Moda dünyası son yıllarda yalnızca podyumlarda değil, müze salonlarında da kendine güçlü bir anlatı alanı açıyor. Yaratıcı direktör değişimleri, yeni başlangıçlar ve köklü markalarda açılan taze sayfalarla şekillenen 2025’in ardından, moda sergileri tasarımların arka planını, yaratıcı süreçleri ve kreatif zekânın izlerini takip etmek için önemli bir alan sunuyor.
Hızlanan sektörel dönüşümün ortasında arşivlere, geçmişe ve kolektif belleğe dönmek; modayı yalnızca trendler üzerinden değil, kültürel, sanatsal ve politik bağlamlarıyla ele alma imkânı yaratıyor. 2026 yılı bu yoğunluğun ve çeşitliliğin devam edeceğini şimdiden gösteriyor. Tarihe mal olmuş couturier’lerden çağdaş imge üreticilerine, belirleyici dönemlerden yıldönümü sergilerine uzanan geniş bir çerçeve söz konusu. Birçoğu, modayı sanatla yan yana değil, iç içe düşünmeyi öneriyor ve kıyafetleri estetik bir nesnenin ötesinde, bir ifade biçimi olarak ele alıyor.
Bu seçkide, 2026 yılı boyunca dünyanın farklı şehirlerinde açılacak, öne çıkan moda sergilerini bir araya getiriyoruz.

1. The 90s, Tate Britain
Edward Enninful OBE’nin küratörlüğünü üstlendiği The 90s, 1 Ekim 2026’da açılacak ve 14 Şubat 2027’ye kadar Tate Britain’da ziyaret edilebilecek. Sergi, Britanya kültüründe yaratıcılığın yön değiştirdiği, sınırların esnediği bir dönemi mercek altına alıyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve ülkenin ekonomik durgunluktan çıkmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkan özgürlük ve isyan duygusu; 1990’larda sanattan modaya, müzikten tasarıma uzanan yeni bir yaratıcı dilin oluşmasını mümkün kıldı.
Yüksek sanat ile popüler kültür arasındaki yerleşik hiyerarşilerin nasıl çözüldüğünü görünür kılan sergi, bu karşılaşmanın Britanya’nın görsel hafızasında bıraktığı kalıcı izleri de inceliyor. Juergen Teller, Nick Knight, David Sims ve Corinne Day gibi fotoğrafçıların ikonik işleri; Damien Hirst, Gillian Wearing ve Yinka Shonibare’nin üretimleriyle yan yana geliyor. Vivienne Westwood, Alexander McQueen ve Hüseyin Çağlayan gibi dönemin estetiğini belirleyen tasarımcıların koleksiyonları ise bu anlatının modadaki karşılığını kuruyor.

2. The Antwerp Six, MoMu- Fashion Museum Antwerp
The Antwerp Six, altı tasarımcının ortak bir eğitim sürecinden çıkıp birbirinden bağımsız ama eşit derecede etkili kariyerler inşa etmesinin hikâyesini anlatıyor. Dirk Bikkembergs, Ann Demeulemeester, Walter Van Beirendonck, Dries Van Noten, Dirk Van Saene ve Marina Yee’nin yolları, Antwerp Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nin moda bölümünde kesişti. Bu kesişmenin ardından, kısa sürede uluslararası moda sahnesine taşan bir etki yarattı.
1986’da Londra’daki British Designer Show’da kendi koleksiyonlarını bir arada sunmaları, Antwerp’i dünya moda haritasına kalıcı biçimde yerleştiren bir dönüm noktası oldu. Sergi, bu çıkış anından itibaren her bir tasarımcının geliştirdiği özgün dili ve Antwerp estetiğinin nasıl kolektif bir kimliğe dönüştüğünü izliyor. Minimalizmle deneyselliği, şiirsellikle radikalliği yan yana getiren bu yaklaşımın, günümüz modası üzerindeki etkisi hâlâ hissediliyor. Sergi, MoMu’da 28 Mart 2026’da açılacak ve 17 Ocak 2027’ye kadar ziyaret edilebilecek.

3. Schiaparelli: Fashion Becomes Art, V&A South Kensington
V&A South Kensington’da 28 Mart 2026 tarihinde kapılarını açacak Schiaparelli: Fashion Becomes Art, Elsa Schiaparelli’ye odaklanan Birleşik Krallık’taki ilk kapsamlı sergi olma özelliğini taşıyor. Sergi, 1920’lerde sürrealizmle kurduğu cesur ilişkiyle modanın sınırlarını zorlayan Schiaparelli’nin yaratıcı dünyasından, bugün Daniel Roseberry’nin liderliğinde yeniden canlanan moda evine uzanan geniş bir zaman aralığını kapsıyor.
“Zor zamanlarda moda her zaman daha sıradışı olur” diyen Schiaparelli’nin bu yaklaşımı, serginin temel hattını oluşturuyor. Salvador Dalí ile gerçekleştirdiği iş birliklerinden doğan ikonik tasarımlar, modayı bir sanat pratiği olarak ele alan vizyonunu görünür kılıyor. Sergi, Schiaparelli’nin yalnızca estetik değil, düşünsel olarak da dönüştürücü etkisini; beden, hayal gücü ve sanat arasındaki ilişki üzerinden okuyor.

4. Nigo: From Japan with Love, Design Museum
1 Mayıs 2026’da Londra’daki Design Museum’da açılan Nigo: From Japan with Love, Japon kreatif direktör NIGO’nun Japonya dışındaki ilk kapsamlı müze retrospektifi olma özelliğini taşıyor. Harajuku’nun arka sokaklarından küresel moda sahnesine uzanan bu sergi, NIGO’nun çok katmanlı üretimini ve çağdaş görsel kültür üzerindeki etkisini izliyor.
Sokak stilinden modaya, müzikten tasarıma uzanan pratiğiyle NIGO, son otuz yılın en belirleyici figürlerinden biri olarak öne çıkıyor. 1990’larda kurduğu A Bathing Ape ile streetwear estetiğini dönüştüren tasarımcı, bugün KENZO’nun kreatif direktörü olarak bu etki alanını farklı ölçeklerde sürdürmeye devam ediyor. Sergi, bu sürekliliği yalnızca markalar üzerinden değil, kültürel referanslar ve kişisel ilgi alanları üzerinden de görünür kılıyor. NIGO’nun kişisel arşivinden seçilen vintage giysiler ve ilham kaynakları; yakın iş birlikleriyle birlikte sergide yer alıyor.

5. Tim Walker’s Fairyland: Love and Legends, National Portrait Gallery
8 Ekim 2026’da Londra’daki National Portrait Gallery’de açılacak Tim Walker’s Fairyland: Love and Legends, Britanya’nın en ayırt edici fotoğrafçılarından Tim Walker’ın iç dünyasına açılan bir kapı niteliğinde. Sergi, Walker’ın merceğinden queer kimlik, topluluk ve sevgi kavramlarını ele alarak gerçek ile hayalin iç içe geçtiği bir anlatı kuruyor. 1990’larda masallardan ve macera hikâyelerinden beslenen özgün diliyle dikkat çeken Walker, kariyeri boyunca Chappell Roan, Lady Gaga, Pet Shop Boys, Hunter Schafer, Miriam Margolyes ve Frank Ocean gibi isimleri fotoğrafladı. Vogue, Vanity Fair, W, LOVE, Another Man ve i-D gibi dergilerde yayımlanan bu üretim, onun oyunbaz ama derinlikli bakışını şekillendirdi.
Walker, bu sergi için beş yıl boyunca Britanya’dan ve dünyanın farklı yerlerinden aktivistlerin, sanatçıların, yazarların ve performans üreticilerinin izini sürdü. Ortaya çıkan fotoğraflar, queer öncülerin hikâyeleriyle kurulan kişisel ve samimi bir bağın ürünü. Abartılı portreler ve düşsel manzaralar, bu karşılaşmalardan doğan zengin bir görsel dünyaya işaret ediyor.

6. Color Power, Musée des Arts Décoratifs Paris
Renkle kurduğu güçlü ilişki ve fotoğraflarındaki bedensel yoğunlukla kısa sürede çağdaş moda fotoğrafçılığının öne çıkan isimlerinden biri hâline gelen Rafael Pavarotti, Color Power başlıklı sergisiyle Paris’te, Musée des Arts Décoratifs’te izleyiciyle buluşuyor.
1993 doğumlu Brezilyalı fotoğrafçının pratiği, Amazon yağmur ormanlarında geçen çocukluğunun görsel hafızasını çağrıştıran doygun renkler ve güçlü kompozisyonlar etrafında şekilleniyor. Büyük moda dergileri için ürettiği fotoğraflardan, önde gelen moda evleriyle gerçekleştirdiği kampanyalara uzanan geniş bir seçkiyi bir araya getiren sergi, sanatçının bugüne kadarki üretimini bütünlüklü bir bakışla ele alıyor.

7. Costume Art, Met Costume Institute- New York
The Costume Institute’un 2026 baharında açılan Costume Art sergisi, The Met’in yeni galerilerinde giysi ile beden arasındaki karşılıklı ilişkiye odaklanıyor. Müzenin yıllık bahar sergisi olarak kurgulanan bu edisyon, giyinmeyi yalnızca estetik bir tercih değil, bedeni biçimlendiren ve anlamlandıran kültürel bir pratik olarak ele alıyor.
Sergide, Costume Institute koleksiyonundan seçilen giysiler, The Met’in diğer koleksiyonlarından sanat eserleri ve objelerle bir araya geliyor. Bu karşılaşmalar; biçim ile fikir, estetik ile politika, kişisel olan ile kolektif deneyim arasındaki geçişleri görünür kılıyor. Sergi, farklı dönemlerde ve kültürlerde tekrar eden “beden tipleri” etrafında kurduğu yapısıyla, modayı tarihin kenarında değil, merkezinde konumlandırıyor. 10 Mayıs 2026’da açılacak ve 10 Ocak 2027’ye kadar sürmesi planlanan Costume Art, giysiyle beden arasındaki sezgisel bağı sakin ama güçlü bir anlatıyla izleyiciye sunuyor.

8. Vivienne Westwood: Rebel – Storyteller – Visionary at the Bowes Museum
The Bowes Museum, Vivienne Westwood’a adadığı sergilerle güçlü bir hafızaya sahip. 2026 baharında açılan Rebel – Storyteller – Visionary ise bu hattın en kapsamlı durağı olarak öne çıkıyor. Sergi, Westwood’un 1980’lerden 2000’lere uzanan yaklaşık yirmi yıllık üretim sürecine odaklanarak, onu Britanya moda tarihinin en etkili yaratıcı figürlerinden biri hâline getiren dönüşümü iz sürercesine ele alıyor.
Nadiren sergilenen özel koleksiyonlardan parçalar ile müzenin kendi arşivinden objeleri bir araya getiren seçki, Westwood’un punk’tan beslenen erken dönem enerjisinden tarihsel giyim biçimlerini yeniden yorumladığı couture yaklaşımına uzanan yaratıcı yolculuğunu görünür kılıyor. Malcolm McLaren’la kurduğu ortaklıktan, 80’ler ve 90’larda modayı politik ve estetik bir dile dönüştüren tasarımlarına kadar uzanan bu anlatı, Westwood’un asi ruhunu geleneğin içinden konuşan bir güç olarak konumlandırıyor. 6 Eylül 2026’ya kadar süren bu çok mekânlı sergi, Bowes Museum’un şimdiye kadarki en iddialı Westwood projesi olarak, isyan ile geleneği yan yana düşünmeye davet ediyor.

9. Many Shades of Grès, Museum of Decorative Arts Berlin
Museum of Decorative Arts Berlin, 2026 Mayıs–Kasım tarihleri arasında Madame Grès’e odaklanan kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Özellikle 1960’lardan 1980’lere uzanan döneme yoğunlaşan sergi, Grès’in zamansız siluetlerini yakından incelemek için nadir bir imkân sunuyor. Antik heykellerden ilham alan, yere kadar uzanan pilili elbiseleriyle 1930’larda adını duyuran Grès, Paris’in işgal yıllarının ardından da etkisini sürdürmüş; kumaşı bedene neredeyse mimari bir hassasiyetle yerleştiren yaklaşımıyla haute couture’ün en rafine figürlerinden biri hâline gelmişti. Sergi, onun ustalığını tanımlayan drapeler, pliler ve yapısal inceliği merkeze alırken, modayı sanat ve kültürle kurduğu sürekli diyalog üzerinden okumayı öneriyor.

10. Art X Fashion, FIT Museum New York
New York’taki FIT Museum, Şubat 2026’da açılacak Art X Fashion sergisiyle modanın en eski sorularından birini yeniden gündeme taşıyor: Moda bir sanat formu olabilir mi? Sergi, bu soruya kesin cevaplar vermektense, moda ile güzel sanatlar arasındaki karşılıklı etkileşimi tarihsel ve çağdaş örnekler üzerinden görünür kılıyor.
Elsa Schiaparelli’den Rei Kawakubo’ya, Iris van Herpen’den Martin Margiela’ya uzanan geniş bir seçki, giysinin yalnızca işlevsel bir nesne değil; estetik, düşünsel ve kültürel bir ifade alanı olduğunu hatırlatıyor. FIT’in kalıcı koleksiyonundan seçilen 140’tan fazla parça; giysiler, tekstiller, fotoğraflar ve sanat yapıtlarını yan yana getirerek, modanın sanatı nasıl beslediğini, sanatın da modayı nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor.
*Bu seçki hazırlanırken, Wallpaper’da 28 Aralık 2025’te Belle Hutton tarafından kaleme alınan seçkiden faydalanılmıştır.


