İnisiyatifler: Sanatın Odağı mı Alternatifi mi? – Performistanbul -
Ekin Bernay, ATLAS, 2021, performance. In collaboration with the Victoria and Albert Museum and Performistanbul, V&A Museum, London.

İnisiyatifler: Sanatın Odağı mı Alternatifi mi? – Performistanbul

Sanatın performans sanatı gibi çok belirgin bir alanında çalışan bir inisiyatif, varlığını hangi koşullarda sürdürür ve alanına katkı sağlar? Sanat inisiyatifleri sanat ortamında nelere dokunur, neleri değiştirir? “İnisiyatifler: Sanatın Odağı mı Alternatifi mi?” söyleşi dizimizin üçüncüsünü, performans sanatına adanmış on yıllık bir inisiyatif olan Performistanbul’un kurucusu ve direktörü Simge Burhanoğlu ile bu sorular etrafında gerçekleştirdik.

/

Köklü bir kültüre sahip olmasına karşın Türkiye’deki bağımsız sanat inisiyatifleri birçok zorlukla karşı karşıya. Görünürlük ve sürdürülebilirlik bunların başında geliyor. Öte yandan performans sanatı gibi dallardaki çalışmalar kurumsal desteklerle dahi sanatın öteki alanlarından daha kısıtlı bir görünürlüğe sahip. Performistanbul bu şartlarda varlığını on yıldır etkin biçimde sürdürüyor.

Performistanbul’un kurucusu ve direktörü Simge Burhanoğlu ile Türkiye’de performans sanatının yerini ve Performistanbul’un buna katkısını, sanat inisiyatiflerinin etki alanı ve nasıl geliştirilebileceğini konuştuk.

Türkiye’de sanat inisiyatiflerinin zor şartlarda varlığını sürdürdüğünden söz ettik bundan önceki iki söyleşimizde. Performans sanatı alanıysa görünürlük olarak belki de öteki sanat alanlarından daha da kısıtlı bir çevreye hitap ediyor. Performistanbul bu şartlarda on yılını devirdi. Şu âna dek alanda yaptığınız çalışmalardan söz eder misiniz?

Evet, Türkiye’de sanat inisiyatiflerinin ne kadar zor koşullarda ayakta kaldığını biz de birebir deneyimledik, deneyimliyoruz. Performans sanatı ise doğası gereği hem üretim hem de izleyici açısından daha kırılgan ve sınırlı bir alanda var oluyor. Belki de tam bu yüzden on yıl boyunca sürdürülebilir bir yapı kurmak bizim için yalnızca bir başarı değil, aynı zamanda güçlü bir dayanışma hikâyesi.

Performistanbul’u, 2016 yılında,Türkiye’deki ilk ve tek, sadece performans sanatına adınmış bir platform olarak hayata geçirdim. Performistanbul olarak öncelikli hedefimiz performans sanatçılarını ortak bir çatı altında buluşturmak, ve alana 360 derece bir yaklaşımla bakmak.

12) 2025, Emek | Labour: Doğumu Emek Olarak Geri Almak – Bedensel ve Performatif Bir Keşif Atölyesi, 11 Eylül 2025. Nazlı Gürlek ve Vivien Tauchmann yürütücülüğünde, Katılımcılar: Cansu Yazıcı, Ayşegül Akyüz, Fatma Özer, Ebru Sargın L., Arya Sipor, Bilgesu Yılmaz, Burcu Kayan Alpan, İstanbul Doğum Akademisi iş birliğiyle, ⭕️ kapsamında, Performistanbul, İstanbul, Fotoğraf: Alp Eren

Fikirlerin hayata geçirilmesi için küratöryel danışmanlık, mekân ve kurumlarla iletişim,  performansın sergilenmesi, koleksiyonlarda yaşaması, arşivlenmesi, hukuksal altyapı, finansal destek, misafir sanatçı programı, eğitim tarafı, akademik çalışmalar, yayınlar gibi alanlarda disiplinin gelişmesi adına çalışıyoruz. Performans sanatının Türkiye’de daha görünür, güçlü ve sürdürülebilir bir alan kazanması için çabalıyoruz; sanat dünyasının farklı aktörleriyle performans sanatı arasında bir köprü kuruyoruz.

“Sınırları sorgularken sosyo-politik meselelere ışık tutmak, farklı bakış açılarını görünür kılmak ve çeşitliliği destekleyen ifade alanları açmak niyetindeyiz.”

Performans sanatı alanındaki eksikliklere cevap üretmeyi hedefleyerek “mekânsız” kimliğimizle esnek bir çalışma modeli benimseyerek; inisiyatifler, bienaller, müzeler, galeriler, kamusal alanlar ve uluslararası kurumlarla işbirliği yaparak bugüne kadar 135 sanatçı ile 400’ün  üzerinde performans gerçekleştirdik. Türkiye’de performans sanatının haritasını değiştiren bir alan yarattık. Performistanbul olarak performans sanatını, toplumsal bağ kuran, deneyimleten, araştıran, arşivleyen ve geleceğe taşıyan çok yönlü bir disiplin olarak ele aldık. Her performans, bireysel ifadeyi toplumsal bir bağa dönüştürüyor.Burada her zaman gerçekliği baz alarak bedeni bir ifade aracı olarak kullanırken toplumsal sorunlara da iyileştirici ve eleştirel bir bakış sunmayı amaçlıyoruz. Sınırları sorgularken aynı zamanda sosyo-politik meselelere ışık tutmak, farklı bakış açılarını görünür kılmak ve çeşitliliği destekleyen ifade alanları açmak niyetindeyiz.

Özlem Ünlü, Kâla, 2018, Performans, İhtiyaç: Sen, 672 Saat Canlı Süreç kapsamında, Küratör: Simge Burhanoğlu, İstanbul.

Kâr amacı gütmeyen bir platform olarak 2018 yılında da Performistanbul Performans Sanatını Geliştirme Derneği’ni kurarak dernek statüsünde devam etmeye başladık ve Galata’daki mekanımızla performans sanatı için somut bir çatı da yaratabilmiş olduk. Buradaki ilk niyet Türkiye’nin ilk Canlı Sanat Araştırma Alanı’nı (PCSAA) kurarak canlı sanat kütüphanesi ve arşivini oluşturmaktı; performans sanatı alanında ciddi bir kaynak yoksunluğu bulunuyor burada canlı sanat alanında uluslararası basılı ve dijital kaynakları bir araya getiriyoruz. Tam anlamıyla performans sanatı disiplinine adanmış bir alan yaratmak için çalışıyoruz. 2020 yılından itibaren de  performans sanatı alanında üreten sanatçıları ağırlayan misafir sanatçı programımızı sürdürüyoruz. Canlı Sanat Koleksiyonu ile performans kalıntılarını belgeliyor ve Araştırma Alanımızda yürüttüğümüz projelerle akademik tartışmaları destekliyoruz. Akademik çalışmalar serileri ile bu alanda çalışan araştırma gruplarıyla çalışıyoruz. Ayrıca Performistanbul Yayınları ile dijital mecrada alandaki önemli kaynakları Türkçeleştirerek literatür eksikliğini gidermeye odaklanıyoruz.

Eğitim tarafı da bizim için önemli, 2020 yılında Bilgi Üniversitesi’nde oluşturduğumuz Performans Sanatı Pratikleri başlıklı ders ile altı yıldır öğrencilerle birlikte üretme şansımız oluyor.

“En temelde performans sanatının iyileştirici ve birleştirici gücüne inanıyoruz.”

En temelde performans sanatının iyileştirici ve birleştirici gücüne inanıyoruz. Toplumsal meseleleri görünür kılan, değerleri yansıtan ve özgür ifade alanı yaratan canlı sanat üretimlerine alan açmayı; sanatçıya ve projelere sürdürülebilir bir destek sunmayı hedefliyoruz.

Performistanbul’un kuruluşundan bu yana Türkiye’nin performans sanatı alanındaki gelişimi ve Performistanbul’un buna katkısı hakkında neler söylersiniz?

Türkiye ve dünyada performans sanatı henüz hak ettiği noktaya maalesef ulaşamadı. Uçucu hali materyalist dünya ile hâlâ çakışmakta. Fakat gerçeklik arayışı ve yaşamsal deneyimlerin büyüsü bu disipline olan çekimi kaçınılmaz kılıyor.

7) Agnes Questionmark (Agnes?), Slaughterhouse, 2022, Performans, 40 dakika, Performistanbul Misafir Sanatçı Programı Kapsamında, Performistanbul, İstanbul.

Performistanbul’un kuruluşundan bu yana da Türkiye’de performans sanatı alanında gözle görülür bir dönüşüm yaşandığını söyleyebiliriz. On yıl önce performans sanatı daha çok sergilerin yan etkinliği gibi konumlanıyor, bağımsız ve sürdürülebilir bir üretim alanı olarak yeterince destek bulamıyordu. Bugün ise hem genç sanatçılar arasında bu disipline yönelim arttı hem de kurumlar performans sanatını programlarına daha bilinçli şekilde dahil etmeye başladı.

Biz Performistanbul olarak bu dönüşümün hem tanığı hem de aktif bir parçasıyız. En başından beri performans sanatını bir “etkinlik”, “gösteri” olarak değil, kendi başına bir disiplin olarak konumlandırmak üzere savunuyoruz. Alanın hem pratik hem de kuramsal zeminini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu yaklaşımın, performans sanatının Türkiye’de daha ciddiye alınan, tartışılan ve üzerine düşünülen bir alan hâline gelmesine katkı sunduğunu düşünüyoruz.

Türkiye’deki tek ve ilk sadece canlı sanata adanmış uluslararası performans sanatı platformuyuz. Dolayısıyla başlı başına bu bile büyük bir sorumluluk. Kısacası bu on yıl boyunca yalnızca performans üretmedik; bir ekosistem kurmaya çalıştık. Performans sanatının Türkiye’de daha güçlü, daha görünür ve daha sürdürülebilir bir alan kazanması için üretmeye, araştırmaya ve birlikte düşünmeye devam ediyoruz.

“Performans sanatının geçiciliğine karşı bir hafıza oluşturmak bizim için her zaman önemli oldu. Sadece iyi bir eser değil, yaşamsal hafıza yaratmak amaç.”

Misyonumuzun merkezinde yaratıcı bir alan açmak; performans sanatını felsefe, psikoloji, sosyoloji ve antropoloji gibi insan bilimleriyle buluşturmak; eğitim vermek; Türkçe kaynak üretmek; hukuki ve finansal altyapılar geliştirmek ve toplumla paylaşılabilir bir canlı sanat kültürü inşa etmek yer alıyor. Türkiye’de performans sanatının gelişimi için öncü bir rol üstleniyor; araştırma, eğitim, yayıncılık ve uluslararası işbirlikleri aracılığıyla bu disiplinin kalıcı bir zemin kazanmasına katkı sağlıyoruz.

Gülhatun Yıldırım, Senin Yarın Su, Performans, 2016, Küratör: Simge Burhanoğlu, Artnivo, İstanbul.

Performans sanatının geçiciliğine karşı bir hafıza oluşturmak bizim için her zaman önemli oldu. Sadece iyi bir eser değil, yaşamsal hafıza yaratmak amaç.

Sanat inisiyatiflerinin sürdürülebilirliği çoğunlukla gönüllü esasına dayalı, fonlara bağlı. Performistanbul on yılda 100’ü aşkın sanatçıyla 400’e yakın performans gerçekleştirmiş. Bu sermayeli kurumlar için bile ciddi bir istatistik. Ekonomik ve yapısal olarak nasıl bir işleyişiniz var?

Evet, sanat inisiyatiflerinin sürdürülebilirliği çoğunlukla gönüllü emeğe ve proje bazlı fonlara dayanıyor. Bu durum performans sanatı gibi üretim maliyeti yüksek ama gelir modeli sınırlı bir alan için daha da zorlayıcı. Biz de Performistanbul olarak bu gerçeklikle yola çıktık ve başından itibaren yalnızca program üretmeye değil, yapısal bir model kurmaya odaklandık.

“Türkiye sanat ortamı oldukça dinamik, üretken ve genç bir enerjiye sahip; ancak aynı zamanda kırılgan, ekonomik ve yapısal dalgalanmalara açık bir yapıda.”

Türkiye sanat ortamı oldukça dinamik, üretken ve genç bir enerjiye sahip; ancak aynı zamanda kırılgan, ekonomik ve yapısal dalgalanmalara açık bir yapıda. Özellikle bağımsız alanlar ve inisiyatifler söz konusu olduğunda bu kırılganlık daha görünür hâle geliyor. Büyük kurumların dışında kalan üretimlerin çoğu, kişisel çaba, kolektif dayanışma ve proje bazlı kaynaklarla varlığını sürdürüyor.

Biz de dernekleşerek asıl gücümüzü topluluğumuzdan, dayanışmadan ve bağışlarla büyüyen o görünmez ağdan alıyoruz. Fakat maalesef yeterli olmuyor. Düzenli fon desteğine ihtiyacımız var.

Yapısal olarak ise esnek ama disiplinli bir organizasyon modelimiz var. Küçük ve odaklı bir çekirdek ekiple çalışıyor; proje bazlı olarak genişleyen, sanatçılar ve araştırmacılarla birlikte büyüyen bir yapı kuruyoruz. Gönüllülük elbette önemli bir dayanışma zemini oluşturuyor ancak biz emeğin karşılığını görünür kılmaya ve mümkün olduğunca üretimi bütçelendirmeye özen gösteriyoruz. Çünkü sürdürülebilirlik ancak emeğin değerini teslim ederek mümkün.

Ayrıca uzun vadede bir arşiv, araştırma ağı ve uluslararası bağlantılar üzerinden kurduğumuz bilgi sermayesini de bir güç olarak görüyoruz. Sadece performanslar sunan bir yapı değil; bilgi, ağ ve deneyim üreten bir kurum olma hedefiyle hareket ediyoruz. Bu da hem işbirliklerini artırıyor hem de yeni kaynaklara erişimi kolaylaştırıyor. Kısacası, on yılın arkasında bu çok katmanlı ve kolektif emek var. Ve başka bir yol yokmuşçasına kalpten adanmışlık.

Nathalie Rey, The Passing Body, 2024, Performistanbul Misafir Sanatçı Programı kapsamında, Gate 27 işbirliğiyle, Performistanbul, İstanbul.

Bu vesile ile buradan da yinelemek isterim: Performistanbul 10. Yıl Destek Çağrımız devam ediyor; performans sanatının gelecekte canlı kalabilmesi, korunabilmesi ve büyüyebilmesi için desteğinize ihtiyacımız var.

Türkiye sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce sanat inisiyatiflerinin etki alanı nedir ve bu etki alanı nasıl genişletilebilir?

Risk almaktan çekinen, rutinlerde sıkışmış, sistemin dışına çıkmayan. Performistanbul olarak biz bu ortamı hem zorlayıcı hem de dönüştürücü bir alan olarak görüyoruz. Zorlayıcı, çünkü sürdürülebilirlik meselesi hâlâ en temel sorun. Dönüştürücü, çünkü tam da bu koşullar yeni dayanışma biçimlerini, alternatif üretim modellerini ve daha cesur sanatsal yaklaşımları mümkün kılıyor.

“Türkiye’de sanat inisiyatiflerinin en büyük gücü esneklikleri ve risk alabilme kapasiteleri.”

Türkiye’de sanat inisiyatiflerinin en büyük gücü esneklikleri ve risk alabilme kapasiteleri. Kurumsal yapılara kıyasla daha hızlı hareket edebiliyor olmaları, deneysel işlere alan açabiliyor ve henüz görünürlük kazanmamış sanatçılarla çalışma cesareti gösterebiliyorlar. Bu da rutinleri bozuyor, risk alanları yaratarak yaratıcı özgürlüğün nefes alabildiği alanların ne kadar kıymetli ve elzem olduğunu her gün hatırlatıyor bize. Sansürsüz, baskısız ve müdahalesiz bir sanat üretimi ancak birlikte omuz verildiğinde mümkün olabiliyor.

Asıl etki; ağ kurma, bilgi üretme, genç sanatçılara alan açma, yeni izleyici kitleleriyle temas kurma ve alternatif modeller geliştirme kapasitelerinde yatıyor.

Türkiye sanat ortamının geleceği, büyük kurumlarla bağımsız inisiyatiflerin karşı karşıya durduğu bir yapıdan ziyade; birbirini besleyen, yatay ilişkiler kuran bir dayanışmaya bağlı. İnisiyatifler bu sistemin deney alanı, araştırma laboratuvarı ve çoğu zaman vicdanı olabiliyor. Bu nedenle onların güçlenmesi, aslında tüm sanat ortamının güçlenmesi anlamına geliyor.

Yaşasın bağımsızlar!

 

Karanlığın Kokusu: “Tazı” ve Erkekliğin Kırılgan Coğrafyası

İki Vatanlılık Hakkında Ebedi Bir Soru: Hangi Kara Toprak?

0 0,00