Küresel ölçekte müzeler azalan fonlar, artan kamusal baskılar ve kültürel temsil tartışmalarıyla çevrili bir dönemde, mekânlarını büyütmeye ve yeni izleyicilerle buluşmanın yollarını aramaya devam ediyor. Kimi yıllardır beklenen bir hayalin nihayet gerçekleşmesi, kimi ise endüstriyel ya da tarihî yapıların kültürel belleğe yeniden kazandırılması olarak karşımıza çıkıyor. Uzun soluklu inşaat süreçleri, beklenmedik bütçe artışları ve yoğun tartışmalar eşliğinde şekillenen bu projelerin ortak noktası ise açıldıkları anda hem kalabalıkları hem de eleştirileri üzerine çekecek olmaları.
Bu seçkide sizlere 2026’da kapılarını açmaya hazırlanan, sanatın sergileniş biçimini olduğu kadar müzenin kamusal rolünü de yeniden düşünmeye davet eden bu yeni mekânları bir araya getiriyoruz.

1. Guggenheim Abu Dhabi
Guggenheim Abu Dhabi, Guggenheim Vakfı’nın küresel ölçekteki en iddialı projelerinden biri olarak, uzun süredir devam eden bir sürecin ardından kapılarını açmaya hazırlanıyor. New York’taki Guggenheim Müzesi, bu 320 bin metrekarelik yeni yapı için planlarını 2006 yılında duyurmuş projenin mimarılığını da Frank Gehry üstlenmişti. Gehry’nin geçtiğimiz aylarda hayatını kaybetmesinin ardından, Abu Dabi’de yükselen bu yapı, mimarın son büyük müze projelerinden biri olacak.
Gehry’nin Abu Dabi için geliştirdiği tasarım, Guggenheim Bilbao’daki akışkan ve heykelsi form dilinden belirgin biçimde ayrılıyor. Yerel mimari referanslardan ilham alan yapı, çöl iklimine uyum sağlayacak biçimde kurgulanmış metalik yüzeyli dokuz koniden oluşuyor. Yıllara yayılan gecikmeler ve uluslararası ölçekte yankı bulan protestoların ardından Guggenheim Abu Dhabi’nin 2026 yılında açılması planlanıyor. Müze, Abu Dabi’nin kültürel yatırımlarla şekillenen Saadiyat Adası kültür bölgesinde konumlanıyor. Aynı bölgede 2017’de açılan Louvre Abu Dhabi ile kısa süre önce ziyarete açılan Zayed Ulusal Müzesi de yer alıyor.
Guggenheim Abu Dhabi koleksiyonundan seçili yapıtlar, müze açılmadan önce farklı sergiler kapsamında kamuoyuna sunuldu. Müzenin sergileme programının; Dan Flavin ve Jean-Michel Basquiat gibi Batı sanatının kanonik isimlerini, Asya, Afrika ve Körfez bölgesinden daha az görünür kılınmış sanatçılarla birlikte ele alan çok merkezli bir yaklaşım üzerine kurulması planlanıyor.

2. Lucas Museum of Narrative Art
George Lucas, sinemayı salt bir eğlence alanı olarak değil, anlatının teknolojiyle birlikte yeniden şekillendiği bir mecra olarak düşünen isimlerden biri. Kırk yılı aşkın üretim pratiği boyunca yeni teknolojileri hikâye anlatımının parçası hâline getirerek, bugün “gişe filmi” olarak bildiğimiz anlatı dilinin oluşumunda belirleyici bir rol oynadı. 2026 Eylül’ünde Los Angeles’ta açılması planlanan Lucas Museum of Narrative Art da bu yaklaşımın mekânsal bir uzantısı olarak şekilleniyor.
Lucas Museum of Narrative Art, adından da anlaşılacağı üzere anlatıyı merkeze alan bir müze fikri etrafında kurgulanıyor. Çizgi roman, illüstrasyon ve çocuk kitapları gibi uzun süre müze bağlamında ikincil görülen görsel anlatı biçimlerini odağına alan kurum, “yüksek” ve “popüler” sanat ayrımını bilinçli biçimde askıya almayı hedefliyor. Yaklaşık on beş yıla yayılan ve pek çok kez sekteye uğrayan hazırlık süreci, bu yaklaşımı destekleyen geniş bir koleksiyonun oluşmasına da zemin hazırladı.
Bugün 40 bini aşkın yapıttan oluşan koleksiyon; Frank Frazetta ve Robert Crumb gibi çizgi roman tarihinin önemli figürlerinden, N.C. Wyeth ve Norman Rockwell gibi Amerikan görsel kültürünün tanıdık isimlerine; Robert Colescott ve Kerry James Marshall gibi çağdaş sanatçılara uzanan geniş bir yelpaze sunuyor. Star Wars evrenine ait objeler ve arşiv materyalleri ise bu anlatının kaçınılmaz bir parçası olarak koleksiyonda yer alıyor.
Müzenin mimarisi de bu hikâye anlatımı fikrini destekler nitelikte. MAD Architects’in kurucusu Ma Yansong imzasını taşıyan yapı, Los Angeles silueti üzerinde süzülüyormuş hissi veren formuyla, ilk bakışta bile gerçek ile kurgu arasındaki sınırlarla oynayan bir mekân önerisi sunuyor. Lucas’ın San Diego Comic-Con’da müzeyi “halkın sanatına adanmış bir tapınak” olarak tanımlaması, bu yaklaşımın nasıl bir kamusal karşılık bulacağını zaman içinde gösterecek.

3. Dataland
Yapay zekanın çevresel etkileri, veri kullanımı ve ekonomik sürdürülebilirliği üzerine tartışmalar giderek yoğunlaşırken, Refik Anadol, yapay zeka temelli üretimlerinde veri kullanımı ve enerji kaynakları meselesini özellikle öne çıkaran bir yaklaşım benimsiyor. 2026 baharında Los Angeles şehir merkezinde gelişmekte olan kültür hattına dâhil olmaya hazırlanan Dataland, bu yaklaşımı mekânsal ve kurumsal bir yapıya dönüştürmeyi amaçlıyor. Anadol’un aktardığına göre, merkezde kullanılan tüm veri setleri izinli olacak; araştırmalar ise yenilenebilir enerjiyle çalışan sunucular üzerinden yürütülecek.
Dataland, Frank Gehry’nin imzasını taşıyan karma kullanımlı bir yapının yaklaşık 2.300 metrekarelik bölümüne yerleşiyor. Merkez, insan hayal gücü ile makinelerin yaratıcı potansiyelinin kesişiminde konumlanan bir alan olma vaadiyle tanımlanıyor. Bu söylemin pratikte nasıl karşılık bulacağı ise şimdilik belirsizliğini koruyor.
Bilinenler arasında, Dataland’in teknoloji odaklı sanatçılar için bir misafir sanatçı programına ev sahipliği yapacağı ve beş galeriden birinin Anadol’un 2014’ten bu yana farklı bağlamlarda geliştirdiği Infinity Room serisine ayrılacağı yer alıyor. Yarım milyon koku molekülüyle eğitildiği belirtilen bu yeni yerleştirme, projeksiyonlar ve aynalarla kurulan mekâna koku duyusunu da dâhil ederek izleyiciye çok katmanlı bir deneyim sunmayı hedefliyor. Dataland, bu ve benzeri üretimler aracılığıyla, algıyı dönüştürmeyi vaat eden deneyimsel bir program öneriyor.

4. David Geffen Galleries at LACMA
Los Angeles County Museum of Art (LACMA), on yılı aşkın süredir devam eden bir hazırlık sürecinin ardından, Peter Zumthor imzasını taşıyan David Geffen Galleries’i Nisan 2026’da resmen açmaya hazırlanıyor. Adını müzeye 150 milyon dolarlık bağışıyla projeye destek veren müzik yapımcısı David Geffen’den alan yapı, geçtiğimiz yaz sessiz sedasız bir ön açılışla izleyiciye açılmış, bu süreçte kalıcı koleksiyondan binlerce yapıtın yerleştirilmesine başlanmıştı.
Yeni müze binasının inşası için Los Angeles kenti de 125 milyon dolarlık bir katkı sağladı. Wilshire Bulvarı’nın iki yakasına yayılan yapı, kentin ana arterlerinden birini adeta kesintisiz bir sergileme alanına dönüştürüyor. Binanın kuzey kanadı, müzenin merhum mütevellilerinden Elaine Wynn’in adını taşırken, güney kanadı için henüz bir bağışçı belirlenmiş değil.
David Geffen Galleries, yalnızca kapalı sergi alanlarıyla değil, müze yerleşkesine yayılan kamusal sanat üretimleriyle de dikkat çekiyor. Shio Kusaka, Thomas Houseago, Liz Glynn, Pedro Reyes ve Diana Thater, müze arazisinde konumlanacak açık alan yapıtlarıyla projeye katkı sunacak isimler arasında yer alıyor. Mariana Castillo Deball, kampüsün tarihine göndermede bulunan ve mekâna özgü olarak üretilen Feathered Changes adlı çalışmayı hayata geçirirken, Sarah Rosalena ise müzenin yeni restoranlarından biri için büyük ölçekli bir tekstil yerleştirmesi hazırlıyor.
Yeni galerilerin açılışı vesilesiyle LACMA, koleksiyon tarihine de geri dönüyor. Müze, 1965’teki açılışı için sipariş edilen Alexander Calder heykelini yeniden sergilemenin yanı sıra, Auguste Rodin’in büyük ölçekli yapıtlarını da izleyiciyle buluşturmayı planlıyor.

5. Crystal Bridges Expansion
Arkansas merkezli Crystal Bridges Museum of American Art, onuncu yılını 2021’de kutlarken, müzenin ölçeğini ve iddiasını önemli ölçüde büyütecek kapsamlı bir genişleme projesini de duyurdu. Safdie Architects imzasını taşıyan bu yeni ek, müzenin Crystal Spring sularının üzerine konumlanan özgün yapılarıyla aynı mimari dili sürdürüyor. İlk etapta 2024’te açılması planlanan genişleme, takvimdeki revizyonların ardından 6 Haziran 2026’ya ertelendi.
Crystal Bridges Expansion, müzenin fiziksel kapasitesini neredeyse yüzde 50 oranında artırarak 114 bin metrekarelik yeni bir alan kazandırıyor. Bu genişleme, sergi galerilerinin yanı sıra stüdyo alanları, yeme-içme mekânları ve etkinlik salonlarını da kapsıyor. Artan alan ihtiyacı, yalnızca kurumsal büyümeyle değil, müzenin koleksiyonunun son yıllarda hızla genişlemesiyle de yakından ilişkili. Müzenin kurucusu ve Walmart varisi Alice Walton’ın giderek yoğunlaşan koleksiyonerlik faaliyetleri, Crystal Bridges’i Amerika sanatının önemli bir birikim merkezine dönüştürmüş durumda.
Bu sürecin en dikkat çekici adımlarından biri, geçtiğimiz eylül ayında Dallas merkezli koleksiyonerler Candace ve Michael Humphreys’in bağışıyla müzeye kazandırılan, Elizabeth Catlett’ten Nicholas Galanin’e uzanan 100’ü aşkın sanatçıya ait 200 yapıt oldu. Öte yandan müze, bu yaz açılan Foundations of American Art galerisiyle, genişleme tamamlanmadan önce izleyiciye yaklaşan dönüşümün ipuçlarını sunmaya başladı.

6. Kanal Pompidou
Brüksel, uzun süredir güçlü koleksiyonlara ve hareketli bir çağdaş sanat ortamına sahip olmasına rağmen, bu üretimi bir araya getiren büyük ölçekli bir müze yapısından yoksundu. Kanal Pompidou, kentin endüstriyel belleğini çağdaş sanatla buluşturan bir dönüşüm projesi olarak bu boşluğu doldurmayı hedefliyor. 2018 yılında Brüksel Bölge Hükümeti’nin desteğiyle hayata geçirilen projede, kentin endüstriyel mirasına ait eski bir Citroën garajı müze mekânı olarak yeniden kurgulandı. Kasım 2026’da açılması planlanan Kanal Pompidou, hem ölçeği hem de mekânsal kurgusuyla Avrupa’daki en büyük kültür kurumları arasında yer almayı planılıyor.
Kurumun ilk beş yılı, Paris’teki Centre Pompidou ile kurulan iş birliği çerçevesinde şekillenecek. Açılış programında, Fransız kurumun koleksiyonundan yaklaşık 300 yapıtın yer alması planlanıyor. Bu dönem, Kanal Pompidou’nun kendi sergileme yaklaşımını oluştururken Brüksel’in çağdaş sanat sahnesiyle bağlarını güçlendirmeyi amaçlıyor. Uzun vadede ise müzenin odağı yerel üretime çevirmeyi hedefliyor. Kanal Pompidou, Belçika merkezli sanatçıların işlerini uluslararası dolaşıma taşıyan, kentin güncel sanat pratikleriyle daha geniş bir izleyici kitlesi arasında ilişki kuran bir kurum olarak konumlanmayı amaçlıyor.

7. Memphis Art Museum
Tennessee’nin en eski ve en kapsamlı sanat kurumu olan Memphis Art Museum, Aralık 2026’da kente yeni bir adresle geri dönüyor. Hâlen Memphis Brooks Museum of Art adıyla Overton Park’ta faaliyet gösteren müze, Mississippi Nehri ile Front Street arasında konumlanan yeni binasıyla kamusal alana daha doğrudan açılmayı hedefliyor.
Pritzker Ödüllü mimarlık ofisi Herzog & de Meuron’un, Memphis merkezli Archimania ile birlikte tasarladığı 122 bin metrekarelik yapı, müzenin 5 bin yıla yayılan ve yaklaşık 9 bin eserden oluşan kalıcı koleksiyonuna ev sahipliği yapacak. Peyzaj tasarımını üstlenen OLIN’in planı ise müzeyi yalnızca bir sergileme mekânı olarak değil, kent yaşamının parçası hâline getirmeyi amaçlıyor. 10 bin metrekarelik bir topluluk bahçesi ve müze çatısında konumlanan 50 bin metrekarelik açık hava heykel alanı bu yaklaşımın öne çıkan unsurları arasında.

8. New Museum Expansion
New York’un çağdaş sanat sahnesindeki en önemli kurumlardan biri olan New Museum, uzun süredir gündemde olan genişleme projesiyle 2026’nın başlarında yeniden kapılarını açmaya hazırlanıyor. Müze, 2016 yılında mevcut alanını iki katına çıkarma hedefiyle yola çıkmıştı. Başlangıçta 40. yılına yetişmesi planlanan proje, yıllar içinde hem takvim hem de bütçe açısından ciddi ölçüde büyüdü.
Yaklaşık 60 bin metrekarelik ek yapının inşaatına ancak 2022 yılında başlanabildi. Bu süreçte müze, komşu Bowery binasını yenileme planından vazgeçerek tamamen yeni bir yapı inşa etmeye karar verdi. Shohei Shigematsu ve Rem Koolhaas liderliğindeki OMA ile Cooper Robertson’ın birlikte tasarladığı yeni yapı, New Museum’un SANAA imzalı mevcut binasıyla doğrudan ilişki kuracak şekilde kurgulandı. Yedi katlı ek binanın üç katı, müzenin mevcut galerileriyle kesintisiz bir dolaşım sağlayacak biçimde tasarlandı.
Genişleme projesiyle birlikte sanatçı misafir programları ve kamusal etkinlikler için yeni alanlar oluşturuluyor. Müzenin kitabevi genişletilecek aynı zamanda yapıya bir restoran da eklenecek. Ayrıca New Museum’un yaratıcı girişimlere odaklanan platformu NEW INC, bu yapı sayesinde kalıcı bir mekâna kavuşuyor.
Mart 2024’te inşaat çalışmaları nedeniyle kapılarını kapatan müzenin yeniden açılışı önce sonbahar olarak duyurulmuş, ardından 2026’nın başlarına ertelenmişti. New Museum, dönüşünü 150 sanatçının katıldığı New Humans: Memories of the Future başlıklı sergiyle yapmaya hazırlanıyor. Sergi, teknolojinin insanlık üzerindeki etkisini tarihsel ve spekülatif bir çerçevede ele alıyor.

9. Fondazione Dries Van Noten
Venedik’te Büyük Kanal kıyısında yer alan Palazzo Pisani Moretta, yüzyıllar boyunca kentin hafızasında farklı rollere büründü. 15. yüzyılın ortalarında inşa edilen yapı aristokrat toplantılardan gizli buluşmalara, ihtişamlı maskeli balolardan sinema tarihine uzanan bir dizi hikâyenin taşıyıcısı oldu. Nisan 2026’dan itibaren ise bu tarihsel yapı, çağdaş kültüre odaklanan yeni bir işleve kavuşuyor.
Moda dünyasının en özgün isimlerinden Dries Van Noten, uzun yıllardır birlikte olduğu partneri Patrick Vangheluwe ile birlikte Palazzo Pisani Moretta’yı satın alarak burada Fondazione Dries Van Noten’i hayata geçirmeye hazırlanıyor. Yaklaşık 36 milyon avroya gerçekleştiği konuşulan bu satın alma, Van Noten’in pratiğini modanın ötesine taşıyan kalıcı bir kültürel girişim olarak okunuyor.
Vakfın odağında “zanaat” kavramı yer alıyor ancak bu kavram, dar bir teknik tanımla sınırlı değil. Üçüncü kuşak bir terzi olan Van Noten için zanaat, elde yapılan ve emekle anlam kazanan her üretimi kapsıyor. Yemek kültüründen cam işçiliğine uzanan bu geniş yaklaşım, vakfın programına da yön veriyor.
Fondazione Dries Van Noten, Palazzo Pisani Moretta’nın yanı sıra ikinci, galeri ölçeğinde bir mekânda da faaliyet gösterecek. Sergiler, misafir sanatçı programları ve söyleşiler aracılığıyla çağdaş üretime alan açmayı hedefleyen vakıf, Venedik’in tarihsel dokusuyla bugünün yaratıcı pratikleri arasında süreklilik kurmayı amaçlıyor. Bu girişim, Van Noten’in ifadesiyle çağdaş üretim için bir platform olmanın ötesinde, zanaat, kültür ve belleğin birlikte düşünüldüğü bir yapı öneriyor.

10. Canyon
New York’un Lower East Side’ında 2026’ya doğru şekillenen Canyon, video, ses ve performans sanatına odaklanan yeni bir kültür mekânı olarak kentin çağdaş sanat haritasına eklenmeye hazırlanıyor. Yaklaşık 18 bin metrekarelik bu yeni yapı, ilk kez geçtiğimiz kasım ayında kapılarını aralayarak Ayoung Kim’in Performa kapsamında ürettiği işi ağırladı ve mekânın potansiyeline dair ilk ipuçlarını verdi.
Dijital sanatçı Ian Cheng’in adını koyduğu Canyon, eski bir perakende alanının dönüştürülmesiyle hayata geçiriliyor. Yenileme sürecini üstlenen New Affiliates Architecture, ham ve endüstriyel karakterini koruyan bu alanı, farklı disiplinlerin bir araya geldiği esnek bir kültür mekânı olarak yeniden kurguluyor. İnşaatın 2026 bitmeden tamamlanması planlanıyor.
Canyon’un kalıcı bir koleksiyonu olmayacak. Bunun yerine mekân, üretim ve deneyim etrafında şekillenen bir program öneriyor. Yarı yeraltında konumlanan geniş ana salon; kafe, restoran ve bar alanlarıyla izleyiciler arasında gündelik bir karşılaşma zemini kurmayı hedefliyor. 260 kişilik performans salonu ve daha küçük ölçekli gösterim alanları ise mekânın çok katmanlı kullanımını destekliyor.
Projenin finansörü, Whitney Müzesi yönetim kurulunda da yer alan Robert Rosenkrantz; direktörlüğünü ise daha önce MASS MoCA’yı yöneten Joe Thompson üstleniyor. Canyon’un, özellikle performans ve yeni medya odaklı programıyla, sanat izleyicisinin yanı sıra farklı toplulukları da kendine çekmesi amaçlanıyor.
Yılda üç sergi döngüsüyle çalışacak olan Canyon’un açılış programı da bu yaklaşımı yansıtıyor. Japon yeni medya sanatçısı Ryoji Ikeda’ya odaklanan kapsamlı bir retrospektifin yanı sıra, Hans Ulrich Obrist küratörlüğünde hazırlanan Worldbuilding sergisi, sanat ile oyun kültürü arasındaki kesişimlere odaklanacak.

11. Tang Wing for American Democracy
New York Historical, Amerika Birleşik Devletleri’nin 250. yılına yaklaşırken kurumun ölçeğini ve kamusal iddiasını genişleten yeni bir yapıyla izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Robert A. M. Stern imzasını taşıyan Tang Wing for American Democracy, Haziran 2026’da kapılarını açacak ve müzenin anlatı odağını doğrudan demokrasi kavramı etrafında yeniden kuracak.
Agnes Hsu-Tang ve Oscar Tang’in 20 milyon dolarlık bağışıyla hayata geçirilen 71 bin metrekarelik yeni kanat, farklı işlevleri bir araya getiren çok katmanlı bir yapı olarak tasarlandı. Mekân Klingenstein Family Gallery sergi salonuna, Stuart ve Jane Weitzman Ayakkabı Müzesi’ne, Patricia D. Klingenstein Kütüphanesi için ayrılmış arşiv alanlarına ve bir konservasyon laboratuvarına ev sahipliği yapacak. Ayrıca American LGBTQ+ Museum da 2027 itibarıyla bu yapıda kalıcı mekânına kavuşacak.
Tang Wing’in açılışı, New York Historical’ın 2026 programında yer alan sergilerle birlikte düşünülüyor. Bu sergilerden biri olan House Made of Dawn: Art by Native Americans, 1880–Now, Agnes Hsu-Tang ve Oscar Tang’in müzeye bağışlamayı taahhüt ettiği yüzü aşkın yapıt, nesne ve nadir kitaptan oluşan seçkiye dayanıyor. Sergi, Yerli Amerikalı sanatçıların üretimlerini tarihsel süreklilik içinde ele almayı amaçlıyor. Klingenstein Family Gallery’nin açılış sergisi Democracy Matters ise Amerikan demokrasisinin hikâyesini, New York Historical koleksiyonundan seçilen nesneler aracılığıyla anlatıyor.


