Silahları Gömmeden Barış Mümkün mü? -
Güzey Ender, Barış Heykeli, 2017

Silahları Gömmeden Barış Mümkün mü?

Ender Güzey’in 2017’de tasarladığı “Barış Heykeli”, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” sürecinden Gazze’ye, savaşların ve silahsızlanmanın yeniden dünyanın gündemini belirlediği bir dönemde dokuz yıl sonra başka bir anlam kazanıyor.

/

“Gömülsün Silahlar.”

Doç. Ender Güzey’in 28 Ağustos 2017 tarihli Barış Heykeli projesinin çıkış cümlesi bu. Aradan dokuz yıl geçti. Türkiye’de dün Meclis, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifini kabul etti.

Bugün Güzey’in heykeline bakınca, 2017’de ortaya atılmış bir sanat fikrinden çok daha fazlasını görmek mümkün: Silahın susturulması, imha edilmesi ve sonunda hafızada bir nesneye dönüşmesi üzerine kurulmuş bir kamusal sanat önerisi.

Çünkü Güzey’in sorusu yalnızca “Barış nedir?” değil.

Asıl soru şu:

Barış için silaha ne olacak?

Bir heykel, bir silah ve bir ülkenin gündemi

Güzey’in tasarımında üç metre yüksekliğinde, bir metreye bir metre taban üzerine oturan beton bir yapı var. Betonun bazı bölümleri kırılarak içindeki demir iskelet açığa çıkarılıyor. Yapının içinde ise eritilerek deforme edilmiş, adeta fosilleştirilmiş bir Kalaşnikof bulunuyor.

Silah artık ateş etmiyor.

Hapsedilmiş.

Bir zamanlar ölüm saçan nesne, artık bir savaş aracı değil; savaşın geride bırakılması gereken bir kalıntısı.

Güzey bunu açık biçimde tarif ediyor: “Silahla barış olmaz.”

2017’de bu cümle bir sanatçının kamusal alana ilişkin önerisiydi. Bugün ise Türkiye’nin siyasi gündeminin tam ortasında duran bir tartışmayla kesişiyor.

Türkiye’de silahın kaderi değişirken

“Terörsüz Türkiye” sürecinin önemli sembolik eşiklerinden biri 11 Temmuz 2025’te Süleymaniye yakınlarında yaşandı. PKK mensubu yaklaşık 30 kişilik bir grup silahlarını bıraktı; törende silahlar ateşe verilerek imha edildi. Bu görüntü, örgütün silahlı mücadeleyi sonlandırma ve fesih kararının sahadaki ilk sembolik uygulamalarından biri olarak kayda geçti.

Bir yıl sonra, dün, 10 Ağustos 2026’da aynı sürecin siyasi-hukuki ayağında önemli bir eşik daha aşıldı: “Terörsüz Türkiye” kapsamında hazırlanan çerçeve yasa TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Bu iki görüntüyü yan yana koyduğumuzda Güzey’in heykelinin metaforu daha da çarpıcı hale geliyor:

Bir tarafta yakılan silahlar.
Bir tarafta betona gömülen silah.
Ve ikisinin arasında siyasetin kurmaya çalıştığı silahsız bir gelecek fikri.

Elbette bir sanat eserini doğrudan siyasi bir sürecin propagandasına dönüştürmek doğru olmaz. Güzey’in işi de zaten bundan daha geniş bir yerde duruyor. Onun önerisi yalnızca Türkiye’ye değil, savaşın olduğu her yere yöneliyor.

Ancak Türkiye’nin bugün geldiği nokta, eserin sembolik dilini yeniden görünür kılıyor.

Gömülen silah, unutulan savaş değil

Heykelin en önemli ayrıntılarından biri belki de silahın yalnızca yok edilmemesi; fosilleştirilmesi.

Bu önemli bir ayrım.

Çünkü Güzey savaşın hafızadan silinmesini önermiyor. Silahı görünmez kılmıyor. Tam tersine onu betonun içinde bırakıyor.

Bir çeşit arkeolojik buluntuya dönüştürüyor.

Gelecekte birilerinin ona bakıp “Bu neydi?” diye soracağı bir nesneye.

Bu açıdan Barış Heykeli, barışı unutmak değil, savaşın araçlarını tarihe kaldırmak üzerine kuruluyor.

Türkiye’nin bugün tartıştığı “Terörsüz Türkiye” fikri de tam bu noktada sanat eserinin sorusuyla kesişiyor: Silahların bırakılması yalnızca fiziksel bir silahsızlanma olarak mı kalacak, yoksa silahlı çatışmanın yerine kalıcı bir siyasi ve toplumsal zemin kurulabilecek mi?

Meclis’ten geçen düzenleme, bu sürecin hukuki çerçevesini oluşturmayı hedefliyor. Ancak sürecin bundan sonraki aşamaları ve uygulaması hâlâ siyasi tartışmaların konusu.

Dolayısıyla heykelin sorusu hâlâ açık.

Güzey Ender, Barış Heykeli, 2017

Türkiye’den Gazze’ye, aynı soru

Güzey’in işi yalnızca Türkiye bağlamında da okunamaz.

Gazze’de savaşın sona erdirilmesi, silahsızlanma ve güvenlik düzenlemeleri etrafında yürütülen tartışmalar; Ukrayna savaşı; Ortadoğu’daki askeri gerilimler ve dünya genelinde artan savunma harcamaları, “barış” kavramının bugün ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Tam da bu nedenle Barış Heykeli bugün yeniden bakılmayı hak ediyor.

Çünkü eser barışı beyaz bir güvercin, zeytin dalı ya da soyut bir huzur imgesiyle anlatmıyor.

Barışın önüne bir görev koyuyor: Silahı ortadan kaldır.

Heykelin gece tasarımında bu fikir daha da belirginleşiyor. Beton yapı beyaz ışıkla aydınlatılırken, silahın bulunduğu hücre kırmızı ışıkla vurgulanıyor. Beyaz ve kırmızı, barış ile tehlikeyi aynı beden içinde karşı karşıya getiriyor.

Sanki heykel şöyle söylüyor:

Silah hâlâ oradaysa barış tamamlanmış değildir.

“Sanat süs değil, barometredir”

Ender Güzey’in 2017’de yazdığı açıklamadaki belki de en güçlü cümle şu:

“Sanat süs değil, gereğinde uyaran bir barometredir.”

Bugün bu cümle, Barış Heykelinin yeniden okunması için bir anahtar niteliğinde.

Çünkü kamusal sanat yalnızca bulunduğu yere estetik değer katmakla kalmaz; bazen o toplumun henüz cevaplayamadığı soruları da görünür hale getirir.

Güzey’in heykelinde cevap verilmesi gereken soru dokuz yıl önce de aynıydı, bugün de:

Silahlar sustuğunda geriye ne kalacak?

Belki de asıl barış, silahların yakıldığı, gömüldüğü ya da eritildiği anda değil; onların bir daha çıkarılmasına gerek kalmayacak bir düzen kurulduğunda başlayacak.

Ve o zaman, betonun içindeki fosilleşmiş Kalaşnikof gerçekten bir sanat eserine dönüşecek:

Savaşın değil, savaşın sona ermesinin anıtına.

2027 Bogotá Bienali

0 0,00