütün Deposu’nda yapılan toplantıda her iki dosyanın da 2026 yılı itibarıyla temyiz edildiğine ve Danıştay incelemesine sunulduğuna dikkat çekti.
Ömer Madra’dan Bol Tırnaklı Bir Dünya Penceresi
İlksen Mavituna moderatörlüğünde yapılan toplantıda söz alan Ömer Madra ise, neredeyse Franz Kafka’nın Dava kitabını bire bir yaşadıklarına değindiği, son iki yılda gelinen noktayı basına ve kamuoyuna (özetle) şöyle değerlendirdi:
Açık Radyo davası Danıştay’a gidiyor:
‘Alice Harikalar Diyarında’ gibi bir giriş yapmak istedim. Soyut bir gidişat içinde olduğumuzu söylemek kolaylıkla mümkün. (…)
Yeryüzünde, modern tarihin en ürkünç dönemlerinden birinin içindeyiz. Dünya, büyük bir krizin içinde: Doğrunun, hakikatin, bilimin yerini akıl almaz yalanlar, provokasyonlar, şiddet propagandaları ve şiddet dalgaları almış. Zaman, mekân, doğru, yanlış hepten tersyüz olmuş durumda. Görülebildiği kadarıyla, dünyanın en az yedi bölgesinde kanlı savaşlar ve iç savaşlar devam etmekte. Kısacası, boğazımıza kadar batırıldığımız bir çamur çukurundayız.
Toplumun üzerinde durduğu sacayağının yerinde yeller esiyor. ‘ABD’de adalet, barış, demokrasi elden gitmiş halde. Açık Radyo, işte dünyaya egemen olan böyle sefil bir ortamda yeri ve göğü sadece metafizik olarak değil, fizikî olarak da karartan kötülük ve yalan bulutlarını, üzerimize çöken savaş sisini, gittikçe yayılan otoriterlik dalgasını dağıtabilmek için, 30 yıl boyunca zorlu bir çaba gösterdi.
Kısaca söylersek, toplumu gerçeklerden haberdar etmek, canlılar âleminin hızla sürüklendiği dönüşü olmayan noktadan, küresel iklim krizinden bir an önce döndürebilmek ve ortak yarar için, hiçbir çıkar ve sermaye grubuna bağlı olmadan elimizden geleni yapmaya çalışıyorduk.
Bunun adına ‘ifade özgürlüğü ve bağımsız yayıncılık uğraşı’ diyorduk. Çünkü şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bağımsız medya olmaksızın, ne savaşlar önlenebilir, ne de gezegen, başına sarılan yok oluş felâketinden, yani iklim krizinden kurtulabilir.
İşte Açık Radyo, 30 koca yıl boyunca ve biraz da ötesinde, dünyada fazla benzeri olmayan böyle zorlu bir yayıncılık üstlenme uğraşını sürdürdü. Ta ki, RTÜK tarafından lisansı iptal edilene kadar…
1436 Programcı 124 Program 82 Ödül ve Yayın Lisans İptali
Dünyada da eşi, benzeri olmayan sayıda, yani toplam 1436 gönüllü programcısı, her hafta düzenli yayımlanan 124 programı, 30 yıllık birikimiyle, ekoloji, tarih, siyaset, sosyal bilimler, dünya müzikleri ve gelenekleri, görsel, işitsel çağdaş sanatlar alanında, muazzam bir arşive sahip; hakkında belgeseller çekilip, master ve doktora tezleri yazılarak, araştırmalara konu ve uluslararası bienallere konuk olan, uluslararası ve ulusal 82 ödüle layık görülen, programlarından 34’ü kitaba dönüştürülmüş, Dünyaca saygınlık kazanmış bir kurum: Açık Radyo.
İşte bu kurumun Açık Radyo’ya yapılan elektronik tebligatta yer alan ‘program durdurma tarihlerine ilişkin ek sayfanın teknik bir aksaklık sebebiyle görüntülenmemesi’ nedeniyle lisansı iptal edildi.
Tebliğ edilen para cezası taksitle ödenmiş, kapanma tarihlerine ilişkin teknik sebepler beyan edilerek, yeni tarihler talep edilmiş olmasına rağmen, dilekçelerimize cevap bile verilmesi zahmetine katlanılmadan Açık Radyo susturulmuştur.
Bizler, son 1,5 yıldır sessizce bu ‘Ap’açık’ haksızlığı dile getirme uğraşı içindeyiz. Ne var ki, sunduğumuz onca hukukî mütalaaya, onca teknik uzman raporuna, onca hukukî örnek olaya ve kanıtına rağmen, davalarda aldığımız tek cevap, adeta bir duvar gibi önümüze örülen ‘hukuka uygun’ cümlesi oluyor.
Büyük şair Tevfik Fikret’e nazire olarak söylersek, ‘Hukuk diye, hukuk diye, hukuk tepelendi.
Madra’dan “Otosansür”e “Açık Tavır”
Dava boyunca, haber alma, habere erişme hakkı ve haber verme görevi ile ilgili önemli noktalara değinmeye çalıştık. Bağımsız yayıncılığın doğası gereği, ne Açık Radyo ne de bir başka medya kuruluşu konukları ve programcılarını bir ‘otosansür’ mekanizmasına tâbi tutar. Bu olanaksızdır. Belirli kavramların, örneğin ‘Ermeni Soykırımı’ ifadesi gibi, kullanımı ifade özgürlüğü kapsamında olan, esasen suç teşkil etmediği, ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarında da kabul edilmiş tabirlerin telaffuz edilmesi üzerinden yayın kuruluşunu böylesine cezalandırmak, yalnızca Açık Radyo‘nun değil, Türkiye’deki tüm ciddi medya organlarının ortak sorunudur ve ülkedeki yayıncılık özgürlüğü için son derece ciddi bir problem oluşturur.
Hiç unutulmamalıdır ki deprem gerçeği ile burun buruna olan İstanbul gibi bir metropolde, bir felâket ânında, karasal yayında Açık Radyo gibi bir basın kuruluşundan mahrum kalmak, bütün yurttaşların ortak problemidir. GSM altyapısının, ya da diğer İnternet protokollerinin aksama ihtimallerinin hayli yüksek olduğunun görüldüğü benzer âfet durumlarında, radyo antenlerinin önemi, tereddütsüz, ortadadır.
Açık Radyo’nun yayınları durdurulmuş olsa da, daha da genişleyen bir ekiple, internet üzerinde ‘Apaçık Radyo’ çatısı altında ve her zamanki bağımsız yayıncılık ilkeleriyle, yolumuza devam ediyoruz. Bağımsız, özgür yayıncılık ilkeleri, tıpkı o da bir müşterek olan ‘Apaçık Radyo’da da, aynen bulunmakta ve bu değerli miras, dijital platformlarda da sürdürülmektedir. Ama Açık Radyo kapanmıştır.
Avukat Altaş: ‘Apaçık’ ve ‘Duvar’ Kelimeleri Mücadeleyi Özetliyor
Açık Radyo’nun komşusu, Tophane’deki Depo İstanbul’da yapılan toplantıda daha sonra söz alan Avukat Ümit Altaş ise, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede Madra’nın sarf ettiği ‘Apaçık’ ve ‘Duvar’ kelimelerinin, gelinen noktayı en iyi şekilde özetlediğine değindi.
Altaş, durumu ‘apaçık bir haksızlığa’ karşılık önlerine çıkan ‘duvar’ olarak nitelerken, katılımcılara gelinen durumu hukuki gözlüklerle özetlemeyi unutmadı. Avukat Altaş, RTÜK’ün Açık Radyo ile ilgili aldığı geçmiş kararda, Dr. Necdet İpekyüz, Tuncay Keser ve İlhan Taşçı’nın bu karara muhalif kaldıklarının altını çizdi. Altaş, ilgili üyelerin muhalefet gerekçelerinde Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de (AİHM) atıfta bulunduğunu dile getirerek, ‘kullanılan ifadelerin, ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu’ söylediklerini, bununla birlikte verilen ceza ve idarî tedbirin de, ‘ağır ve gerekçesiz bir müdahale niteliği taşıdığını’ ilettiklerini hatırlattı.
Avukat Altaş daha sonra, RTÜK tarafından belirlenen ilgili para cezasının ödenmesi akabinde, yayın durdurma cezalarını da kurum olarak öğrenebilmek için harekete geçtiklerini; ancak ilgili bildirimdeki ‘elektronik ekinin açılamaması’ sebebiyle RTÜK’e tarihlerin öğrenilmesi için başvurduklarına değindi.
Gelinen noktada, RTÜK’ün 2 Temmuz 2024 itibarıyla Açık Radyo’ya bir yanıt vermediği gibi, kurumun radyodan savunmasını da almadığını vurgulayan Avukat Ümit Altaş, böyle bir açıklama talebinin de kendilerine gelmediğinden söz etti. Bu olaydan tam bir gün sonra ise, radyonun ‘yayın durdurma tedbirinin uygulanmaması’ gerekçesi ile radyo yayınının lisansının iptal edildiğini belirten Altaş, ilgili karardaki karşı oy kullanmış üç RTÜK üyesine yeniden değinerek, alınan lisans iptali kararının bu üyelerce ‘ölçüsüz, hakkaniyetsiz olduğunu, radyonun para cezasını dahi ödediğini’ aktardığını vurguladı.
RTÜK Gerekçesi: “Kişisel ifade özgürdür, yayında ifade, değildir”
Avukat Ümit Altaş konuşmasında, öte yandan, mahkeme tarafından Açık Radyo için alınan gerekçeli kararda, ilgili yayındaki söz konusu ifadenin ‘kişisel olarak ifade özgürlüğü’ sınırlarında olduğu, ama bunu radyo yayınında yapmanın ise ifade özgürlüğü kapsamında olmadığı hükmünde olduğunun altını çizdi.
Avukat Altaş, gelinen duruma ilişkin şöyle bir yorumda bulundu:
“Ne yazık ki, bunu Türkiye’de ve kanunlarla yetki alanı sınırlanmış bir mahkeme söylemiştir. Mahkeme, bu gerekçesiz kararında, ‘tarihsel gerçeklik’ vurgusu ile akademiden rol çalmaya çalışmış, aynı zamanda da “Ermeni Soykırımı anması” kelimesinin ya da “Soykırım olarak adlandırılan” ifadesinin nasıl bir ‘açık ve yakın tehlike’ oluşturduğuna dair hiçbir açıklamada bulunmamıştır.
Ret kararına karşın aldığımız ayrıntılı istinaf başvurumuz, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10’uncu İdare Dava Dairesi tarafından yalnızca bir cümlelik gerekçe ile, ‘karar, usul ve hukuka uygun olup, kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmamaktadır,’ denerek reddedilmiş olup, nihai olarak bu dosyamız, 20 Şubat 2026 tarihinde yürütmeyi durdurma ve duruşma talepli temyiz yoluna başvurulmuştur. Dosyamız şimdi Danıştay incelemesindedir.
Yayın Kapattıran “Açılamayan Ek” için Adli Bilişim Raporu Bile Alınmış
Bir diğer husus ise lisans iptaline karşın açtığımız davamızdır.
Bu işleme karşı da 18 Ekim 2024’te dava açılmıştır.
Yargılama sürecince, tarafımızca dosyaya sunulan tüm teknik ve görsel deliller, bizzat görsel delillerle ekin açılamadığını ispatlamış olup, ayrıca bununla da yetinmeyip, Adlî Bilişim uzmanından da teknik inceleme raporu alınmıştır. Adlî Bilişim uzmanı da, vermiş olduğu teknik inceleme raporunda, tebligat ekinin açılamamasının radyodan kaynaklanmadığını açıkça tespit etmiştir.
Ayrıca Ankara 21’nci İdare Mahkemesi, söz konusu bu delilleri ve kurul üyelerinin karşı oy yazılarındaki tespitlerini hiç bir şekilde değerlendirmeden, yine yalnızca tek bir cümlelik gerekçe ile, ‘uygulanması gereken geçici yayın beş gün durdurma cezası, tam olarak uygulanmadı, dava konusu işlendi, hukuka aykırılık yoktur,’ diyerek, reddetmiştir.
Peki ama neden uygulanamadı ? Buna ilişkin sunulan savunmaların, delillerin hangisine ikna olmadınız ?
Kurala muhalif kalan kurul üyelerinin karşı oy yazılarında belirttiği, radyonun daha önce uygulayamadığına dair beyanda bulunduğu, yeni gün talep ettiği ve buna ilişkin sunduğu tüm deliller, daha da önemlisi tüm kurul üyelerinin bu bilgiye sahip olmaması gibi tespitlerine, nasıl bir değerlendirmede bulundunuz ?
“İdam kararı niteliğinde bu lisans iptali kararı orantılı mı?”

Avukat Türkekul: “301’nci maddede dahi bu durum ‘ifade özgürlüğü’ kapsamında”
Açık Radyo’nun Danıştay yoluna gitmesi üzerine düzenlenen toplantıda, basın mensuplarının soruları da gündeme geldi. Toplantıda söz alan Bianet muhabiri, ilgili ifadenin genelde 301’inci madde üzerinden hukuki bir sürece tabi kılındığına dikkat çekerek, radyoya verilen ilgili cezadaki ayrımın nereden kaynaklandığı sorusunu avukatlara yöneltti.
Etkinlikte söz alan avukat Türkekul, bugüne kadar bu konuda verilmiş bir çok karar bulunduğunu, AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin de bu kararları verenler arasında yer aldığını hatırlatarak, şunları kaydetti:
“301’inci maddede dahi bu durum, ifade özgürlüğü kapsamındadır. Bugüne kadar zaten böylesi bir ayrı soruşturma bulunmuyor. Ancak ayrı bir madde ‘Halkı kin ve nefrete teşvik…’ ifadesiyle TCK’da da var.
Fakat (radyoya) bugüne kadar bu noktadan da yapılan bir soruşturma yok. Dolayısıyla, aslında ifadenin kendisi ifade özgürlüğü kapsamında, fakat bunun yanında, RTÜK’ün bu cezayı verdiği madde ile bu ifade arasında herhangi bir bağlantı da yok. Çünkü bunun bile olabilmesi için mahkemenin ‘Toplumda kim kime, nasıl bir tehdit ediyor, ne olmuş, ne oluşmuş, bunların hiçbirinin zaten cevabı yok. Olabilme ihtimali yok. Çünkü zaten bu ihtimal ile bu maddenin bir alakası yok.
Dolayısıyla, dediğiniz gibi, bu çok doğru bir nokta ve biz bunu tüm dilekçelerde hukuken de çok vurguladık. Mahkemedeki kayıtlarda bu konuda tek kelime geçmedi.”
Danıştay’ın “Yürütmeyi Durdurma” Kararı için Mayıs Ayı Bekleniyor
Avukatlar Erdem Türkekul ile Ümit Altaş, toplantıda ayrıca, ArtDog İstanbul’dan gelen, “Danıştay’ın incelemesinin ne zaman biteceği”, ayrıca konunun bu aşamaya hangi olayla getirildiği ve bu süreçte radyoyu bekleyen “iyi ve kötü senaryo” temelli üç zincirleme sorumuzu da, şöyle yorumladı:
“Bir ifade, eğer ifade özgürlüğü kapsamındaysa, bunun herhangi bir şekilde radyoda ya da üç veya beş kişi ile yapılması gibi bir durum yoktur. Şu yapılabilir; herhangi bir ifade, hukuka aykırıdır, bunun medya yoluyla olması bir artırım sebebidir. Bu mantıklı, çünkü daha fazla kişiye ulaşır ve o zaman, hukuka aykırılığın derecesi, cezası artar.
Ama bilfiil, ifade hukuka aykırı değilse, medyada olmasının hukuka aykırı olması, mantık ötesidir.
Dava sürecinin ne kadar süreceğini ise bugün bilemeyiz. Ama Türkiye’de bu maalesef çok kısa sürmüyor. Türkiye’de nereden baksanız, en az bir sene devam edecek bir süreç olabilir.
Belki yürütmenin durdurulması talebimize de, daha önce karar verilirse, inşallah oradan da olumlu bir şey çıkabilir.
Bu konunun ilk olarak nasıl ve nereden gündeme geldiği konusunda da bizim bir bilgi sahibi olma şansımız yok. Çünkü RTÜK’ün bir ‘İzleme Dairesi’ var. Buraya bir ihbar gelmiş olabilir ama böyle bir şey olduğunu da sanmıyoruz. Herhangi bir yerden bildirim olabilir. Ben onun nasıl olduğunu bilmiyorum. Zaten kararda da böyle bir bilgi verilmiyor.
Ama radyo ile ilgili şikayet olan, kamuya açık olan bir kısım var ki, biz bunun içinde, radyoya ilişkin böyle bir şikayet görmüyoruz.
Danıştay, vermiş olduğu ara kararda davalı iddianamenin savunmasını bekliyor. Nisan sonuna kadar bunun gönderilmesi gerekiyor. Bu da en geç Mayıs ayı içerisinde, ya da Mayıs’ın son haftasında; yani bizim ‘Yürütmeyi Durdurma’ dediğimiz, Danıştay tarafından değerlendirilip bir karar verileceği anlamına geliyor.”




