Sydney’deki Carriageworks’ün geniş fuaye alanı, geçtiğimiz hafta sonu klasik bir sergi mekânından dev bir arkeolojik kazı alanına dönüştü. Festival of Dangerous Ideas kapsamında gerçekleştirilen HEAP, 22 ve 23 Ağustos’ta izleyiciyi sanat eserlerine uzaktan bakmak yerine doğrudan onların peşine düşmeye davet etti. Yaklaşık 120 ton toprağın altına gömülen 80 eser, sekiz Avustralyalı sanatçının üretimlerinden oluşuyordu. Ziyaretçiler çıplak ayakla toprağa girdi, ellerine mala aldı ve gömülü eserleri tek tek ortaya çıkardı. Eserler bulundukça yakındaki sergileme alanına taşındı; böylece kazı, bireysel bir “hazine bulma” deneyiminden çok, ortak bir keşif eylemine dönüştü.
HEAP, Festival of Dangerous Ideas’ın 2026 edisyonundaki world-premiere art commission olarak gerçekleştirildi. Projenin özgün fikri festival direktörü Danielle Harvey ile Cecily Hardy tarafından geliştirildi. Festival bu yıl 20–30 Ağustos tarihleri arasında Sydney genelinde düzenleniyor; ana program ise 22–23 Ağustos hafta sonunda Carriageworks’te yoğunlaştı.
SEKİZ SANATÇI, 80 ESER
HEAP’te Brook Andrew, Aretha Brown, Keg de Souza, Tarryn Gill, HOSSEI, Sophie Penkethman-Young, Tim Silver ve EJ Son’un yeni üretimleri bir araya geldi. Tek bir estetik anlayış çevresinde toplanmayan bu işler; emek, sömürgecilik, Indigenous bilgi sistemleri, çevresel kriz, kimlik, yalnızlık, üretim ve iyileşme gibi farklı meseleleri aynı toprak yığınının içinde buluşturdu. Festivalin bu yılki “REVELATION” teması da projenin fiziksel yapısında karşılığını buldu: Gizli olanı açığa çıkarmak, görünmeyeni görünür hale getirmek ve üzeri örtülen fikirlerle yüzleşmek.
Burada “ortaya çıkarmak” yalnızca kavramsal bir metafor değildi. Ziyaretçi gerçekten kazdı.
TOPRAĞIN ALTINDA NE VARDI?
HEAP’in en dikkat çekici işlerinden biri Sophie Penkethman-Young’ın üretimiydi. Sanatçı, 3D yazıcısıyla 25 karo üretti ve bu işin içine sanatçı ile makine arasında bir tür çalışma anlaşması yerleştirdi. Penkethman-Young, üretimi hızlandırmak yerine 3D yazıcı için 38 saatlik bir çalışma haftası belirledi ve üretimi günde bir karo ile sınırlandırdı.
Bu karar, sanat üretimindeki görünmeyen emeği ve sürekli daha fazla, daha hızlı üretme baskısını sorguluyordu. Guardian’a konuşan sanatçı, çalışmasını “görünmeyen emeği” ve ona verdiğimiz değeri sorgulamak için bir davet olarak tanımladı.
Wiradjuri sanatçısı Brook Andrew ise çalışmasında bitkiler, şifa ve Indigenous bilgi sistemleri üzerinden başka bir “tehlikeli fikir” ortaya koydu. Andrew; Amerika, Orta Doğu ve Avustralya’dan tıbbi ve yenilebilir bitkileri bir araya getirirken botanik uzmanları ve Indigenous tıp bilgisine sahip kişilerle çalıştı. Çalışmada Avustralya’nın murnong bitkisi, Lübnan yabani kekiği ve Kolombiya’da şifa ve spiritüel uygulamalarda kullanılan bazı Brugmansia türleri de yer aldı.
Gumbaynggirr sanatçısı Aretha Brown ise First Nations tarihini, kültürünü ve deneyimini merkeze alan pratiğiyle Avustralya’nın ulusal kimliği ve sömürge geçmişi üzerine düşündü. Keg de Souza, Tarryn Gill, HOSSEI, Tim Silver ve EJ Son’un çalışmaları da farklı biçimlerde çevresel çöküş, kimlik, savaş, yalnızlık ve iyileşme gibi meseleleri HEAP’in ortak zemini içine taşıdı.
ESERİ BULMAK, ESERİN BİR PARÇASIYDI

HEAP’in asıl radikal tarafı, eserleri yalnızca toprağın altına gömmek değildi. Proje, izleyici ile sanat eseri arasındaki alışılmış mesafeyi ortadan kaldırdı. Galeride ziyaretçi normalde eserin karşısında durur. HEAP’te ise esere ulaşmak için fiziksel bir çaba gerekiyordu. Nerede olduğunu bilmediğiniz bir şeyi arıyor, toprağı kaldırıyor ve sonunda karşınıza çıkan nesneyi inceliyordunuz. Bu nedenle HEAP aynı anda sergi, yerleştirme, performans ve arkeolojik kazı gibi çalıştı.
Üstelik ortaya çıkarılan eserler ziyaretçinin sahip olabileceği birer “hazineye” dönüşmedi. Kazı, ortak bir deneyim olarak tasarlandı; bulunan işler incelenmek ve sergilenmek üzere yakındaki alana taşındı. Böylece eser, koleksiyon nesnesinden önce keşfedilen bir fikir, bir soru ya da bir tartışma başlatıcısı haline geldi.
KAZI BİTTİ, FİKİRLER YERALTIYLA SINIRLI KALMADI
22–23 Ağustos’taki HEAP deneyimine, 22 Ağustos’ta düzenlenen Unearthing Danger başlıklı sanatçı konuşması da eşlik etti. Sekiz sanatçı, eserlerini neden toprağın altına gömdüklerini ve “dangerous ideas” kavramını nasıl yorumladıklarını tartıştı. HEAP’in fiziksel kazısı sona ermiş olsa da proje, Festival of Dangerous Ideas’ın 2026 programındaki “revelation” fikrini en somut biçimde ortaya koyan işlerden biri olarak geride kaldı.
Çünkü burada sanat eseri yalnızca bakılacak bir nesne değildi. Saklanmıştı. Ona ulaşmak gerekiyordu. Ve belki de HEAP’in en güçlü fikri tam burada ortaya çıktı: Bazı fikirleri gerçekten görmek için önce üzerlerindeki toprağı kaldırmak gerekiyor.
HEAP’in ardından kullanılan toprak da çöpe atılmayacak; festivalin açıklamasına göre sertifikalı VENM sınıfındaki toprak yeniden kullanım için başka alanlara dağıtılacak.


